Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

30 Ağustos, neyden kurtuluyoruz?


104 yıl önce emperyalizmi ve onun işbirlikçisi saltanatı dize getiren iradenin bugünkü karşılığı; eşitlikçi ve özgür bir memleketi, sosyalizmi inşa etmekteki kararlılığımızdır.

Yayın Tarihi: 29.08.2026 , 21:44 Güncelleme Tarihi: 30.08.2026 , 00:02

Aklı başında insanı delirtecek, kimileri için yer yer öfke nöbetlerine sebebiyet verecek ölçüde cumhuriyetçilerin sinir uçlarında gezinen iktidar temsilcileri çıkıyor karşımızda. Gün aşırı devrime, devrimcilere, Cumhuriyet'e ve onu kuran iradeye yönelik saygısızlıkları, hakarete varan çıkışları ve iftiralarıyla gündemi meşgul eden bir zihniyet bu.

Olacak iş değil, diyeceğiniz her şey oluyor memlekette. Ülkemiz karşı devrimin esiri oldu diyorsak, az buz bir şey söylemiyoruz. Bu tablonun bütün gerçekliğiyle kavranması, zor da olsa kabul edilmesi ve buna göre devrimci bir hareket prensibinin benimsenmesi gerekiyor. Ne diyelim, bu tür hareket tarzının daha yaygın benimsenmesine kesinlikle yardımcı olan bir Millî Eğitim Bakanı var hükümette.

Tam ifadesini aynen aktaralım: "Kurtuluş Savaşı demeyelim, Millî Mücadele diyelim; neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı."
Yusuf Tekin, biz sadece İngiliz emperyalizmine ve işgal ordularına karşı değil; işgale boyun eğen, devrimci hükümete karşı fetvalar çıkarıp isyanlar örgütleyen Osmanlı saltanatına karşı da savaştık. Bizim zaferimiz, hem vatanın kurtuluşu hem de saltanatın kaldırılarak Cumhuriyet'in kurulmasıdır. Yani ağababalarınızdan kurtuldu bu memleket 1919-1923’te. Bugün 104. yıldönümünde olduğumuz Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde kapana sıkışan yalnız işgalci Yunan orduları değildi anlayacağınız.

Osmanlı elbet büsbütün karanlık, kötücül bir tarih değildir. Ancak toplumsal ve siyasal alanda bugün mirasını taşıdığımız bakiye, çürümüş Osmanlı'dan değil; tam aksine, diyalektik olarak Osmanlı'yı tarihe gömen devrimci birikimden bize emanettir. Osmanlı tarihteki rolünü oynamış ve perde kapanmıştır. Perde kapandıktan sonra da sahnede kalan fazlalığı temizleyecek devrimciler öne çıkar, gereğini yapar ve o devir biter gider.

İşte bu yüzden, Büyük Taarruz'un 104. yıldönümünde, o günkü iradeyi bugünün devrimci görevleriyle birlikte kuşanmak zorundayız. Şu anda nostaljiye, romantizme kapılacak, gözümüzü kapatacak hâlimiz yok. Bugün karşımızda mücadele vermemiz gereken odaklar, ne yazık ki memleketin en kılcal damarlarına kadar sızmış durumdalar.

Türkiye'nin temellerine dinamit yerleştiren, etnik ve mezhepsel fay hatlarını derinleştiren, komşularımızla çatışmayı körükleyen yayılmacı ve saldırgan sermaye politikalarına karşı itirazımızı çok daha gür bir sesle ve kaya gibi bir bilinçle yükseltmeliyiz.
“Sınırları genişleteceğiz” hezeyanıyla ülkeyi adım adım çözülüşe ve felakete sürükleyen bu anlayışa geçit vermemek için birleşmeliyiz.
Ülkemizin NATO üsleriyle, çok uluslu tekellerin görünmez işgaliyle ve yeni mandacı emperyalist antlaşmalarla kuşatılmasına razı değilsek, artık harekete geçmekte tereddüt etmemeliyiz.
Vatan-millet-Sakarya edebiyatını dillerinden düşürmeyen ama memleketin her karış toprağını rant uğruna peşkeş çekmekten asla geri durmayan ikiyüzlülerin elinden iktidarı almalıyız.

Dahası;
30 Ağustos demek; tarikatların, cemaatlerin ve piyasacıların egemenliğine son vermek için kavgaya atılmak demektir. Öyle olmalıdır. Tarikat karanlığının gençlerimizin geleceğini çalmasına, kadınları toplumdan dışlamasına ve şiddete mahkûm etmesine seyirci kalamayız. Bilimi, sanatı, planlamayı yurdun dört bir yanında hâkim kılmak için kolları sıvama vaktidir.

Bağımsız ve egemen bir ülke, laik bir toplumsal düzen, devletçi ve planlı bir ekonomi ile karşı devrimin yarattığı enkazı elbet süpürüp atacağız. Cumhuriyet'i, onu asıl yaşatacak olanların, yani emekçilerin ellerinde yeniden kuracağız.

Bizim kavgamız; zenginliği yaratan emekçilerin o zenginliği hakça paylaştığı, patronların kâr hırsı uğruna işçilerin can vermediği, yoksulluğun ve işsizliğin kökünden kazındığı sömürüsüz bir düzen içindir. 104 yıl önce emperyalizmi ve onun işbirlikçisi saltanatı dize getiren iradenin bugünkü karşılığı; eşitlikçi ve özgür bir memleketi, sosyalizmi inşa etmekteki kararlılığımızdır.
Böyle olmadığını, Cumhuriyet davasının sosyalizmden ayrı bir dava olduğunu söyleyen kim varsa anlatın onlara: Şatafat içinde günlerini gün eden patronlar, keyifli günlerinde viski yudumlar gibi içtiler Cumhuriyet'in faziletlerini; dibini gördüler.

Kurtuluşumuz kendi ellerimizdedir. Zafer Bayramı'mız kutlu olsun!

Yazarın Son Yazıları