Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Celladın kırbacına talip olmak: Esat Oktay çılgınlığı

Bilelim ki Türkiye’nin kurtuluşu, her kesimden, her farklı kalkış noktasından aynı yöne; sermaye düşmanlığına hareketle mümkündür ve bu hareket hiçbir işkencecinin bir daha hortlamasına izin vermeyecektir.

Yayın Tarihi: 20.12.2025 , 19:52 Güncelleme Tarihi: 21.12.2025 , 00:01

Türkiye’nin politik atmosferi, özellikle bazı kesimler mercek altına alındığında, ne yazık ki tarihsel hafızasızlığın ve sınıfsal körlüğün yarattığı grotesk bir tiyatro sahnesini andırmaya başladı. Ülkenin içine sürüklendiği siyasi ve iktisadi kriz ortamı kadar, bu krizlerin tetiklediği öfkenin patolojik denebilecek yansımaları da dikkat çekici. Son günlerde sosyal medyada yeniden gündem olan Esat Oktay Yıldıran tartışmaları, belki de bu yansımaların en uç örneklerini oluşturuyor.

Bu kez gündem, Cumhur İttifakı’nın anahtarlığı olma yolunda kurulmuş bir partinin lideri tarafından açıldı. Adam, iddia ettiği gibi isimleri mi yoksa cezaevlerini mi karıştırdı bilinmez, Esat Oktay Yıldıran için “hayvan” deyiverdi. Eee?


İster doğru ister yanlış hatırlasın, kimse işkenceci bir insanlık düşmanına edilen hakaretin peşine düşmeyeceğine göre, bu yeni nesil zübük siyasetçi de dediğini unutur, alır voltasını devam ederdi. Ama öyle olmadı… Önce farklı cenahlardan, Esat Oktay’ın işkenceyi ülkücülere yapmadığı yazılıp çizildi. Bunun üzerine büyük bir sosyal medya linci ve sonra “Oktay’ları karıştırdım” açıklaması… Ayıp olmasın diye “işkence yine de kötüdür” dendi ama olayın gelişimi, bu kirli eylemlerin nerede ve kimlere karşı yapıldığının da önemli olduğunu ortaya koyuyordu(!)


12 Eylül faşizminin Diyarbakır Cezaevi’ndeki en karanlık yüzü, insanlık onurunu ayaklar altına alan bir işkenceci, bugün kendini milliyetçi ve muhalif olarak tanımlayan azımsanmayacak bir gençlik kitlesi tarafından adeta bir “kahraman” biçiminde yeniden inşa ediliyor. Bu durum, maalesef basit bir sosyal medya trendi ya da “Z kuşağı” mizahının abes bir örneği olmanın çok ötesinde. Karşımızdaki tablo, Türkiye’de kendisine öyle veya böyle bir yayılma kanalı bulmuş ırkçı, neo-Nazi eğilimli bir bataklığın en somut göstergesi.


Durumun vahametini anlamak için bu “hayranlığın” nasıl biçimsel karşılık bulduğuna da bakalım. Dönemi anlatan bir filmde kötücül bir film karakterinin bağlamından koparılarak, üzerine epik müzikler döşenerek kutsanması ve bir aktörden sistematik şekilde bir “milli kahraman” yaratılması, toplumsal akıl tutulmasının boyutlarını gözler önüne seriyor. Kötü adam replikleriyle işkenceyi ve sadizmi devletin bekası adına meşrulaştıran videolar milyonlarca kez izlenip paylaşılıyor. Sonunda gerçek dışı, hakkında oluşturulan anlatının hiçbir dayanağı bulunmayan, imajdan ibaret bir figür, tamamen tepkisel bir sürü psikolojisinin etkisiyle yıkanıp paklanıp yeniden hayatlarımızın içine sokuluyor…


Övgüye mazhar olan o işkenceci ve temsil ettiği 12 Eylül rejiminin, bugün şikâyet ettikleri siyasal İslamcı hegemonyanın önünü açtığını, örgütlü toplumun üzerinden silindir gibi geçtiğini ve Türkiye toplumunu yoksullaştıran yağma ve talan düzenini dizginsizleştirdiğini görmek istemeyen; kendisini kuşatan maddi zeminden kaçan, aklı devre dışı bırakmış bir güruhla karşı karşıyayız. Bunun şakaya alınır tarafı yok doğrusu. Cumhuriyeti yok eden karşı devrimci 12 Eylül rejiminin “seküler” bir ambalajla aklanma girişimleri, bu düzen için bulunmaz bir nimet; bir emniyet sübabı, bir sigorta anlamı taşıyor.


Bugün özellikle gençlerin büyük kısmında hissedilir hale gelen yoğun öfke süreklileşmiş bir arayışa dönüşüyor ve arayış da bulduğu tüm boşluklara adeta hücum ediyor.

Ancak şu da bir gerçek ki, Türkiye’nin kurtuluşuna, halkın rahat bir nefes almasına, gençlerin mutlu bir geleceğe uzanabilmelerine ilişkin bu arayış; sınıf bilincinden yoksun ve yalnız etnik kimliklere dayalı bir hatta hapsolursa, öfkeliler hiçbir zaman sırtlarında şaklayan kırbacın sahiplerine yönelmeyecek. Bir kırbaç da kendileri tutmak isteyecekler. Bir kırbaç da biz tutalım ki savuralım “biz”den olmayanlara… Esat Oktay savunuculuğu, bu lümpenliğin ve ırkçılığın vardığı tehlikeli sınırları ifade ediyor.


Devrimci bir potansiyelin sistemin yedek lastiği hâline getirilmemesi, geçmişin karanlık dehlizlerindeki işkencecilerin yeniden hortlatılmamaları ve asıl yıkıcı enerjinin o dehlizleri yaratan sömürü düzenine yönelmesi için, siyasetin sahasından etnik ve dinsel referansları derhal ama derhal temizlemeliyiz. Yurdumuzda birlik ve beraberlik içinde, başı dik yarınlara uzanmak için; geleceğimizden endişe etmeden, çalışıp karşılığını aldığımız bir refah toplumuna erişmek için, şikâyet ettiğimiz ne varsa ondan fayda sağlayanlara; holdinglere, tarikatlara yöneltelim öfkeyi. Paranın şekillendirdiği ve yalnız paranın borusunun öttüğü bu düzenle derdi olmayanın memlekete faydası yoktur ve olmayacaktır da.

Bilelim ki Türkiye’nin kurtuluşu, her kesimden, her farklı kalkış noktasından aynı yöne; sermaye düşmanlığına hareketle mümkündür ve bu hareket hiçbir işkencecinin bir daha hortlamasına izin vermeyecektir.

Berkay Kemal Önoğlu 'ın Son Yazıları