Atilla Özsever
NATO’dan sendikacılığa antikomünizm
Yayın Tarihi: 06.07.2026 , 23:44 Güncelleme Tarihi: 07.07.2026 , 00:01
İkinci Dünya Savaşı sonrasında başta ABD olmak üzere Batılı emperyalist devletler, ekonomik ve askeri çıkarlarını korumak amacıyla Kuzey Atlantik Anlaşması Teşkilatı (NATO) adı altında bir örgüt kurdular.
7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde de Ankara’da NATO Zirvesi yapılacak. TKP (Türkiye Komünist Partisi) ve birçok sosyalist parti, sol örgüt ve kuruluş, NATO’yu protesto amacıyla çeşitli eylemler yaptı. AKP hükümeti, sıkıyönetim ilan eder gibi başta Ankara olmak üzere birçok kentte eylemleri yasaklama kararı aldı, çok sayıda kişi gözaltına alındı, tutuklandı.
Bir “Savunma Paktı” olarak bilinen bu askeri örgüt, aslında sosyalist bir ülke olan Sovyetler Birliği ve komünizme karşı kurulmuştu. Dünyada komünizmin genişlemesini önlemek amacını güdüyordu. Keza NATO, ülkemizde askeri darbelerin, siyasi cinayetlerin, komünizme karşı psikolojik savaşın da bir aparatı niteliğindeydi.
1949’da kuruldu
1949 yılında kurulan bu teşkilat, esas itibariyle antikomünist bir muhtevaya sahipti. Nitekim NATO’nun esas gücünü oluşturan ABD de, hemen hemen her alanda bu antikomünist anlayışı destekleyen bir politika ve uygulama içindeydi. Sendikal faaliyet de buna dahildi.
1951 yılından itibaren de Türk sendikacılığı üstünde ABD’nin etkisi görülmeye başladı. Amerika’da siyasal mücadeleyi dışlayan, uzlaşmacı, sadece “ücret sendikacılığı”nı benimseyen bir sendikal anlayış, Soğuk Savaş döneminde Latin Amerika ve Doğu Asya ile birlikte Türkiye’de de etkili bir sürece girdi.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya ve Japonya’daki sendikalar, işgalci ABD güçleri tarafından kurulmuştur. Amerikan sendikacılığı, “ücret sendikacılığı”nı kabul eden partiler üstü bir anlayışı benimsiyordu.
Antikomünist sendikacılık
Sendika uzmanı Yıldırım Koç’un “Türk-İş Neden Böyle? Nasıl Değişecek?” (Alan Yayıncılık, 1986) isimli kitabında Amerikan sendikacılığı ve Türk-İş’le bağlantısı özetle şöyle anlatılıyor:
ABD’nin egemen sınıfları, Amerikan Emek Federasyonu (AFL) aracılığıyla ve Uluslararası Hür İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nu (ICFTU) da bir ölçüde kullanarak azgelişmiş ülkelerde güçlenme eğilimi gösteren sendikal hareketleri denetim ve güdümleri altına almaya çalıştı.
Soğuk Savaş döneminde ICFTU ve AFL isimli kuruluşlarda antikomünizm ön plana çıktı. Sendika tüzüklerine komünistlerin sendika yöneticisi ve hatta sendika üyesi olamayacağı yönünde maddeler kondu.
ICFTU’nun (ABD’nin en üst sendikal örgütü olan AFL ile birlikte Batılı sendikal örgütlerden oluşuyor) en önemli görevlerinden birinin de antikomünist mücadele olduğu vurgulandı.
Bu konfederasyon, 1951 tarihinde yapılan kongresinde komünizme karşı mücadele için özellikle azgelişmiş ülkelerdeki sendikal hareketi geliştirme kararı aldı ve üç yıllık bir sürede harcanmak üzere 700 bin dolarlık bir fon ayırdı.
CIA ajanı sendikacı?
AFL’den Boris Shiskin isimli sendikacı, 1951 yılında Türkiye’ye gelerek yeni kurulacak işçi konfederasyonuna Marshall Yardımı çerçevesinde kaynak aktarılacağını bildirdi.
Yine AFL’de Uluslararası İlişkiler Müdürlüğü görevini yürüten ve CIA ajanı olduğu ileri sürülen Irving Brown, yeni kurulacak konfederasyonun (Türk-İş) ICFTU’ya katılması halinde üyelik ödentisi alınmayacağını, ayrıca parasal yardım yapılacağını belirtti.
Irving Brown, Eylül 1951’de Türkiye’ye gelip iki sendikacıyı eğitim amaçlı olarak ABD’ye götürdü. Bu ve benzeri ilişkiler sayesinde Türk sendikacılığı üzerinde Amerikan etkisi artmaya başladı.
Türk-İş, 31 Temmuz 1952’de resmen kuruldu. Bu kuruluşun ilk genel sekreteri olan Şaban Yıldız ise, Irving Brown’un çeşitli para yardımı teklifinde bulunduğunu ancak Türk-İş’in bunu kabul etmediğini ifade etmiştir.
Brown, Türk-İş kongresinde
Fatih Güngör, “1946-1960 Döneminde Türkiye’de Sendikacılık Hareketi ve Demokrasi” adlı makalesinde, Amerikalı “sendikacı” Irving Brown’un 1952 yılında Türk-İş Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmadaki şu sözlerini aktarır (Türkiye’de Sendikacılık Hareketleri İçinde Demokrasi Kavramının Gelişimi: Hazırlayan Alpaslan Işıklı, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1994):
“Türkiye’de kurulan ve inkişaf eden anti-komünist sendikacılık yakın ve orta şark bölgesinde büyük bir mana taşıyıp muazzam neticeler yaratacaktır”. (7 Eylül 1952, Zafer Gazetesi).
Dönemin Çalışma Bakanı Nuri Özsan da, aynı genel kurulda “komünizme … Türk İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (Türk-İş’in) zerre kadar müsamaha etmediğini, yüzde yüz vatanperver ve milliyetçi bir karakter taşıdığından asla şüpheleri olmadığını” belirten bir konuşma yapmıştır.
“Komünizmi tel’in” mitingleri
Türk-İş, bu kongre sonrasında 22 Şubat 1953’te Eskişehir’de bir “komünizmi tel’in” (komünizmi kınama, protesto etme) mitingi düzenlemiştir.
Aslında 1950 ve 1960’lı yıllarda birçok işçi sendikası, “komünizmi tel’in” miting ya da toplantıları düzenlemiş ya da bunlara katılmışlardır. Mayıs 1952’de İstanbul Sendikalar Birliği, Eminönü Halkevi’nde bir “komünizmi tel’in” toplantısı düzenlemiştir. Ekim 1953’te de Tekstil İşçileri Sendikası, Taksim Meydanı’nda büyük bir “komünizmi tel’in” mitingi yapmıştır.
1962 yılında Türk-İş Genel Sekreteri Seyfi Demirsoy, konfederasyonun 10. Kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmada, “Sendikacılar, topyekün Türk işçisi, Büyük Atatürk’ün ‘Komünizm görüldüğü yerde ezilecektir’ direktifine sadıktır. Sadık kalacağına herkesin katiyetle inanmasını isterim” demiştir. (Ahmet Makal: Türkiye’de Çok Partili Dönemde Çalışma İlişkileri: 1946-1962, İmge Kitapevi Yayınları, 2002).
Aslında daha sonra Atatürk’ün böyle bir söz söylemediği de ortaya çıkmıştır.
ABD’den para yardımı
Sendikal alanın duayen isimlerinden Prof. Dr. Alpaslan Işıklı da, Türk sendikacılığındaki Amerikan etkisini “Sendikacılık ve Siyaset” (Öteki Yayınevi, 1995) isimli kitabında detaylı olarak dile getirmiştir.
Profesör Işıklı, Türk-İş kongre raporlarına dayanarak Amerikan Uluslararası Kalkınma Ajansı’nın (AID) 1960-1970 yılları arasında Türk-İş’e yaptığı bağışların 13 milyon 448 bin lira olduğunu ortaya koymuştur.
Bu miktarın önemini değerlendirebilmek açısından aynı dönemde üye sendikaların Türk-İş’e ödediği aidat tutarına bakmakta yarar vardır. O miktar da aşağı yukarı aynıdır: 13 milyon 545 bin lira.
600 sendikacı Amerika’ya
Alpaslan Işıklı, sadece parasal yardımın değil aynı zamanda belli bir sendikal anlayışın da Türk-İş’e empoze edilmekte olduğunu ifade etmiştir. Işıklı, 1961-1971 yılları arasında ABD’ye 600 sendikacının eğitim için gönderildiğini belirtmiştir. Bu eğitimlerin sonucunda Türk işçi hareketi içinde antikomünist eğilimlerin yaygınlık kazandığı görülecektir.
Prof. Dr. Işıklı, AAF-LI (Asya-Amerika Hür Çalışma Enstitüsü) adlı teşkilatın da 12 Mart 1971 askeri darbesinin hemen sonrasında 25 Mayıs 1971 tarihinde Türk-İş’le yaptığı bir anlaşma sonucu eğitim faaliyetlerini artırdığına dikkati çekmiştir.
AAF-LI ile ilişkilerin giderek rahatsızlık yaratması üzerine Türk-İş’in Aralık 1992’de yapılan 16. Genel Kurulu’nda bu teşkilatla ilişkiler sonlandırılmıştır.(Alpaslan Işıklı: Gerçek Örgütlenme: Sendikacılık, İmge Kitapevi Yayınları, 2003).
NATO’ya Hayır!
Görüldüğü gibi NATO’nun kurulmasıyla birlikte Türk sendikacılığında da antikomünist anlayışın etkisi görülüyor. Günümüzde o denli bir antikomünizm etkisi olmasa da “sınıf sendikacılığı”nı benimsemeyen, dolayısıyla Amerikan sendikacılığı anlayışında olan sendika yöneticilerin fazlaca olduğu söylenebilir.
O nedenle bir “savaş örgütü” olan NATO’nun askeri harcamalarına, yayılmacılığına, üslerinin ülkemizde bulunmasına ve varlığına karşı çıkarak, silahlanmaya harcanacak paranın da emekçilere gitmesi gerektiği vurgulanarak işçi sınıfının bilinçlendirilmesi için çaba göstermek önem kazanıyor…