‘Sosyalist Superman’ mi? Komik olmayın…

29/07/2019 Pazartesi
‘Sosyalist Superman’ mi? Komik olmayın…

Çizgi roman kahramanlarının belki de en çok bilineni Superman’in, yani Kripton gezegeninin yok olmasından hemen önce bir roketle uzaya fırlatılarak kurtarılan ve Dünya’ya, ABD’nin Kansas’ında Smallville kasabasında bir çiftliğe düşen Kal-El’in  yeni bir animasyon filmi hazırlanıyormuş.

Bu filmin haberi, görüldüğü kadarıyla, epeyce ilgi çekti. Çünkü öyküsü, o roket kapsülü 12 saat önce fırlatılmış olsa, düşeceği yerin Sovyetler Birliği’nde, Ukrayna’da bir kolhoz olacağına dayanıyordu ve bu Amerikan ikonu, Stalin’in elinde bir sosyalist olarak yetişseydi ne olurdu sorusunu yanıtlayacaktı. Kışkırtıcı, değil mi?

Filme, senaryosunu Mark Millar’in yazdığı ve 2003’te üç sayı olarak yayınlanan (“Yükseliyor”, “Hükümran”, “Devriliyor”), toplu baskısı 2017’de Türkçe’ye de çevrilen “Superman: Red Son” esas alınacakmış. Kitabı kısa bir zaman önce duyup merak ederek okuduğumda, tabii ki aksini hiç beklemeksizin, ama bu “cin fikir”in bu kadar sıradan, klişe bir anti-komünizmle işlenmesine çok bozulmuştum.

Ama allanıp pullanıyor hâlâ. Şu Mark Millar, nasıl da şoke edici bir fikir geliştirmişti böyle! “Ya şöyle olsaydı” demişti ki, bu “what if senaryosu” bütün kült eserler için referans olabilirdi. Hele finaldeki “infinite time loop / sonsuz zaman döngüsü” ters köşesiyle hayata bakışınız bile değişebilirdi…

PAZARLAMA SÜPER, İÇERİK SEFİL

Kitabın önsözündeki Tom Desanto yazısı, belli ki bütün “eleştirmen”lerin ve “haberci”lerin kaynağı olmuş. “Sıradan bir yazarın elinde” gri tonları olmayan, Amerika iyi, Sovyetler kötü propagandasına dönüşebilecek şeyi, Millar kurtarmış diyen Desanto, göğsündeki “S” orak-çekiçle değişse “bile”, Superman’in doğru bildiği şeyi yaptığına, ama bu kez “bizi doğrularına katılmaya zorlamasına” işaret ederek, baklayı çıkarıyor gene de. Bebeği sarmalarcasına güvenlikli bir süper battaniyeymiş Red Son’ınki, ama kendi adınıza düşünmek ve düzene karşı çıkabilmek daha değerliymiş. Üf!

Şimdi, izlemeye ya da okumaya niyetlenenlere, bir gıcıklık edeyim: Her ne kadar anti-komünist bir herze olacağını kestirdiyseniz bile, bunu nasıl yaptıklarını merak ettiniz belki. Hiç heveslenmeyin, bahsedilenler, tipik Amerikanvari şişirmeden ibaret. “Olaylar”, herhangi bir gezegende de geçse, içerik hiçbir değişikliğe uğramazdı. Çünkü isimlerin ve ülkelerin tarihselliği, öyküde en küçük bir rol oynamıyor. Ne sistemler var, ne politika. Dünyaya hâkim olmak isteyen ve buna direnen iki gücün mücadelesindeki “tarihsellik” bağı, sosyalizmden insanlığın kurtuluşu mesajından ibaret bir düzmece.

DC COMICS: İNSANIN ACİZLİĞİ

Marvel ve DC Comics’in maceraları, kimi uzaylı, kimi mutant, kimi mitolojik kahramanlarının, kendileri gibi süper güçleri olan “kötü”lerle, dünyayı, bunun eşitinde ABD’yi kurtarmak için giriştikleri savaşların desenlenmesinden öte bir öyküleme içermez. İnsanlar, kurtarılmayı bekleyen, çaresiz bir güruhtur, “insanüstü kahramanlar”ın kavgasını izleyen, umutlarını onlara bağlamış bir dünya nüfusu olarak sadece fondadır. Siz de, gümbürtülü bir dövüşün göz alıcı illüstrasyonlarına bakarsınız onlar gibi. İyi süper gücün ABD olduğu soğuk savaş döneminden bugüne.

Sevenlerini küstürmeyeyim, bir “fumetti”ci olarak asla sevemediğim DC Comics dünyasında, belki vakıf olamadığım derinlikler, göndermeler, ironiler de vardır diye, bir ihtiyat payı bırakayım. Örneğin, ABD demokrasisi içinde tamam da, böyle bir süper gücün “Stalin Rusyası”nda doğuracağı felaket örneği üzerinden, bu gücün genel rolünü sorgulama ve kimi kült kahramanları malulen emekliye ayırıp, sonraki kuşak olarak “daha insansı” çocuklarını piyasaya sürmek güncel stratejisinden bahsedilebilir. Atış serbest.

“Superman: Red Son”, 1950’lerin hemen başından, belirsiz bir geleceğe uzanır, aşırı gelişmiş bir dünyanın yine yok oluşla karşı karşıya kalması sırasında, bir roketin uzayda ve zamanda yolculukla 1938’de yeniden Ukrayna’ya düşmesiyle biter. Bahsettikleri “sonsuz döngü şoku” bunun karmaşık sonuçlarıdır. DC Comics “öykü”lerinin “zekice” algılanmasının sebebi de kanımca zaten bu karmaşadır, anlaşılacak bir şey olmayışının, anlaşılamadığına hükmettirmesidir.

O yüzden boşverelim olayların anlatımına da, sosyalizmin nasıl tanımlandığına ve nasıl yenildiğine bakalım. Evet, Superman bile kurtaramaz “sosyalizm”i!

‘KIZIL SUPERMAN’ FANTEZİYSE, ASLI NE?

Bir soru: “Eğer farklı olsaydı”nın ana teması, Superman’in “sosyalizm için savaşması”ysa, Superman klasik anlamıyla, kapitalizmin kurtarıcısı bir kahraman mıdır? Burada bir ikonu koruma problemi doğuyor DC Comics için. Superman, böyle “süflî şeylerle” tanımlanamamalı, “insanüstü” kötülüklerle mücadelenin kahramanı olarak kalmalıdır ki, bu ayrıksı fantezi maceradan sonra da Amerikan ikonu olmayı zedelenmeden sürdürsün.

Nitekim, “ben bir işçiyim, politikayla ilgilenmem, güçlerimle insanlara yardım etmek için buradayım” der, kendisinden sonra partiye liderlik etmesini, “üreyip” kendisi gibi süperler hanedanlığı yetiştirmesini isteyen Stalin’e. Stalin, sırtını “kendi ideallerine inandırılarak yetiştirilmiş olan kızıl oğlu”na dayamış, başkanlık süitinde tanrıçaları âlemlere çağırarak gününü geçirmektedir zaten.

Stalin’in (Stalin “çelik adam” anlamındaki bir kod addır, Superman de hep bu adla tanınmıştır, bunları buluşturmak ne şaşırtıcıdır!) “ortalıktaki gayri meşru çocuklarımdan birisin sadece” dediği NKVD şefi Pyotr Roslov, bu “süper evlatlık”tan ve onun gelecekte idareyi eline alma ihtimalinden oldukça rahatsızdır. Partinin, yani ülkenin başına geçme beklentisiyle, kendi kanından olduğunu bile itiraf edemeyen “bir adamın sistemi” için çalışmak, Superman varken anlamsızdır.

İşte sosyalizmin ve yönetim biçiminin, 1950’ler itibariyle tanımı. Çok değişik, çok yeni, çok zekice!

İYİLER VE KÖTÜLER: ÇIKARLARA BAĞLI

Roslov, resmî devlet töreni Superman Günü kutlamasına karşı broşür basan iki muhalifi öldürürken, yaraladığı küçük oğullarının kendisine bakışlarını unutamamıştır. Evet, çocuk bakarken uçuşan yarasalar deseni nefistir. Yakında Superman’a karşı ailesinin katiliyle ittifak yapacak olan, DC Comics’in bir başka ünlü kahramanı Batman de, bu öyküye “insanın” temsilcisi olarak böyle dahil olur. Orijinalde soygunculardır Batman’i yetim bırakarak kötülerle mücadeleye iten, bu “şaşırtıcı” versiyonda, Stalin’in muhalifleri öldüren servisinin şefi. Zekice!

Stalin, zehirlenerek ölür. Yerine geçmesi önerilen Superman, “bazı avantajlarla doğmuş olmam, sosyalist bir cumhuriyetin lideri olmama imkân sağlamamalı” diye reddetse de, düştüğü kolhozdaki çocukluk arkadaşının da aralarında olduğu, bütün paralarını Stalin’in cenazesine katılmak üzere çıktıkları yolda harcamış ve günlerdir aç kalmış insanlar kuyruğunu görür. Aaa, meğersem halk perişanmış ülkede. Ufukları kızılötesi görüp Afrika’daki karıncayı duyan Superman, beyni “Stalin idealleri”yle yıkandığından bunu fark edememiştir! “Korkmayın, sefaleti de bitiririm ben”… Artık koruması gereken bir iktidarı vardır.

ABD bu baş edilemez düşmanı yok etmek için, “dünyanın en zeki insanı” Lex Luthor’un çalışmalarına bel bağlamıştır. Klasik Superman’in kadim karşıtı, dünya hâkimiyeti için uğraşan “kötü” Luthor, yine aynı karakterdedir ama, bu kez insanlığın, yani ABD’nin, CIA’in müttefikidir. Nasıl “ters köşe” ama. Eğer Sovyetler Birliği’nin süper silahı olmuşsa, Superman bile, onunla hâkimiyet mücadelesine giren kötülük timsali Lex Luthor’a harcatılır. “ABD dış politikası eleştirisi” bu mudur acep?

Superman iktidarında açlık bitmiş, suç ve savaş yok, yaşam süresi uzamış, ABD çökmüş filan ama, işte hepsi bir “Big Brother” denetiminde. Bölümlerden birinin başlığı “He’s watching you!”dur diyelim, siz anlayın yaratıcılığı… Neden? Hiç, babadan öyle görmüş. Halk Superman’in robotçuklarına dönüştürülmüş, itaat çipleriyle beyinler uyuşturulmuş, her şeye muktedir, yok edilemeyen bir “yaratığın” sistemi, dünyaya hâkim olmuştur. ABD (ve “niyeyse” Şili) hariç!

Neticede iyi niyetli “süper kahraman”ın diktatörlüğü, özgür düşünceye tutkulu, sürekli denetlenmeye itiraz eden, duyguları da olan insanlık karşısında yıkılır. Millar’in bu argümanı çok değişik!

SUPERMAN İKONUNU ‘KIZILKEN BİLE’ KORUMAK

Koca Superman öyle “üçüncü dünya diktatörü” gibi devrilecek değil hoş, insanların ne istediğini anlar, hak verir ve sahneyi kahramanca terk eder. Klasikte biricik sevgilisi ama bu macerada Lex Luthor’un karısı olan gazeteci Lois Lane’in ulaştırdığı tek cümlelik mektupla: “Öyleyse neden bütün dünyayı bir kavanoza koymuyorsun Superman?” Ha, bu da, Stalingrad’ı küçültüp fanusa koyan Brainiac’a naziredir ama çok sıkıldım!

Kışlık Saray’a yerleşen Lex Luthor liderliğinde ABD bütün dünyanın birleşik devleti olur, hatta güneş sistemi bütünüyle kolonize edilir, ama sosyalizmin aksine bu çok özgürlükçü bir süper diktadır. Yüzyıllar sonra Lex Luthor ölürken cenazesinde yaşlı bir adam olarak görürüz Superman’i. Ve ilk kez, Clark Kent halinde. Çünkü Sovyetler Birliği’nde, “sıradan insan” kılığının anlamı yoktur, “süper silah” olarak korku ve güven timsali dolaşmalı, sağ değil, sol kolunu uzatarak uçmalıdır…

İşte böyle. Bin yıldır çiğnenen abuk subuk özgürlükçü kapitalizm sakızını bu kez bir süper kahraman şişirip patlatıyor, gerisi yalan.

ÇÖZÜLÜŞ SÜRECİNİN ÜRÜNÜ BİR KUTLAMA

Bu senaryoyu 90’larda yazmaya başlamış Millar. Her şeyi gören, duyan, bilen, güçlü liderin, “insanların hayatına müdahale eden süper gücünden” pişman olup iktidardan vazgeçmesi, meydanın ABD’ye kalışı, ne çarpıcı bir “tarihsel” gönderme! Devrilen heykeller, kutlamalar filan çok yaratıcı!

Varlık sebebi, insanlığı kurtaran “süper güç”lerin gösterisini sunmak, Amerikan kültürel ikonları türetmek olan  DC Comics’ten yaratıcı bir şey bekleyende kabahat. Sosyalizmin gücünün sıradan emekçi insan olduğunu anlamaları olacak şey mi? Ama çizimler, bakın onlar çok iyi!

Bir “fumetti” klasiği Ken Parker’ın yaratıcı çizeri Milazzo, soL gazetesi için yaptığımız röportajda konuyla ilgili olarak, özetle, “çoğu kez çizerin şov yaptığı şeylere dönüşüyor. Baktığınızda gerçekten çok iyi çizgiler var ama benim mesleğim öyküyü çizgiyle anlatmaktır. Başrolde öykü vardır. İllüstrasyon ayrı bir şeydir, çizgiyi öykünün peşine takmak ayrı…” diyordu.

Anti-komünizmin anlatacak yeni bir öyküsü olmuyor, olamıyor, bir renk cümbüşünün peşinde, “1984”ü yineleyerek sürükleniyor ilkel propagandaları…

 

 

ÖNCEKİ YAZILARI

Ay ayakta değilken… 21/10/2019 Pazartesi
Bir ‘yaşlılık’ hastalığı 07/10/2019 Pazartesi
Neslican ve sınıfsal refleks 23/09/2019 Pazartesi
Bilgelik, savaşanın sadeliğidir 16/09/2019 Pazartesi
Müsekkine çağıran kalk borusu 09/09/2019 Pazartesi
Kedinin rengi 12/08/2019 Pazartesi
Yadsıma ve olumlama 22/07/2019 Pazartesi