Korkmayın, aldanmayın. İnanın!

29/10/2015 Perşembe
Korkmayın, aldanmayın. İnanın!

“Yemek yenirken ‘yarın cumhuriyet ilan edeceğiz!’ dedim. Orada bulunan arkadaşlar, hemen düşüncemi benimsediler. Yemeği bıraktık.”

Kendisinden başka o sofrada oturan yedi isim sayar Mustafa Kemal. “Cumhuriyet ilanına karar vermek için Ankara’da bulunan bütün arkadaşlarımı çağırmayı ve onlarla görüşüp tartışmayı gerekli görmedim.”

Liberallerden gericilere bütün bir “halkın tercihleri”ci kesimin “cumhuriyet diktası”na karşı mücadelesinin böyle nesnel ve haklı bir zemini vardır. Bir Jakoben adam ve ziyafet sofrasındaki arkadaşları, ülkenin kaderini mezeye çatal sallarken belirlemişlerdir. Meclis iradesini bile devreye sokmadan. Halifeyi ve padişahı “gık çıkarırlarsa kafalarını koparmak”la tehdit ederek. Olacak şey mi!

Sonrası 80 yıllık zulümdür. Neden 92 yıllık değil? Neyse ki, bu zorbalığa karşı ilk günden başlayan direniş ve yıkıcılık başarıya ulaşmış, AKP iktidarında bu diktatörlüğe kesin olarak son verilmiştir çünkü.

92’nci yılda çalınan ve bunlar yazılırken kulakları çınlatan trampetler, Arıburnu’nun şiirinde dediği gibi, idam mangasının kurşuna dizileni gürültüye götürmesinden ibarettir yıllardır. İnsan sütünden yapılmış heykel, süngere dönmüştür.

Çok söyledik, tekrarlayalım, artık olmayan bir cumhuriyeti “savunmakta kararlılık” söylemiyle kutlamanın, fener alayları düzenlemenin, göğe havai fişekler salmanın hiçbir karşılığı yoktur. 1923’ün “yaşasın cumhuriyet” nidasını bugün tekrarlamak göz boyamadır, yalandır. Bayrak sallatarak avutulmadır.

Cumhuriyetle inşa edilen rejimin zulmünü en çok çekenlerin, yani sosyalistlerin dışında kalan kim varsa, barutunu tüketmiş cumhuriyetçiler dahil, bu yıkım sürecinde pay sahibi olmakla gururlanabilir.  

Dincisi gericisi, sermayesi işbirlikçisi, kimlikçisi liberali, sağcısı tebaası geniş bir cephe karşısında, yalnızca sosyalistler, kendileri adına ölümlerle, zindanlarla, sürgünlerle dolu bu düzeni değiştirmek isteyenler dik durmuştur. Yalnızca onlar, her türlü kara çalmayı göze alarak, cumhuriyetin tarihsel bir ilerleme olduğunu söylemiş, gerici ve bozguncu yıkıcılığa göğüs germiştir. Tarihin cilvesidir, cumhuriyeti, düşman bellediği sosyalistlerden başka anlayan kalmaması!

Cumhuriyetin “en parlak” yıllarında, burjuva devrimlerinin kaçınılmaz kaderini, emekçi halk açısından bir sömürü sistemi olduğunu, emperyalizme direnemeyeceğini açık açık söyleyen ve sosyalizm seçeneğinin biricik gerçek kurtuluş olacağını anlatanlar, örgütleyenler, bu uğurda ölümüne mücadele yükseltenler de onlardır.

Sınıf bakışı budur. Tarihe ve topluma emekçi sınıf safından bakmayanların, inanç, milliyet ve kimlik sınırlarından çıkamayanların anlayamayacağı, çelişik bulacağı budur.

Bağımsızlık, aydınlanma, yurttaşlık ve cumhuriyet. Sosyal hayattan ekonomiye, burjuva devrimlerinin bu yöndeki kazanımlarını sahiplenmekle, yerini bir emekçi cumhuriyetine bırakmasının zorunluluğunu göstermek, bir bütündür.

Bugün, birinci cumhuriyet aradan çekilmiştir. Direnecek hiçbir kazanımı kalmamacasına. Caddelerde trampetler eşliğinde bayrak sallayarak kendisini avutanlar, onlara bakarak, üstelik resmî porotokolde içten içe dalga geçenleri de görmelidir. Görmeli ve anlamalıdır.

Türkiye, yeni bir cumhuriyete mecburdur. Bir emekçi cumhuriyetinden başka, hiçbir havai fişek bu karanlığı dağıtamaz, bir havai fişeğin solup gidecek ışıltısından başka varlık gösteremez.

Bağımsızlık, eşit ve özgür yurttaşlık, aydınlanma, bugün yalnızca sosyalistlerin bayrağında yazmaktadır. Laikliğin, özgürlüğün, barışın tek adresi sosyalistlerdir. Emperyalizmi, kapitalist barbarlığı kahredecek, sömürüye son verecek gücün temsilcisi sosyalistlerdir.

“Bir ziyafet sofrası”nda çürümüş bir sistemin yıkılışına karar veren irade, yıkıcı ve kurucu irade, miadının dolduğu bugün, kendisini aşacak tarihsel atılımı, işçi sınıfının, halkın ortaya koyacağı iradeyi aramaktadır. Yüzünü geçmişe değil, geleceğe dönenleri. Sızlananları değil, haykıranları.

Eskiyi yıkmak için. Yeniyi kurmak için.

Bu anlamda, bu 29 Ekim’de, cumhuriyet kurucusu iradeyi selamlamak, onu gericiliğin rövanşı almasıyla değil, bir emekçi cumhuriyetiyle aşarak tarihe devretmek iradesiyle anlam kazanabilir.

Bu seçimlerde de iki irade çarpışıyor sandıklarda. Çürümüş olanlar, bu çürümüşlüğü parfümlerle boyalarla gizlemeye soyunanlar, yamalarla örtenler. Ve yıkın bu düzeni, yeni bir dünya, yeni bir cumhuriyet kurun diyenler.

İki sınıf var bu seçimde. İki gelecek. İki program.

Emperyalizme, ABD’sine, NATO’suna, AB’sine boyun eğenler var. Sermaye sınıfına boyun eğenler. Gericiliğe boyun eğenler. Sömürü düzenine boyun eğenler. Laikliğin, halkçılığın, devrimciliğin berhava oluşuna boyun eğenler.

Bir de boyun eğmeyenler var.

Böyle gitsincilerin karşısında, böyle gitmezciler var.

Oyların sayımı, parlamento yüzdeleri, yani kim daha kalabalık ölçümü, neye karşı olduğunuzla sınırlanmış bakış, neyle inatlaştığınızı karşınızdakinin belirlediği inisiyatifsizlik, bir düzen tuzağıdır.

Sandığa, ne istediğiniz bilinci körelmiş olarak gitmenizi istiyorlar. Olur mu olmaz mı hesabıyla, itilmişlikle, yönlendirilmişlikle. Nasıl bir ülke, nasıl bir dünya istediğinizi düşünmenize fırsat tanımadan. Bu örtüyü kaldırınca göreceksiniz ki, ya bugünün rötuşlarla ağırlaşarak devamıdır seçeneğiniz, ya da yeni bir hayat.

Sayılar çarpışmayacak sandıkta. Çıkışsızlık cenderesinde kötünün iyisine mecbur bırakılmışlık duygusuyla, kendine güven hesaplaşacak. Bugün “gerçeği”yle yarın umudu çarpışacak.

Deli diktatörden korkmayın. Sizi onun kucağına iten, şimdi de onunla korkutan bu düzenin rengârenk, her kılığa giren aktörlerine kanmayın.

Oyunuz, bir yüzdelik dilimden ibaret değildir. Rakam değil, insandır her bir oyun karşılığı. Bu düzenin değişmesini isteyenlerin, yeni bir dünyanın mümkün olduğuna inananların ve diğerlerinin sayılmasıdır. Kendinizi sayın, toplama işaretine gömülmüş yekûnu değil!

Biz sayıların değil, insanın gücüne inanıyoruz.

Özgür, eşit, adil, sömürüsüz, kardeşçe bir hayat mümkündür. Zorunludur. İnsanlık sosyalizmi arıyor, bunu biliyoruz, buna inanıyoruz.

İnanın! Bunlara inanmayan, bunlara karşı savaşan düzen partileri toplamı var pusulada. Bir de Komünist Parti. Sadece Komünist Parti bu düzene meydan okuyor, parçası, yaması olmayı reddediyor. Korkmadan. Aldanmadan. Saymadan.

Korkmayın. Aldanmayın. İşçi sınıfının, emekçi halkın bayrağına, orak-çekice, kendinize güvenin.

“Birileri gelir, dünyayı değiştirir” konulu paylaşımları seviyorsunuz ya, o “birileri” sizsiniz, bunu bilin. Sizden hariç beklenen bir “kurtarıcı” yok, anlayın. Gelin ve bu köhnemiş düzeni yıkın, dünyayı değiştirin. Güzel günler göreceğimize, aydınlık geleceğe inanın, umudunuza, düşlerinize, iyiliğe sahip çıkın.

Haziran’ı hatırlayın. Haziran’ı binbir hesaba durarak düzene hapsedenleri hatırlayın. Bir daha izin vermeyin.

İnanın!

Yarın sosyalizmi ilan edeceğiz! Biz inanıyoruz...

 

 

ÖNCEKİ YAZILARI

Ay ayakta değilken… 21/10/2019 Pazartesi
Bir ‘yaşlılık’ hastalığı 07/10/2019 Pazartesi
Neslican ve sınıfsal refleks 23/09/2019 Pazartesi
Bilgelik, savaşanın sadeliğidir 16/09/2019 Pazartesi
Müsekkine çağıran kalk borusu 09/09/2019 Pazartesi
Kedinin rengi 12/08/2019 Pazartesi
Yadsıma ve olumlama 22/07/2019 Pazartesi