Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Anıl Çınar

Anıl Çınar

'Yeni Soğuk Savaş'

Kapitalizmin efendilerinin krize çare bulamadıkları doğrudur, hafızalarının sağlam olduğu da: Sosyalizm bir daha güç kazanmamalıdır.' Bugün bize düşense işte bu endişelere “haklı”lık kazandırmaktır.

Yayın Tarihi: 28.02.2022 , 00:05 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Moisei Uritskiy, yeni doğan Sovyet iktidarının Petrograd güvenlik şefi, 1918 yılının Ağustos’unda bir karşı-devrimci tarafından katledildi. Leonid Kannegisser, Britanya büyükelçiliğinden kaçmaya çalışırken yakalandı. 14 gün sonra, devrimin büyük lideri Lenin üç kurşunla öldürülmeye çalışıldı. 

Bu cüretli adımları büyük güçlerin asker, ajan, mühimmat yığınağının takip edeceği ve tüm bu olan bitenin 2 yıl sürecek iç savaşın, hiç bitmeyecek bir kuşatmanın başlangıcı olduğu anlaşılacaktı.

Britanya İmparatorluğu aradığı ezeli düşmanı sonunda bulmuştu. Dünyanın polisi, bütün güvenlik teşkilatını elden geçirdi ve tarihte ilk defa bugünkü anlamıyla ajanlık faaliyeti ortaya çıkmış oldu. 

Savaşın başladığı 1917 Ekim’inin 68 yıl sonrasında Dünya Anti-Komünist Birliği bir ABD generalinin liderliğinde Texas’ta toplandığında Afganistan’dan Nikaragua’ya kadar uzanan bir coğrafyanın ajanları komünizmi boğmanın, devrimcileri öldürmenin yeni yollarını tartışacaktı.

“Soğuk Savaş”, Sovyetler Birliği ile ABD’nin doğrudan savaşmadığı dönem olarak adlandırılır. Halbuki sorun savaşsa, ona nokta hiç koyulmamıştı ki. Çünkü savaşın hep iki tarafı olmuştu: Devrimciler, komünistler, işçi sınıfının neferleri ile patronlar, karşı-devrimciler ve onların orduları, terör örgütleri. 

Sovyetler Birliği dünyanın dört bir yanında verilen mücadelenin arkasında duran büyük güç olduğu için ezeli düşmandı.

Ya bugün?

Bugün Rusya çevreleniyor, Çin ile hesaplaşmanın yollarına bakılıyor, Avrupa’ya ayar verilmeye çalışılıyor. Herkes kendi hesabının peşinde olsa da belirsizlik bâki kalınca geçmişten benzerlik devşiriliyor.

Bugün yaşananlar tonla belirsizlik yaratmış olabilir, bazı açılardan geçmişi çağrıştırıyor da olabilir ve hatta dünya bir “doğu-batı” görünümü veriyor bile olabilir. Zaten bu belirsizlik olmasa NATO’nun ideolojik cephanesi de tükenmiş olurdu: Dünya demokrasi yanlıları ve ona karşı olanlar olarak ikiye bölünecek, elde bir Sovyetler Birliği olmasa da ona en yakın ne bulunuyorsa çorbaya eklenecek ve bir “ezeli düşman” yaratılacak…

Peki benzerliklerle nereye kadar hareket edilebilir?

Son bir haftada yaşananlar kimin nereye kadar hareket edebileceğini açık etti.

“NATO’dan çıkalım” diyenlere “NATO olmasa Putin Kars’ı Ardahan'ı da isteyebilirdi” yanıtı verenleri mi istersiniz, NATO’yu pasif kaldığı için eleştirenleri mi, Zelenskiy’den kahraman üretenleri mi, yoksa tüm bunları fırsat bilip Rus milliyetçiliğini görünmez kılmaya çalışanları mı?

Evet Rus milliyetçiliği… Öyle değil, zamanı değil deniyor, ince ayrımlar olduğu söyleniyor. Bir “Rus” kimliği olmadığı, “Rusya"nın başka bir anlam taşıdığı, yasalarla korunduğu, etnik milliyetçiliğin bastırıldığı…

Rus milliyetçiliği “özgün” bir milliyetçilik olabilir: Batı düşmanlığı, Sovyet mirasının istismarı, büyük güç ideolojisi, toprak bütünlüğünün korunması, “ülke” ve “vatandaş” anlayışı, ortodoks kilisesi, marksizm düşmanlığı… Yani her şey var bu milliyetçilikte. 

Ama zaten Putin’in kendisi de bazen bunlardan birini bazense bir diğerini öne çıkarmıyor mu? Kırım’ın ilhakı milliyetçilikten farklı şeyler anlayanları, devlet elitlerini birleştirmedi mi? Rusya’nın emekçi sınıflarından rıza üretmedi mi? Peki Rusya devletinin propaganda araçlarında olup bitenleri, milliyetçiliğin en üst rütbeden ilanlarını nereye koyacağız?

Halbuki milliyetçilik dediğimiz şey zaten bu değil mi? Sınıf çelişkilerini bastırdığı, sermaye sınıfının arzularını görünmez kıldığı ve buna “devlet çıkarı”, “ortak ülke”, “haklı savaş” görünümü verdiği için ona milliyetçilik demiyor muyuz? Üstelik yasalarda ne yazdığına kalacaksak örneğin Türkiye’de laikliğin var olduğuna da inanalım…

“Zamanı değil” mi? “Şu an öncelikler farklı” mı?

1. Dünya Savaşı öncesinde zamanı mıydı peki? Rus gericiliğine karşı Alman ilericiliğini savunma önceliğini Marx’ın Engels’in satırlarıyla ispat etmeye çalışanlar hangi zamanda olduklarını mı karıştırıyorlardı acaba? Yoksa Alman patronlarının çıkarlarının Alman işçi sınıfına tercümesini mi üstlenmiş oluyorlardı.

Tarihin sade görüntü vermesini bekleyecek, her devleti her dönemeci aynı kefeye koyacak değiliz. Ama ince ayrımlar, ilkeler tam da burada devreye girmiyor mu? Büyük hataların, geleceğin büyük yanlışlarının tohumları tam da bu sırada ekilmiyor mu? 

Tıpkı ilk büyük emperyalist paylaşım savaşında olduğu gibi.

Emperyalist sistem diyorsak, “sistem” oluşunun hakkını vermek zorundayız. Dünün dünyasında bırakın kendi halinde bir kapitalist ülke olmayı, kendi halinde herhangi bir şey olarak devam etmek bile mümkün değildi. Bugünün dünyasında hiç ama hiç mümkün değildir.

Neden mümkün değildir? 

Çünkü emperyalist sistemin kuralları onu temelinden sorgulamayanlara kendini dayatır. Çünkü kapitalizm “pazar”dan önce kârla, kâr hırsıyla ilgili bir düzendir. Kapitalizmin efendilerinin sınırları diğer efendilerin sınırlarının bittiği yerde başlar. Ama o sınırlar her daim belirsizdir ve rekabet her zaman günceldir. 

Kapitalizm, sermaye sınıfına sınırlar içinde ekmek bittiği için değil, her toprak parçası, her insan ona kâr olarak gözüktüğü için tatminsizdir ve sınır tanımaz. Kârlar tehlikeye girdiğinde bu çok daha böyledir ve bu temel eğilim anlaşılmadan emperyalizm hakkında konuşmak da mümkün değildir. 

Devlet çıkarı, devlet geleneği, şu bu… Milyonlarca insan savaşa nasıl yollanıyorsa, birkaç yüz insan da milyonların savaşa nasıl yollanacağına elbet kafa yoracaktır! 

Dünyanın dört bir yanında nasıl üs kurulacağına, iş bağlanacağına kafa yorduğu gibi. 
Tıpkı ilk emperyalist paylaşım savaşında olduğu gibi. 

Lenin, İngiliz ve Fransız bankalarının paralarıyla savaşan Çarlık Rusya’sının ne kadar emperyalist olduğuna karar vermeye çalışmadan önce emperyalizmin neden bir sistem olduğunu, neden kaçınılmaz bir biçimde savaş ürettiğini ve bu savaşta haklı aramanın tuzak olduğunu, tek haklı tarafın devrim cephesi olduğunu göstermeye çalışmıştır. 

100 yıl önce savaşta hatalı tutum alanları bugünden eleştirmek kolay…

Demek ki ince ayrımların ne anlama geldiğinin, ne anlama gelebileceğinin farkına varılması gerekiyor. Çünkü zaten her şey burada olup bitiyor.  

“Soğuk Savaş”ta olduğu gibi.

Nasıl milliyetçilik karşı milliyetçiliği tetikliyorsa, emperyalist savaşta haklı arama işi de karşıtına güç verir ve bunun sonu yoktur.

NATO’nun sahipleri seviniyor olmalı. Birileri Rus milliyetçiliğinden NATO’ya panzehir üretmeyi meşrulaştırdıkça NATO eskilerin anılarını canlandırıyor, kendine cephane devşiriyor, Avrupa’ya şekil veriyor.

Bu bir yanlıştır ve doğruları götürür.

Kapitalizmin efendilerinin krize çare bulamadıkları doğrudur ama hafızalarının sağlam olduğu da: "Sosyalizm bir daha güç kazanmamalıdır."

Bugün bize düşense işte bu endişelere “haklı”lık kazandırmaktır.

Anıl Çınar 'ın Son Yazıları