Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Anıl Çınar

Anıl Çınar

Taha Akyol için kısa yazı

Ha, Taha Akyol’un maksadı o eski moda totalitarizm eleştirisinden ekmek yemekse o mesleğin de yüz yıl öncesinde kaldığını hatırlatırız. Yok, sosyalizmle uğraşmakta ısrarlıysa, Akyol’un kariyeri falan da demeyiz, “keşke bu kitabı yazmasaymışım” dedirtiriz.

Yayın Tarihi: 09.02.2026 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 09.02.2026 , 00:02

Taha Akyol’un Sovyet sosyalizmiyle ilgili kitap yazdığını gördüğümde aklımda canlanan ilk düşünce Akyol’un böyle bir kitap yazmayı hak edip etmediği olmadı.

Bugünün, daha doğrusu bu düzenin ortalama yazarı, ya patronunu ya da kendini mutlu etmek için yazıyor, bunu biliyoruz. Umarım ikincisini yaşamıştır ve hızla unutulur dediğimi hatırlıyorum.

Ama devam etti. Akyol sanki “tartışın beni” dercesine kitabına gelen eleştirilerden seçmece yaptı ve köşe yazılarında topladı. Kendince sosyalistlerin tahammülsüzlüğünü ve farklı düşüncelere kapalılığını ispat ediyordu.

Yetmedi Oksijen Gazetesi’nde reklam niteliğinde bir mülakatı yayınlandı.

Ardından Selva Demiralp’e denk geldim. Kitabı sevmiş olacak ki onu eleştirenlere ima olacak şekilde paylaşmış. Birbirlerine referans verip durduklarına göre bu entelektüel ortaklığın fazlası da var sanıyorum. Neyse… Ama, Bilderberg’de “kapitalizmin geleceğini” tartışan bir Koç Holding ekonomisti de işin içine girdiğine göre “Taha Akyol kariyerinde hızla ilerliyor olmalı” diye aklımdan geçirdim.

Sonra, Akyol’un sayısız deri değiştirmelerden ibaret kariyeri gözümün önünde canlandı. Hayat herkesin karşısına eğilip bükülmeden tartışabilen karakterler çıkarsın diye düşündüm. Çünkü böylesine ne desen işe yaramayacaktı.

Kariyerine antikomünizmle başlamıştı. Sonra MHP’cilik, Özalcılık, Çillercilik, Ecevitçilik ve AKP’cilik… Fethullah Gülen’in “düşünsel derinliğini” Edmond Burke referansı ile anlatabilmek için binbir takla atan biri acaba şimdi neyin peşinde olmalıydı? “Piyasa sosyalizmi”nin mi…

Her kabın şeklini alabilen ve vurduğunuz anda sıvılaşan böyleleri için yaşasaydı Nihat Genç ne derdi acaba diye aklımdan geçirdim.

Taha Akyol, herhalde, çekirdek anısını hatırladı ve bugünün Türkiyesi’nde antikomünizmin ekmeğini yemeye başladı.

Atatürk kitapları yazarak “ılımlı” cumhuriyet düşmanlığı yapmanın yetmeyeceği bir dönem olduğunu, bahislerin yüksekten açıldığını fark etmiş olmalı. Hatta belki Murat Belge gibi dostları kulağına fısıldamıştır ve Akyol da “sahiden Cumhuriyetin sosyalizmden başka bir geleceği yok” diyerek kendince bir takım rollere girmiştir.

Bilemiyoruz, ama çekirdek anının devrede olduğunu anlıyoruz.

Nitekim, şu alıntıdaki gibi bir burnu büyüklüğe sahip olabilmek için, gerçekten de ya hiçbir şey okumamış olmak ya da antikomünist olmak gerekiyor:

Bu zihin kapalılığı, ortodoks Marksistlerde yaygındır. Alman Marksistleri Bernstein ve Kautsky, gelişen kapitalizmin Marks’ın dediği gibi proletaryayı büsbütün yoksullaştırmadığını, aksine proletaryanın milli gelirdeki payının artmaya başladığını yazdılar, Marks’ı 'revize' ettiler. Fakat ortodoks Marksist Lenin, olguyu araştırmak yerine, sosyal demokrasinin bu iki öncü düşünürünü dönek ve hain ilan etti…

Hayır, uğraşmayacağız bununla. “Marks” nerede proletaryanın büsbütün yoksullaşacağını söylemiş, bize de söylesin biz de zihin kapalılığımızdan kurtulalım. Ama Taha Bey gitsin bir zahmet Lenin’in Emperyalizm broşürünü okusun. Kimsenin de aklıyla alay etmesin.

Bir de diyor ki “Hülasa, sağcı, solcu olabiliriz. Önemli olan, hüküm verirken konunun gerektirdiği asgari mukayeseli bilgileri edinmemiz gerektiğinin farkında olmaktır”.

Evet Taha Bey, kendinizi anlatmışsınız. Bizce de, bu konularda yazıp çizmeden önce iyi araştırmak gerekiyor.

Zihin kapalılığı mı? Açık zihinli Taha Akyol konuşturmak için bula bula Yevgeni Afanasyev gibi bir karakteri neden seçmiş acaba? Bize sorsaydı çok daha fazlasını sıralayabilirdik. Glasnost’un penceresinden bakıp Batıya hayranlıklarını dile getiren, “NEP geri geliyor” diye sevinen ve giderek Garbaçovculuğun ideologluğunu üstlenen bir sürü isim var. Eee?

Akyol’a göre Marksizm, Batı’da tartışılan, revize edilen felsefi ve siyasi bir fikirken, “Rusya”da ideolojik bir itikat olmuş. Raymond Aron, bu tür ideolojilere “seküler din” diyormuş. CIA’nın maaşlı entektüeli de bir “otorite” kabul edildiğine göre antikomünist büyünün bütünün malzemeleri tamamlanmış oluyor!

Peki sayın Akyol, hadi Sovyetler Birliği’nde pek çok sorun vardı, peki “Batı Marksizmi” neyi başarmıştır bize bunu da açıklasaydınız. Yok o toplara girmeyecekseniz hiç konuşmayacaksınız.

Neymiş, “Marks büyük bir iktisatçı ve sosyologmuş”, “ama onun gözlemlediği, hükümler ve kehanetler çıkardığı toplum, en az yüzyıl geride kalmış”.

Marx ile “iktisatçı”, “sosyolog”, “kehanet” sözcüklerini yan yana getirebilmek için de ya dünyaya at gözlüğüyle bakmak ya da antikomünist olmak gerekiyor. Başka açıklaması yok. Okuyucusu şuna dürüstçe yanıt versin. Bir baksın bugün dünyaya ve Türkiye’ye, sonra acaba biz mi yüz yıl geriye gitmişiz yoksa onlar mı ilerideymiş kendi karar versin.

Daha kitaba başlamadık ve bu kadarı yeter bile.

Köşe yazılarında “özelleştirme iyidir” diyerek özelleştirmecilere ve onların kralı Özal’a methiyeler düzen birinin insan hayatına dokunan büyük sözler söylemesini bizim midemiz kaldırmıyor. Kaldıran varsa beri gelir ve bu her dönemin adamının ne gevelediğini anlatır, bizi de zahmetten kurtarır.

Ha, Taha Akyol’un maksadı o eski moda totalitarizm eleştirisinden ekmek yemekse o mesleğin de yüz yıl öncesinde kaldığını hatırlatırız. Yok, sosyalizmle uğraşmakta ısrarlıysa, Akyol’un kariyeri falan da demeyiz, “keşke bu kitabı yazmasaymışım” dedirtiriz.

Anıl Çınar 'ın Son Yazıları