Anıl Çınar
Amerikancılardan kurtulma zamanı
Yayın Tarihi: 04.01.2026 , 23:41 Güncelleme Tarihi: 05.01.2026 , 00:02
Yaklaşık 3 yıl oluyor. Fenerbahçe - Dinamo Kiev maçında tribünlerden “Putin” tezahüratları yapılmasının ve o zamanki başkan Ali Koç’un “Ukrayna'dan özür dilemeyeceğiz” demesinin üzerine çok şey yaşandı.
O zamanlar Rusya’ya dönük yaptırımlardan “sıyrılma”nın keyfini süren Koçlar, Rus petrolünden devasa paralar kazanmışlardı. Türkiye’yi yönetenler Rusya ile ABD arasındaki özel dönemi her açıdan fırsata çevirecek kadar tüccarlardı.
Kelimenin her anlamıyla tüccarlıktı bu. Onlar için siyaset tüccarlık sanatıydı. AKP “Türkiye’nin değerini” pazarlama olanağı bulmuş ve iktidarını koruma fırsatını ele geçirmişti. “ABD’yi ve büyük sermayeyi ikna eden iktidarda kalır” dersini ta 2001’de öğrenmişlerdi. Bunun farklı biçimleriyle oynuyorlardı o kadar.
“Türkiye’nin değeri” veya “eşsizliği” meselesini hafife almayın ve NATO’nun bilmem kaçıncı gücü olmasından ibaret sanmayın. Türkiye’yi yönetenlerin büyük travmasıdır Türkiye’yi bölgede ve dünyada nereye yerleştirecekleri konusu.
Neticede, bu değeri kasada okuttular ve büyük sermayeye büyük paralar kazandırdılar. Bize de televizyonlarda ABD’ye sallayabilmenin keyfini çıkaran tüccar siyasetçilerin yalanlarını izlemek düşüyordu.
Maskeli Amerikancılığın fırsat penceresi emperyalizmin ilk Suriye müdahalesi sırasında Rusya’nın topa girmesiyle açılmış, Erdoğan’ın “fazla özgür” takıldığı 2016’ya dek aralık kalmış, Ukrayna savaşı ile belli bir açıklık kazanmış ve 2024’e değin ara ara kapanıp açılmıştır.
Ama 2024’te Suriye’nin düşürülmesi herkesi kendine getirmiş, Türkiye’yi yönettiğini iddia edenleri “Türkiye’nin değeri”nin Ortadoğu pazarındaki “ederi” sorusuyla başbaşa bırakmıştır.
Sonrasında yolun sonuna gelindi. Türkiye’de ne kadar utangaç Amerikancı varsa açık açık konuşmaya başladı, “sıkı pazarlık seven” tüccarları ise bir sessizlik aldı.
Şimdilerde yazıp yazıp siliyorlar Venezuela yorumlarını…
Sonuçta bir konuda anlaşma sağlandı: “Bundan böyle Türkiye’nin değerini pazarlayacaksak bu ancak Amerikancılıkla olacaktır.” Körfez ülkelerinden para mı gelmiyor, İsrail ile anlaşılamıyor mu, Irak petrolünden nemalanmak mı isteniyor, çözüm süreci bir yere mi bağlanacak… Hepsi için büyük ağabey ABD’nin kapısı çalınacak, ona dert anlatılacak.
Diplomatik yaltaklanma...
Dolayısıyla bunların, ABD emperyalizminin Venezuela müdahalesinde bir kez daha ortaya çıkan haydutluğa iki kelime bile edememeleri şaşırtıcı değil. Bunlar New York Times’ta çıkan “Maduro’ya Türkiye’de sürgün teklifi” haberinden bile keyiflenmişlerdir buna layık görüldükleri için!
Herkes ağabeyinin sözüne geliyor. Üstelik Trump laf arasında “merak etmeyin bu işte herkesi mutlu edeceğiz” derken, ağanın elinin bonkör olacağını da söylemiyor muydu?
Venezuela’da yaşananlar emperyalizmin fırsatları affetmeyeceğinin ispatıdır bir açıdan. Üstelik ve maalesef dahası da gelecek. Ortada açık bir haydutluk var. Libya’da, Irak’ta, Suriye’de ve İran saldırısında gördük. Ama bu haydutluğun dünyanın dört bir yanından açık ya da utangaç destek bulabilmesinin kaynağında yukarıda özetlemeye çalıştığımız Amerikancılık yatıyor.
Ve Amerikancılık mutlak bir sermayecilikle birlikte yol alıyor.
Irak düşürülürken ağanın elini öpenler Irak petrolünden, Irak’ın yeniden inşasından ve pazarından ağızları sulanan şirket sahipleri değil miydi? TSK’nin generallerini dahi “iş adamı” yapıp paraya boğmadılar mı? Libya’da, Suriye’de, Kafkasyada, Balkanlarda da aynısı yaşanmadı mı? Birazcık Amerikancılık bile milyar dolarlık silah anlaşmalarıyla ödüllendirilmiyor mu?
Demek ki para-Amerikancılık-ihanet örgüsü hiç şaşmıyor. Ve şimdi “İkinci Özal treni” son durağa doğru ilerliyor.
Bunun sonu vatana ihanettir ve buna ortak olanların röntgenini çekmenin vaktidir.
Türkiye Amerikancılardan temizlenmelidir.