Anıl Çınar
Savaş Bakanlığının dönüşü ve Engels’in intikamı
Yayın Tarihi: 05.10.2025 , 23:56 Güncelleme Tarihi: 06.10.2025 , 00:18
Trump ve Hegseth’i iki nedenle tebrik etmek gerekiyor.
Öncelikle var olanı ilan ettikleri için: Biz yıllardır söylüyorduk emperyalist dünyada “savunma bakanlığı” diye bir bakanlık olamaz diye. Bu düzenin bakanları son tahlilde kapitalizmin güvenliğini sağlamaya bakar ve asıl görevleri içte ve dışta savaştır. Bu düzeni değiştirdiğimizde ilk işlerimizden biri, Fransız Devrimi’nden bize miras kalan, ve eski dille telaffuz edince ayrı bir etkisi olan, o “Kamu Selameti Komitesi”ni yeni bir içerikle canlandırmak olacak.
Diğer neden de Pete Hegseth’in “Bundan böyle Pentagon'un koridorlarında şişman generaller görmek istemiyorum” çıkışı. Dünyada terör estiren bir ordunun en üst düzey yöneticilerini göbekleri sallana sallana toplu sabah koşularında görmek bizim için bir eğlence olacak.
Ne var ki, Savaş Bakanlığı’nı ilan eden tek ülke ABD değil. Bütün dünya silahlanma yarışı içerisinde “bir şeye” hazırlanıyor. Yani eğlence burada bitiyor…
ABD, Rusya ile savaş görevini Avrupa’ya emanet ederken, Çin ile Pasifikte baş etmenin sanıldığından zor olacağı anlaşılırken, dolayısıyla Rusya ve Çin’i Ortadoğu’dan uzak tutmanın ve “Ortadoğu’da mutlaka kazanmak” gerektiğinin önemi bir kez daha anlaşılırken bütün dünyanın kocaman bir savaş bakanlığına dönüşmesi şaşırtıcı mı?
Neredeyse bütün yorumcular yeni bir İran savaşının kapıda olduğunu, “büyük sessizliğin” hayra alamet olmadığını anlatırken artık Ortadoğu’nun kuralına dönüşen bir noktaya odaklanıyor: İsrail’in güvenliği sağlanmalı ve bunun için İran mutlaka dize getirilmeli.
Örneğin Filistin kavgasına da bu açıdan yaklaşılıyor: Hamas o ya da bu şekilde dize getirilmeden ne ilk kural işleyebilir ne de İran problemi çözüme kavuşturulabilir. Bunun dünya için bir tür dönüm noktası olduğunu söyleyenler var.
Sadece bir örnek: Arnaud Bertrand dört gelişmeden söz ederken “jeopolitik yerçekiminin geri döndüğünü” söylüyor: Suudi-Pakistan askeri anlaşması, Trump’ın Afganistan’daki Bagram Üssü talebinin geri çevrilmesi, Trump’ın Xi ile gerçekleştirdiği ve aşağı yukarı “eşitler arasında” cereyan eden telefon görüşmesi ve ABD'nin İran'daki Chabahar limanına uyguladığı yaptırım muafiyetini iptal etme kararı ile Hindistan'ın tüm Orta Asya stratejisini fiilen baltalaması.1
Peki bütün bunlar, Bertrand’ın ima ettiği gibi, Sovyetler Birliği zamanındaki gibi bir “tektonik” yaratıyor mu gerçekten?
Alastair Crooke, gerçeğe biraz daha yaklaşıyor:
“Ortadoğu’nun tüm taşlarını böylesine vahşice havaya savurmanın amacı nedir — Gazze’den tüm dünyanın da gördüğü gibi? İsrail’in bölgesel hegemonya arayışı ve ABD’nin bölgenin enerji kaynakları üzerindeki denetimi mi? Amaç bu mu? Elbette — fakat bundan daha fazlası var.
Trump ekibinin, İsrail sağının ve onu destekleyen Yahudi milyarderlerin yeni doktrininin yine de hepsinden üstün bir ‘savaş hedefi’ bulunuyor. Bu yalnızca İsrail’in ‘bölgesel hâkimiyeti’ ya da başkalarının ‘boyun eğmesi’ meselesi değil — ki bunu ABD temsilcisi Tom Barrack açıkça söylüyor. Bu aynı zamanda ‘İran’ı kontrol altına almak’ anlamına da geliyor — bu yüzden ‘Snapback’ (yaptırımların geri getirilmesi) İran’ı boyun eğdirmeye yönelik ‘büyük savaş’ın hazırlığıdır.”2
Bütün bunlar kuşkusuz Ortadoğu'yu Venezeula’ya bağlayan şeyin ürünü:
“Asıl mesele Arjantin'in kaya gazı yataklarını ve Venezuela'nın devasa petrol rezervlerini ABD kontrolüne almak; ABD hükümetini zorlayan büyüyen ABD açıklarının yarattığı tehdidi hafifletmek için ABD'ye küresel enerji hakimiyeti sağlamak.”
Bütün bunlar ve daha fazlası, İsrail’i emperyalizmin özel bir aracına da dönüştürdü. Başka bir deyişle, İsrail sadece siyonistler, dinciler ve soykırımcılar tarafından yönetildiği için değil, aslında bütün bunlar emperyalizmin bizzat kendisi gibi işlevlendiği ve arkasında bütün bir yahudi sermayesi durduğu için, ve bizzat bazı İsraillilerin dediği gibi, “Spartan devlet”e dönüştü.
Dolayısıyla “Savaş Bakanlığı” basit bir imaj tazeleme operasyonundan öte anlam taşıyor. Bu, bir anlamda “Kurallara Dayalı Düzen” diye anlatılan anlatının sonunun geldiğinin ilanıdır.
Trump’ın manevralarına ve tutarsızlıklarına bakarken aklımızın bir yanında ABD devletindeki iç çekişmeler mutlaka olacak. Öte yandan bütün bunların “yeni dönem”de bir tür “kullanışlı aptal” yarattığını da görmezden gelmemek gerekiyor. Kullanışlı aptalların “stratejik bir tercih” olmaktan öte, bir “ürün” olduğunu unutmadan…
Yani yeni dönem, İsrail ve ABD eliyle ve zorla tahakküm dönemidir. Burada “İsrail’in güvenliği”nden öte “İsrail’in üstünlüğü” de sahadadır. Öte yandan, bu üstünlük iktisadi ve askeri zor ile sağlanırken, ABD emperyalizmi bütün emperyalist sistemin “atıl” fay hatlarını tetiklemekte ve değişimin hızıyla oynamaktadır. Dolayısıyla “Savaş Bakanlığı” emperyalist düzenin ABD’den dünyaya yayılan dürüstlük ilanıdır.
Ancak, bu kadar “yerbilimi” referansına da artık dur demek gerekiyor.
Çünkü “İsrail” sadece emperyalist düzenin bir anahtarı değil, aynı zamanda zayıf karnı. Ve bizim odaklanmamız gereken hedef de tam orası.
Çünkü emperyalist dünyanın başkentlerinde sokakları dolduran ve hatta grevlere çıkan milyonlar, emperyalizmin önündeki asıl engelin ne olduğunu bize anlatmıyor mu? Üstelik sadece ekim ayının ilk haftasında sokağa çıkanların sayısı milyonları buluyorken…
İsrail dünya kamuoyunu ve aslında “en çok güvendiği kesimleri” bile kaybetmeye başladığını anladığında Charlie Kirk olayının sahneye çıkması veya İngiltere’de ve başka yerlerde türlü algı operasyonlarının tezgahlanması herhalde bir tesadüf değil. Çünkü ne olursa olsun, kavga orada dönüyor. Kavga tam da “meşruiyet”in akılla, vicdanla ama cüretle kazanıldığı o yerde kazanılıyor. Ve maaşa bağlanmış onca siyasetçi, onca kalemşör, onca yayıncı ve büyük medya desteğine rağmen İsrail’in aradığı meşruiyet mayası tutmuyor.
Bunlar Filistin halkının tek gerçek dostunun ve asıl yardımcısının kimler olduğunun ispatı da değil mi?
İsrail emperyalist dünyanın kurallarının bir ürünüdür. Onlar için son derece faydalıdır ama bu ürün emperyalistlerin kendi içini de kaşımaya başlamıştır. Üstelik tam da “yeni dönem”e adım atılırken hiç de istenilir şey değildir.
“Avrupa Birliği”nin bitişi işte bu yeni dönemin bir nedeni ve semptomudur. Ucuz enerji, ekonomik istikrar, büyüme, refah ve bunların üzerinde yükselen liberalizm illüzyonu…
Yeni dönemin yeni kurallarını uygulamak için kemer sıkmak, sokağı kontrol etmek ve “kazara gerçekleşecek” bir devrime şimdiden engel olmak gerekiyor. Anlayacağınız, büyük Alman otomotiv tekellerinin bundan böyle tank üretmeye başlamasının nedeni “jeo-politik” veya “jeo-ekonomi” değil.
Avrupa’nın soğuk duşa, sığınaklara, drone saldırılarına, patlama ve cinayetlere alıştırılması giderek silikleşen Rus düşmanlığına renk katmanın ötesinde son derece sınıfsal bir yan taşıyor. Çünkü yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın başka yerlerinde de kelimenin olumsuz anlamıyla “siyaset”e olan ilgi azalıyor. Herkesin aynı olduğu bir dünya başka bir siyasetin doğum sancılarını yaşıyor.
Savaş Bakanlığı işte adı umut olan bu çocuğu daha şimdiden öldürmek için yola koyuldu.
Engels bunun işçi sınıfı için ne anlama geldiğini 15 Aralık 1887 tarihli ünlü “kehanet”inde şöyle ifade ediyordu:
“Savaş bizi bir süreliğine geriye itebilir; bazı kazanılmış mevzilerimizi elimizden alabilir. Ama bir kez, kontrol edemeyeceğiniz o güçleri serbest bıraktığınızda, artık olaylar kendi yolunu izler: Trajedinin sonunda siz yıkılmış olacaksınız veya proletaryanın zaferi gerçekleşmiş olacak, ya da artık onun kaçınılmaz hale geldiği bir dünya doğacaktır.”3
Bu satırların işçi sınıfının “varlığını hissettirdiği” bir dönemde yazılmış olması bizi yanıltmasın. Devrimin şimdilik “sessizce olgunlaşma” ihtimaline duyulan korkudan yola çıkılsın.