Anıl Çınar
Siyasetten insan manzaraları
Yayın Tarihi: 14.03.2022 , 00:03 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
“Allah belasını versin Amerika’nın. Bize söz verdiler, kredi işlerinde tam destek vaat ettiler. Ne oldu anlamıyorum. Birisi bir parmak attı, kredi işleri durdu.”
Bunu söyleyen Morrison Süleyman siyasete ABD patentiyle yerleşen tek karakter elbette değil. Ama Süleyman ’77 yılında “kendince” bir yol bulmaya çalışıyor.
Çünkü ülke çalkalanıyor, siyaset dikiş tutmuyor, ekonomi ise bataktan çıkarılamıyor. Çünkü partisi karmakarışık, sağdan çözüm işe yaramamış, sol ise ancak kavga edilebilecek bir şey.
Çünkü bu noktaya gelinmesinde sorumluluğu var Süleyman’ın.
Ecevit önce CHP’nin tek başına iktidar olabileceğine inanıyor. Bu olmayınca AP’den “7-8 tane kumar borcu olmayan” milletvekili transferi işine girişiyor. İşler yolunda gitmiyor ama The New York Times’a “Askeri müdahale ihtimali yüksek değil” röportajı da verebiliyor Ecevit.
Ecevit hâlâ umutlu. Olmak zorunda, çünkü sorumluluğu var bu noktaya gelinmesinde Ecevit’in.
Erbakan ve partisi, antikomünizm kontenjanından giriyor mevcut sisteme. “Sorumlu siyaset” adına CHP ile bir olup ülkeyi yönetmeye bile çalışıyor. “Dokunan yanar” partisine dönüşüyor ama kontenjanın varlık nedeni yok olmadığı için Erbakan da yok olmuyor.
Erbakan umutlu olmasa da olur; çünkü o mutlu. Çünkü artık sistemin bir parçası Erbakancılık.
Türkeş ve partisi antikomünizm kontenjanının diğer önemli bileşeni olarak uzun süredir sistemde. AP’nin altını oymakla ve Morrison Süleyman’ın kanatları altında devlet içerisinde kadrolaşmakla meşgul.
Türkeş tabii ki de umutlu; çünkü sorumluluğunu biliyor.
Kadrolaşma ise yalnızca Türkeş’in derdi değil. Bütün sağ ve düzen solu, devleti parsellemekle meşgul. Borsa simsarları gibi, Türkiye’nin böyle devam etmeyeceğini, bir kere batıp çıkacağını anlayan herkes sonraki dönemin mallarına çökme peşinde yarışa tutuşuyor.
Kimse açıkça söylemiyor ama herkes yeni Türkiye’de kendilerine ayrılacak yerden bir şekilde mutlu ve umutlu.
Nedenini bugünkü manzaradan anlayabiliyoruz…
Farklı karakterler farklı partiler, farklı ya da benzer dürtülerle ve sınırlarla bir şeyler yapmaya, “sorumlu” davranıp “ülkeyi düzlüğe çıkarmaya” çabalıyorlar. Ortak sınır gerçek solun, halkın müdahil olması. Buna mutlaka engel olunmalı. Gerisiyse serbest…
Sonuçta, ülkeyi “krizden kurtarmaya” çabalayan bir avuç karakter attığı her adımla ülkeyi krize götürmekten başka bir şey yapmamış oluyor.
Gazetelere açıklamalar yapılıyor, kapalı toplantılar motel odalarında görüşmeler gerçekleştiriliyor, açık ve gizli mektuplar yollanıyor, koltuklar veriliyor ve alınıyor. Kürsülerden, ekranlardan, parlamento sıralarından sesler ve görüntüler yükseliyor. Medyada bir gün bir karakter bir gün başka bir karakter kendine yer bulurken sonunda ortaya bir “manzara” çıkıyor.
Tüm bunlar ne için yapılıyor? Ne işe yarıyor tüm bu yapılanlar? Türkiye halkı ne görüyordu baktığı manzarada…
Bugün ne görüyoruz?
Dönem farklı, koşullar farklı, isimler farklı demeyin. Bakın, tek eksiğimiz Tansu Çiller’di, ona da merhaba demiş olduk.
Siyasetin renkli dünyası…
Aslında Çiller hiç önemli değil, bugün sistem daha bile bonkör: Reklam ajanslarına, koçlara (ve KOÇ'lara) kendisini emanet eden, “sosyal medya”da birkaç on bin beğeni toplayan herkes bu geniş manzarada bir süreliğine de olsa bir şey olabiliyor.
Bugün de gazete demeçlerini, kürsü konuşmalarını, açık masaları; kapalı toplantılar, gizli anlaşmalar, koltuk vaatleri ve e-mektuplar izliyor. Bazı sözler veriliyor ve bazı sözler alınıyor. Bazı sözler ise tutulmamak üzere veriliyor.
Ne işe yarayacak bütün bunlar, ne için yapılıyor?
Sorumlu olanlar fark edilmesin, “yeni Türkiye”de herkes kendine bir rol ve görev bulabilsin, Türkiye’nin yeni manzarası kabul görebilsin diye.
Öyleyse, bize de bu manzaradan mutlu ve umutlu ayrılamamaları için gerekeni yapmak düşüyor.
(Alıntılar için: Süleyman Âşık, Güneş Motel Olayı, Kopernik, 2021)