Ali Şimşek
Yeni Zamanlar’dan kalan
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:09 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:09
Geçtiğimiz günlerde Jamaika kökenli düşünür Stuart Hall’ı yitirdik. Hall, Richard Hoggart ve Raymond Williams ile birlikte, İngiliz Kültürel Çalışmaları veya Kültürel Çalışmalar Birmingham Okulu olarak bilinen ekolün kurucularından biriydi. Hall asıl ününü ve üretkenliğini kültürün ve popülerin baskın olmaya başladığı 1990 sonrası dünyaya özellikle de 1989 Berlin Duvarı’nın ve 1991 SCCB’nin yıkılışıyla ortaya çıkan sol kötümserliğe borçluydu. Ana hatlarıyla post tartışmalar dediğimiz bu eklemli blok, post marksizm ve yeni sol tartışmalarıyla beraber yürüyordu.İlginin sınıftan kültüre ve kimliğe kaydığı, bizzat kapitalizmin tasarımcı bir kılıf kazandığı bu aralık, hem eleştirel teorinin hem de bizzat neo liberalizmin talepleri arasında tuhaf bir tarihsel kapma yaşatmıştı. Fark söylemlerinin ve marksizm dahil büyük anlatılara dönük inançsızlığın zirve yaptığı, bir tarafıyla tarihin sonu ve küreselleşme iyimserliğinin sol entelektüelleri kafeslediği “yeni zamanlar” başlamıştı. İlginçtir Hall’ın ülkemizde tanınıp okunması, Türkiye solunda başlayan ve bugün sonuçlarını en sert haliyle gördüğümüz 1998 sonrası ÖDP içinde billurlaşan tartışmalar ile de ilgiliydi. Bugün en komik ve trajik halini Ufuk Uras figürü üzerinden yaşadığımız sol liberal savrulmanın nüveleri ilk o dönemler görünmeye başlayacaktı. Hall’ın derlediği makaleler seçkisi Yeni Zamanlar Ayrıntı Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılmış ve genel post modern tartışmaların sosyalizm-sol tartışmasına tahvilinde kritik rol üstlenmişti. Yeni Zamanlar başlığından da anlaşıldığı gibi geleneksel sol-sosyalist politika yapma biçimlerine itirazlar içeren bir konvoy şeklinde ilerliyor. Solun ikincil gördüğünü söyledikleri kimlik, toplumsal cinsiyet, ekoloji gibi alanları sınıf bütünselliğinin ya da evrenselliğinin karşısına tekilliğin siyasetini çıkarıyorlardı. Yeni Zamanlar tartışmaları daha sonra radikal demokrasi gibi çatışmayı ve uzlaşmamayı liberal demokrasi çerçevesinde meşrulaştıran görüşlerden, çokluk ya da minör (küçük) siyaset gibi 2000’lere kadar çok konuşulan mevzuları görünür kılmıştı. 1990 sonrası eleştirel teorinin sınıftan ve ekonomi-politikten uzaklaşarak, kültüre odaklanmasında ve öncelikle Gramsci’ye atıfla hegemonya ve eklemlenme kavramları üzerine yoğunlaşması başta popüler kültür araştırmaları olmak üzere zengin bir miras da bıraktı. Elbette kültür üzerine odaklanmak hatta bunun kolaycı bir söyleme dönüşmesi siyasetin geri çekilmesi sürecine perde işlevi görse de, bütün handikalpalrına rağmen Yeni Zamanlar tartışması ileride ete kemiğe bürünecek sol liberal duyuyu anlamak açısından öğreticiydi. Dünyanın tekrar isyan dalgasıyla buluştuğu bir aralıkta, sol liberal uzlaşımlar çatlarken, Yeni Zamanlar’da vurgulanan toplumsal cinsiyet, ekoloji, kimlikler de farklı siyasal dinamikler kazanıyor,. Gezi Direnişi bize bunu göstermişti. Hall’ın yazdıkları bir tarafıyla post-marksizmin palazlanmasını elbette güçlendirdi. Bunu 1990 sonrasının cüretli atmosferiyle düşünmek gerekiyor. Şimdi o dönem bitti ve tarih geri döndü! Onu şimdi bir daha okumak gerekiyor.
Stuart Hall’ı hep saygıyla anacağız....
Fırtına İkliminde
Gezi’deki baret arkadaşım B. Sadık Albayrak’ın çoğu Gezi direnişi üzerine yazılar ve seçilmiş fotograflardan oluşan son kitabı Fırtına İklimindeyi Doğu Yayınları’tarafından yayınlandı. Gaz içinden fışkıran umudu ve direnişi bir kez daha düşünmek için elzem kitaplardan.