Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Ali Şimşek

Yanlış topa girmek!

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:08 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:08

Hep duyarım biraz da bıkkınlıkla... Bizde edebiyat eleştirmenliği yok birader nerede Fethi Naci gibi bir eleştirmen azizim lafları falan... Fethi Naci ile kastedilen sözünü sakınmayan, eleştirilen yapıtı kuşatan, dürüst ve sivri dilli bir eleştirmen tipi olsa gerek. Açıkçası ben de okur ve beğenirdim üstadı. Üslubu olan ve zaman zaman Nurullah Ataç’ın öznelliği ile benzeştirilen akıcı bir yazım tarzı vardı. Türkiye’de edebiyat eleştirisinin konumu bir yazı dolayısıyla tekrar gündeme geliverdi.

Belki farkındasınız geçtiğimiz günlerde arkitera.com mimarlık kültürü sitesinde Elif Şafak’ın son tarihi romanı Ustam ve Ben üzerine Mehmet Berksan’ın kapsamlı bir eleştirisi yayınlandı ve fazlasıyla da paylaşıldı, okundu. Özetle Berksan, bir mimar gözüyle Şafak’ın romanındaki uçuklatan tarihi hatalara değiniyor, yıllardır Şafak’a maruz kalmış, onun sevgi yumağı, ağdalı new age dilinden iğreti olmuş okurların içinin yağını eritivermişti. Berksan özetle: “Ülkemizde kitapları en çok satan yazar, 3 yıllık bir araştırmanın sonunda yazdığı kitapta, koskoca Selimiye’nin kubbesine dam derse, külhanı kazan dairesi zanneder, saray arsasını çorak arazi diye niteleyip, koskoca padişaha törenleri meydanın ortasında izlettirir, daha o dönemde olayların geçtiği sarayın adını dahi yanlış zikrederse bu neyin göstergesidir acaba?” diye soruyordu. Her romanıyla bir medya yıldızına dönüştürülen Şafak’ın, romanlarını yazarken derin tarihi araştırmalara girdiğini zikretmesi alıştığımız bir tavır olunca detaylı eleştirinin yankısı büyük oldu elbette. Gerçekten de mimarlık gibi bir alandan gelen bu eleştiri birçok kişiyi memnun etmiş farklı bir okuma olarak yorumlanmıştı. Dediğim gibi eleştirinin ses getirmesi ve yaygınlaşması öncelikle Elif Şafak üzerinde oluşmuş ve bazen intihal iddialarıyla perçinleşmiş bir rahatsızlıktan da kaynaklanıyordu. Buna son 30 yıldır furyaya dönüşmüş olan ve belgelerden yola çıktığı vurgulanan, İstanbul’u bir gizemler şehri olarak gösteren tarihi romanlar furyasına dönük inançsızlığı da eklemek gerekiyor. Yani Berksan’ın eleştirisinin iç yağı eritmesi için fazlasıyla birikmiş neden vardı ve tam zamanında geldi!

Ama tabii böyle zamanlarda elbette birileri topa girmeye çalışacaktır ve bu büyük eleştirmen Semih Gümüş oluverdi. Gümüş geçen cuma Radikal Kitap’ta yayınlanan eleştirisinde mimarlık üzerinden gelen bu eleştirilere itiraz ediyor bir romanın kurgu olduğundan ve gerçeğe uyması gerekmediğinden dem vuruyordu. Yani söylemek istediği böyle bir eleştiri olamazdı. Yazar tarihi bir dönemi de yazsa, hatta gerçek kişiliklerden de çıksa son söz yazarın kurmaca dünyasıydı. Tarihi unsurlar ya da gerçek mekanlar yazarın atmosfere girmesini o dönemi yaşamasını kolaylaştırırdı ancak.

Gümüş’ün bu düşüncelerine kimse itiraz etmiyor zaten. Ama Metin Celal’in Cumhuriyet’te (30-01-2014) yayınlanan karşı çıkışında vurguladığı gibi, bizzat Şafak, Sinan üzerine kapsamlı araştırmalar yapan Gülru Necipoğlu’nun “Sinan Çağı” (Bilgi Üniv. Yay.) kitabı için “saygım çok büyük” diye söz ediyordu. Gümüş’ü ne rahatsız etmiş acaba? Berksan roman kuramı tartışmasına girmiyor Lukacs, Foucault ya da Moretti’den alıntı yapmıyor konuya vakıf biri olarak vahim tarihsel hataları gösteriyordu sadece bir romanı eleştirmek için “büyük eleştirmen” olmak da gerekmiyor. Hani nerede kaldı Gümüş’ün de yıllardır alıntılayıp durduğu Umberto Eco’nun “Açık Yapıt” ya da çoğul okuma savunusu. Mimar da kendince çoğul okuma yapmış ve gayet saygılı bir dil tutturmuş. Gümüş yanlış topa girerek aslında edebiyat eleştirmenliği iktidarını perçinliyor. O alan bizim demeye getiriyor benim anladığım...

Anladık o alan sizinse bu alanı yakından takip eden biri olarak ben de bir talepte bulunayım o zaman. Peki yıllardır Elif Şafak ve New Age anlayışlar 1990 sonrası yükselen yeni tinselcilik mistikleştirilen tarih ve şehir ya da kişisel gelişim sektörünün kurmacaya yansıması veya esnek duygusal kişilikler ve neoliberalizm hatta İskender Pala ve tarihin soylulaştırması üzerine bir eleştiri okuyamıyorum acaba? Bu alan mimarların değil de sizin ise buyrun bekliyoruz!

Ali Şimşek 'ın Son Yazıları