Ali Şimşek
Tabutta kameralı rövaşata
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:06 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:06
Uşak efendisinin önünde eğilir ama yine de osurur.
Bir Endenozya sözü
Gezi sonrası AKP ve Tayyip’e karşı öfke arttıkça, geçmişin “bidon kafalılar” söyleminin medyada tekrar nüksettiğini görmek düşündürüyor insanı. Bidon kafa sıfatı AKP’nin hegomonize ettiği alt orta sınıfları, köylülük ve varoş tınısıyla küçümsüyor ve AKP’ye seçkinciliğe karşı verdiğini söylediği mücadeleye koz veriyordu. Öncelikle şunu söylemek gerekiyor: AKP’nin taleplerini, istemlerini eklemlediği yoksul kitlenin önemli bir kesimi her kim olursa olsun (sosyalistler de dahil) siyasetin kazanılması gereken kesimi oluyor. Çünkü siyaset senin anlaşamadığın insanla yapmaya çalıştığın bir şeydir. Anlaştığın tabana kadrolar diyoruz zaten onlar elde bir! Yani siyaset bir tarafıyla onların oynaklıkları, kararsızlıkları, fırsatçılıkları ve çelişkileriyle beraber oluyor. Hep söylediğim bir şeydir: Yoksul ama onurlu olmak, çoğu zaman burjuvazinin görmek istediği gibi, azla yetinen, “temiz” ve uslu olmak anlamında fazlasıyla ideolojik tınılara da sahip.
Bidon kafalılardan g.tünün kılıyık’a bir çok söz içimizin yağını eritse de, büyüyen öfkemizi lezzetle kabartsa da yine de kantarın topuzunu kaçırmamak gerektiğini düşünüyorum ben. Yani alt sınıfları ve ezilenleri, sadece tabii olan, pasif bir ilişki içinde düşünmemek dolayısıyla idealize de etmememiz gerekiyor. Örneğin seçimler yaklaşırken kullanımı artan “sadaka kültürü” kavramına da çekinceli yaklaşmak gerekiyor.
Son otuz yıldır kültür teorisine birçok katkı yapan önemli bir kavram var: Metis. Metis, Yunan mitolojisinde, Okeanos ile Tethys’in kızıdır. Metis, tanrıların başı olan Zeus’un ilk karısı ve akıl tanrıçası Athena’nın annesi olarak anılır. Zeus karısının hamile olduğunu öğrenince, kendi tahtını sarsabilecek, kendisinden güçlü bir çocuk doğacağı korkusuyla Metis’i yutar. Bunun sonucunda Metis Zeus’a ömrü boyunca iyi ve kötü hakkında bilgi verir. Metis’in hamile olduğu akıl ve sanatın tanrıçası Athena, Zeus’un başından zırhıyla çıkar. Metis, ilahi bilginin ve kutsal aklın, yani “hikmet”in tasviri, vücud bulmuş halidir. Hikmetin sembolu olan “su”, Metis’in de başlıca sembolüdür. Yunanca kökeniyle hem zeka hem de kurnazlık tanrıçası olarak anılır. Kurnazlığı üçkağıt stratejisi olarak da okumak mümkün. Bu anlamda metis stratejileri dediğimiz tertibatlar, egemenlere karşı şiddet uygulayamayan, başkaldıramayan alt sınıfların direnme, kaçınma ve kurnazlık taktiklerini de içine alır. Yani bütün dünya kültürlerinde olan ve iktidarların talan, vergi ve asker deposu olarak işleyen köylü kurnazlığını bir de bu açıdan düşünmek verimli olacaktır. Söylemek istediğim alt sınıflar iktidara körü körüne tabii olmazlar, çeşitli strateji ve üçkağıt, kaçınma pratikleriyle bir tarafıyla iktidarı da dolandırırlar! Yani yoksulların AKP ile siyasal eklemlenmesi tek taraflı bir mağdurluk olarak okunamaz. Dolayısıyla onları girdikleri çıkarcı ilişkiler ya da yanaşma pratikleri ya da kaçınma-fırsat yöntemleri üzerinden ahlaki bir yargıya tabii tutmak da yeterli olmayacaktır.Tabuta kamera koymak
Bütün bunları yeniden düşünmeme neden olan iki yazı dolayısıyla böyle bir fasılayı gerekli gördüğümü söylemeliyim. İlki içimizin yağını her seferinde eriten ünlü bir yazarımızın geçen hafta yayınlanan son yazısı. Meclisteki küfürleşmeler üzerine Yılmaz Özdil yine kalemini konuşturmayı bildi diyelim. Sosyal medyada yine paylaşım rekorları kıran “Nazar etme nolur küfret senin de olur” adlı yazı Gırgır’ın efsane çizgi kahramanı Utanmaz Adam’dan başlayıp Dallas’ın Ceyar’ından Mükremin Çıtır’a Cem Yılmaz’ın üçkağıtçı banka reklam tiplemesine bir dizi popüler karakter üzerinden küfüre ve dolandırıcılığa ne kadar yatkın olduğumuzun izlerini sürüyordu. Okutan üslubuyla şöyle diyordu Özdil: “Bi ara Dallas modaydı, Ceyar, karaktersiz karakter, haysiyetsizliğin bini bi para... Anında salgın gibi yayıldı, memlekette neredeyse bütün tabelalar değişti, Dallas Kafe, Dallas Kuaför, Dallas Market peyda oldu, Dallas Eczanesi bile vardı. Mükremin Çıtır, Tirbuşon, baltaya sap olamamış işsiz güçsüz serseriler, hatta yumurta topuk maganda, izlenme rekoru kırdılar.” Yani Özdil bu toplumun iliklerine kadar işlemiş olan kötülüğe, üçkağıta ve de dolayısıyla küfüre düşkünlüğü üzerinden gidiyor ve sonuca ulaşıyordu: İşte bütün iyiler ve kahramanlar içerde. Bunlar ise dışarda.
Özdil elmalarla armutları toplarken hızlı davranıyor. Gırgır’daki Utanmaz Adam tiplemesi bütün geleneksel halk kahramanı tiplemeleri gibi adı olumsuz kendi olumlu (sinemada Kemal Sunal ve İnek Şaban filmlerini hatırlayalım) kahramanlar ailesinden geliyor. Utanmaz Adam veya Mükremin Çıtır iktidara karşı yoğun metis stratejileri uygulayan üçkağıtla direnen kahramanlar aynı zamanda. Dolayısıyla Özdil’in yazısında bahsettiği Kurtlar Vadisi tiplemeleriyle uzaktan yakında ilgisi yok. Yazısının devamında bir TV yarışmasında ünlenen Ata Türk ve annesi “kaynana” Semra Hanım’a değinen Özdil öyle bir itirafta bulunuyor ki apışıp kalmamak elde değil. Şunu söylüyordu çok okunan yazarımız: “Sayın ahalimizden en çok esemes alan, gelin oldu, damadı uyuşturucu komasından ölü buldular, tabuta Türk bayrağı sardılar, kaynana Semra’yı şehit anası ilan ettiler, televizyonlarımız cenaze namazından 80 saat filan canlı yayın yaptı. Hiç unutmam, o sırada atv Haber’i yönetiyordum, beş bin dolar vereyim tabutun önüne kamera takayım dedim, prensipte anlaştık, parada anlaşamadık”. Yani saygıyı elden bırakmasam bu paragraf karşısında bir küfür etmemek elde değil. Özdil popüler kültür tiplemeleri üzerinden tatlı tatlı hıncımızı kaşırken, okuru “risksiz ve hep haklı bir “boş alan” üzerinden keyiflendirirken istemeden dökülüveriyor. Sanki eleştirdiği medya rezilliğinin kendisi dışındaymış gibi haklı haklı konuşurken, ölen bir medya vakasının tabutuna kamera takmak gibi bir reyting teklifi yaptığını itiraf etmiş oluyor. Dikkat edin eleştirdiği ve onun üzerinden “müstahaklar” dediği seyirci kitlesine o programları yapan yönetici kadrosundan birinden söz ediyoruz. Sanki bu programlar bizzat bu “bidon kafalı” halkın talebiymiş ve kendisi sadece ona uyuyormuş gibi bir izlenim vermek istiyor. Oysa biliyoruz ki medya önemli ölçüde talebin üretimiyle ivmelenen bir alan. Yani izleyici talebi durup dururken gelmiyor bizzat üretilmesi gerekiyor. Yani suç bidon kafalılarda değil sadece! Özdil haklı haklı ve lezzetle konuşurken suçunu da itiraf etmiş oluyor bilmeden ama biz terbiyeliyiz ve ağzımızı bozmuyoruz!