Ali Şimşek
Önce birbirinizi sonra bizi yersiniz!
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:07 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:07
İki hafta önceki yazımda bazen siyaset sınıfı gizler demiştim. Yani sorunu devlet-bürokrasi üzerinden süren bir güç dalgası olarak görmek, devleti kendi başında sınıfsal dağıtımdan bağımsız bir konum olarak alma riski barındırıyor. 17 Aralık depremi sorunun inşaat sektörüne bir sülük gibi nasıl eklemlendiğini oradan Etiler magazin dünyasında ve kültürel çöpe nasıl uzandığını acımasızca gösteriverdi. Aslında bizim şaşırmadığımız ilişkilerdi. Örneğin Etiler Polis Okulu arazisinin nasıl yutulacağına dönük yıllardır kent efsanesi olmuş söylentiler duyuyorduk. Yine çağdaş sanat dünyası üzerinden de olsa Dubai’nin etkisini, dünyadaki sermaye dolaşımı ve aklanması üzerindeki becerisini biliyorduk. Ya da artık bir film artizine dönmüş playboy Ali Ağaoğlu’nun Dolmabahçe’ye başbakanlığa lüks arabasıyla gelmesindeki cüretin hangi ilişkilere gebe olacağını da tahmin ediyorduk. Yine filmlerdeki mafyöz tipleri andıran Aliyev Azerbeycan’ından İran’a uzanan yuppie genç kuşak yiyiciler de şaşırtmadı bizi. Ama şöyle bir kırgınlığımız var tabii bütün bunları Cemaat’in sayesinde öğreniyoruz. Bu aşamada “yiyin birbirinizi” demenin rahatlatıcı bir tarafı var elbette ama nereye kadar?
AKP-Cemaat arasındaki bu kapışma elbette bir tarafıyla ABD’den İsrail’e uzanan, Tayyip’e ayar vermeye çalışan “dış mihraklara” uzanıyor. Yani Başbakan haklı bir tarafıyla. Ama bize göre bunda şaşıracak bir şey yok. Elbette devletlerin bavul servis eden derin ilişkileri var. Yani van minut’tan, Tayyip’in Ortadoğu abiliği heveslerine ve Çin füzelerine uzanan bir gerilim ABD’nin Mısır İhvan’ından Suriye ve İran karşısındaki pozisyon değişimlerine oradan Kuzey Kürdistan petrolüne kadar uzanan bir sürü faktör var karşımızda. Fakat ben yine de iflah olmaz bir sosyalist olarak, bu kadar grand (büyük) sorunlarla değil sermayenin yeniden dağıtımı ve paylaşımı konusunda AKP’ye eklemlenmiş merkez sağ tınılı bir sermaye ile Cemaat asermayesi arasında da neler döndüğünü merak ediyorum doğrusu. Yoksa bu sadece bürokrasi mertebesindeki imamlar ya da devlet aygıtları arasındaki yetki savaşları veya dersaneler de olmasa gerek.
İki hafta önceki yazımda ben bu soruları sorarken, T24 sitesinden Aydın Engin bir cinlik yaparak (bu kez vesayet, ulusalcı sol ve Ergenekon demeden bir yazı yazmış) bu mevzuları kurcalamaya başlayıvermişti. “Fehmi Koru bile paniklediyse durum ciddi” başlıklı yazı Cemaat’e yakın TUSKON (Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu) ile hükümetin arasındaki gerilime değiniyordu.
Yazısında somut bilgiler veriyordu Engin: “TUSKON, Cemaat’in ortalıkta fazla görünmeyen, ancak gerek finans kaynağı, gerek örgütlenmesi açısından çok kilit bir kuruluşu. ABD, Rusya ve Moğolistan’da temsilcilikleri var. Dış ilişkiler bağlamında deyim uygunsa (ki uygun) yedi iklim dört bucakta yerel örgütleri var. Mesela Türkiye-Nijerya, Türkiye-Moğolistan, Türkiye-Romanya, Türkiye-Brezilya işadamları dernekleri gibi…”
Cemaat AKP’yi gözden çıkarmışken bu sınıfsal ilişkiler ne durumda? Anlaşılan Cemaat işler iyi giderken pek çok şeye göz yummuş, hatta bazı hizmet erlerinin hayat kadınların ın kucağına düşmelerini bile son dakika da engellemiş. Peki Cemaat blokunda yer alan şirketler hangi karmaşık ilişkiler içindeler? Cemaat’e yakın şirketler hangi yolsuzluklara bulaştılar. Ortaya çıkan tabloya ve göz yuman takkiyeciliklerine bakılırsa sonucu tahmin etmek zor olmasa gerek. Bu sorular elbette uzayıp gidebilir. Örneğin AKP tarafının elinde Cemaat’e ait hangi bavullar var açıkçası ben çok olduğunu düşünmüyorum.
Elbette bu soruların birçoğuna cevap alamayacağız zaten o derinlere uzanacak gazetecilik gibi araçlarımız da yok. Yine her şey siyaset ve devlet içinde olup bitmiş gibi görünecek ortalık durulduktan sonra da sıra yine bizi yemeye gelecek!