Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Ali Şimşek

Karıncayı incitmeden kapışmak mümkün mü?

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:05

Zaman gazetesinin “Kardeşlik Zamanı” reklamında bir araya gelen ve gazetenin sayfalarını tutan, deniz gözlüklü, maskeli Gezici genç ile güleryüzlü çevik polis bayağı eleştiri almış, dalgaya alınmıştı. Aynı yaşlardaki bu iki temiz yüzlü genç doğal olarak Gezici gazdan ve darbelerden hafifçe yıpransa da bir elmanın iki yarısını gösteriyordu. Oysa bu ilanı farklı okumak da mümkün. Cemaat, reklam panolarıyla Başbakan’ın yapmadığı bir şeyi yapıyordu. Gezi’nin varlığını olumluyordu. Tayyip’in nezdinde Gezi hiçbir zaman var olarak kabul edilmedi krimalleştirilip, dış mihraklardan, terör örgütlerine ve faiz lobisine geniş bir repertuvardan devşirilmişti. Çünkü Gezi Direnişi’nin küçük bir parçasını bile kabul etmek, iktidarının meşruluğu için büyük bir darbe olurdu. Söyleyebileceği tek şey ağaç sevgisi ve biz de ağaç diktik oldu. Haziran Direnişi boyunca, reklamı yayınlayan Zaman da farklı değildi. Camiye ayakkabıyla girdilerden bira kutusuna koskoca bir yalan edebiyatına çanak tutmaktan imtina etmedi doğrusu. Bu anlamda “Kardeşlik Zamanı” reklamı, farklı okumalara açık hale geliyor. Geçtiğimiz yıl MİT üzerinden alevlenen ve dershaneler konusuyla iyice açığa çıkan, bavulcu Mehmet Baransu’nun servis belgeleriyle alevlenen ve geri döndürülemez bir hal alan Cemaat ve AKP çatışmasının ilk deklarasyonlarından biriydi bahsettiğimiz reklam. Arkasından Zaman istihbarat şefinin tweet’i geliverdi. Camiye bira şişeleri sonradan konmuştu. Yani yumuşak tınılarla da olsa Cemaat, AKP’ye karşı, kabusu olan Gezi kartını da açacaktır sanırım. Zaten Fethullah Gülen, direniş zamanında yayınladığı görüşlerde karınca ve incitmek kelimelerini bol bol kullanmıştı. Karıncanın beli ve incitmek sözlerinin Türkçedeki argo çağrışımına girmiyorum bile.

Baransu’nun MGK ve Cemaati bitirme planlarını foş ettiği bu kritik gündemde, durumun gerilimine göre Gezi belgeleri de foş edilebilir sanki. Bunu şaka olarak alın lütfen ama yakında Cemaat de Gezici olursa şaşırmayalım derim! Emniyet ve yargıdaki Cemaat ağırlığını düşündüğümüzde, AKP’yi Gezi ile ilgili zor duruma düşürecek belgeler bile Baransu’ya servis edilebilir. Tabii o aşamaya gelebilmemiz için, bütün uzlaşma yollarının tıkanması ve bütün kartların açıldığı kıran kırana bir tasfiye sürecine gelmemiz gerekecek.

AKP ve Cemaat arasında süren ve devlet içindeki güç odakları arasındaki savaş olarak gösterilen çatışmaya da süpheyle yaklaşmak gerekiyor. Yani sorunu sadece yargı, mülkiye, Emniyet gibi bürokrasi içindeki Cemaatçi unsurlarla iktidar arasındaki bir güç ve yetki çatışması olarak görmek sağduyu düzleminde doyurucu açıklamalar verse de cevabın tümü değil diye düşünüyorum. Ayrıca İslami muhafazakarlık çerçevesinde Nur hareketi, Cemaat ve AKP arasında öylesine sert ayrımların da mümkün olmadığı çok açık. Yani Milli Nizam Partisi’nden Erbakancı MSP’ye ve 28 Şubat’ın RP’sine kadar legal bütün İslami siyasal partilerin tabanı birbirine çok benziyor ve neredeyse aynı. Yani Akıncı geçmişi olan, Necip Fazıl romantizmiyle malul ve kefaretçi bir şehitliğe inanan liseli mahalleli retoriğiyle konuşan RTE ile dünya dolaşmış, kolejli iki dil bilen ve küresel eğilimleri olan Cemaatçi bir genel müdür arasında dünyaya bakış açısından o kadar derin çatlakların olmaması gerekiyor. Özellikle de Türkiye’nin en büyük halk isyanının gerçekleştiği, isyanın sol, Kemalist, farklı cinsellikleri (LGBT) savunan, liberter ve seküler yönünün bu kadar açığa çıktığı aralıkta bu ayrışmayı düşünmek daha da zor olsa gerektir. Çıkar çatışmalarını sadece bürokrasi ve güç ilişkileri üzerinden görmek, analizlerimizi rahatlatsa da aslında asıl ilişkileri gizleyici bir perde işlevi görmesi de mümkün.

Bazen siyaseti tartışma sınıfı ve iktisadı gizliyor. Siyasal olanı, güç savaşlarını tartışmak, pozisyonlar üzerine denklemler kurmak, gücü sadece kendisi için istenen bir öze indirgeyebiliyor. Nietszche’den günümüz Fransız yeni filozoflarına elbette birçok düşünür, güç istencinin kendisini başlıca istenen bir hedef olarak koymakta bir tarafıyla haklı olabilir. O zaman güç nedir sorusunun cevabı yine “güç” oluveriyor. Aynen arzu gibi sorunun cevabı sonsuz bir döngüyle kendisi oluveriyor. Ama bu cevap bizi çok ileriye götüremiyor maalesef.

Devleti ve başta bürokrasiyi bir sınıf gibi görmek yerine bu aygıtın nasıl sınıfsal paylaşımın ya da yeniden dağıtımının bir aygıtı olduğunu görmek bazen daha verimli olabiliyor. O zaman, şunu da sormak gerekiyor: AKP on bir yıllık iktidarı süresince mülksüzleştirme ağlarını ve sermayenin yeniden yapılanmasını nasıl organize etti? Betonlu kapitalizm ve acımasız neoliberal uygulamalarla şaha kalkan, KOBİ’leri “Anadolu kaplanları” haline getiren, yeni bir İslami burjuvazi yaratan bu sınıfsal süreç ne tür rekabetlere ve ayrışmalara yol açtı? Kastettiğim rahatlatıcı bir sağduyu olarak işleyen beyaz TÜSİAD sermayesi ile kavruk MÜSİAD arasındaki rekabet değil. Elbette bu ikisi arasındaki mücadele 2000’lere kadar siyasal olanı önemli ölçüde belirleyiverdi. Yine Gezi dolayısıyla Koç gibi seküler cumhuriyet burjuvasine yönelik baskıları da biliyoruz. Benim asıl merak ettiğim, bu onyıllar içinde başta Cemaat’e ait şirketlerle AKP içinde, merkez sağ duyarlılığı ve Özal ruhuyla da eklemlenmiş sermaye grupları arasında, aynı sektörde ihaleye giren şirketler arasında neler yaşanıyor? Örneğin, hangi Cemaatçi şirket ile başka bir AKP’li şirket arasında ne tür rekabet ve mağduriyetler yaşandı? Çünkü biliyoruz ki, kapitalizm sadece ezilen sınıflar ile bir mücadele yaşamaz, aynı zamanda kendi içindeki fraksiyon ve aktörlerle de kıran kırana kapışıverir.

Elbette bu bilgilere ulaşmak, gazetelerin şakşakçı ekonomi sayfalarıyla mümkün değil. Bu bilgilerin de bir şekilde içerden servis edilmesi gerekiyor. Örneğin Başbakan’ın küstüğü, İstanbul’un tarihi silüetini bozan ve yıkım kararı Danıştay’da olan Zeytinburnu’ndaki gökdelenlerin sahibi Astay Gayrimenkul İnşaat Yatırım Şirketi, bu çatışmanın neresinde duruyor? İşte AKP ve Cemaat arasındaki savaşı sadece bürokrasi ve devlet içindeki bir kavga olarak görmenin ötesine geçeceksek bu tür cevaplara da ihtiyacımız var. İşte o zaman, karşımızda “sınıf” duruyor olacak. Bilemeyiz, belki yakında bu tür bilgiler de bavulla geliverir, kim bilebilir!

Ali Şimşek 'ın Son Yazıları