Ali Şimşek
İşte buraya kadar!
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:10 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:10
Gezi ruhu yerel seçimlere ne kadar yansıyacak? Haziran’ın ateşinin ağustosun dinginliğine dönüştüğü direniş günlerinde, park forumlarda en çok tartışılan başlıktı yerel seçimler. Birçok insan CHP’ye uzak olsa da seçimlerde destek verilmesi gerektiğini düşünüyordu. Oyları bölmemek, direnişin muazzam enerjisini yerel yönetimine yansıtabilmekti temel kaygı. Çünkü Türkiye tarihinde daha önce yaşanmamış bir yaratıcılık ve dayanışma ruhu ortaya çıkmıştı. Özellikle de direnişin gücüyle sarsılan Başbakan’ın sürekli sandık vurgusu yapması, yüzde elli tehdidini sallaması Mart seçimini bir tür rövanşa çevirmişti. İşte yerel seçimler Gezi’de ortaya çıkan enerjinin sandıkta iktidar ile ilk karşılaşması olacaktı ve burada ana muhalefet partisi olarak CHP fazlasıyla önem kazanmıştı. Örgütsel ya da doktriner olan şeyler kenara bırakılabilirdi. Önemli olan AKP’ye karşı oyları bölmemekti. Elbette Gezi sürecindeki CHP’nin açıklamaları, forum ve toplantılara CHP yerel yönetiminden katılan insanlar, bu ruhun mutlaka CHP’ye dahil olmasıydı. Çünkü işin şakası yoktu. Çünkü biliyorduk ki, Gezi’den itibaren müthiş bir dezenformasyon ve ihbarcılıkla yaralarını sarmaya çalışan, 17 Aralık depremi ve Cemaat ile kapışmasından kendince komplo kuramları düzmeye çalışan AKP için yerel seçimler müthiş bir moral deposuna dönüşebilir, direniş ruhunun zayıflamasına yol açabilirdi. Bu tehlike gerçekten de hep vardı. İstanbul, Ankara gibi şehirler başta olmak üzere AKP’nin yerel seçimlerde alacağı bir galibiyet, müthiş bir moral bozukluğuna neden olacaktı. Hatta bazı inisiyatifler Meclis’e kadar gitmiş, bulabildikleri milletvekilleriyle görüşme yapmışlardı. Oyların sayımını garantiye almak, bir numarayla karşılaşmamak için sosyal medyada sandık görevlisi nasıl olunur soruları bile sorulmaya başlamıştı. Tanıdığım BDP’ye yakın bazı insanlar bile Sırrı’nın cazibesine rağmen, sırf oyları bölmemek için bile CHP’ye sıcak bakmaya başlamışlardı. İnsanlar neredeyse ilk defa hep seyirci kaldıkları, sanki onların dışında başka bir gezegende geçiyor görünen belediye seçimlerine, meclislerine daha somut ve dokunacak gibi bakmaya başlamış hatta kendilerine görev bile biçmişlerdi. Çünkü biliyorlardı ki yerel yönetimler sürekli sandık sopasını sallayan Tayyip’e verilecek ve da alınacak ilk rövanştı. Bütün eksikliklerine ve umutsuzluklarına rağmen, CHP katlanılabilir bir seçenek gibi görünmeye başlamıştı. Gezi’nin küçük bir enerjisi bile, bu yaşlı ve hantal parti için büyük kazanımdı. Zaten ne diyorduk: Bu daha başlangıç!
Fakat sonbahar kışa döndükçe, aday listeleri Sarıgül’e göre belirlendikçe CHP’nin Gezi’den bir şey öğrenmediğini de görmüş olduk. Yine bildiğimiz klientalizm devreye girmiş, özellikle kritik yerellerde Gezi’nin esamesi bile okunmamıştı. İnsan en azından göz boyama adına bile olsa örneğin Beyoğlu gibi bir yerden, Gezi’nin başkentinden ruha uygun, genç, yerelden bir aday beklerken, yine bildik, eş-dost, konak-kolej ilişkilerinden bir aday ile karşılaşıvermiş olduk. Beyoğlu esnaf derneklerinden, Gezi Direnişi’nin saflarından gelen Tarkan Konar’ın adaylığı buharlaşıvermiş oldu. Oysa sadece Beyoğlu’ndan farklı bir çıkış yakalamak bile CHP için büyük bir laboratuar olacaktı. Diğer yerellere girmiyorum bile... Kısacası siyasetin bildik mekanizmaları işlemiş yine şaşırmamıştık. Gezi ruhu hikayeydi ve rafa kaldırılmıştı.
Elbette bu hayal kırıklığına rağmen yine de birçok insan oyları bölmemek kaygısıyla hareket edecek ama CHP için bu geç olabilir...