Ali Rıza Aydın
Cumhuriyet örgütlü sorumluluktur!
Yayın Tarihi: 29.10.2026 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 29.10.2026 , 00:01
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
1918-1920 meclis-cemiyet-kongre yerel iktidarlarının, 23 Nisan 1920 Büyük Millet Meclisinin, kurtuluş ve kuruluşun, burjuva devrimleri ve cumhuriyetlerinin, Büyük Ekim Sosyalist Devriminin birikimleriyle ortaya çıkan 29 Ekim 1923 Devrimci Cumhuriyeti 103 yılını tamamladı.
Bu tarihsel birikimlerle beliren, 1921 Anayasası ve 1923 Anayasa değişikliğindeki, 1924 Anayasasındaki ilkeleri ve nitelikleri 1961 ve 1982 Anayasalarında değişiklikler gösterse de yürürlükteki Anayasanın ilk dört maddesiyle güvence altına alınan bir cumhuriyet söz konusu.
Cumhuriyet yalnızca adı ve niteliklerinin anayasal güvence altında olmasıyla sınırlı bir devlet biçimi değil. Anayasal bütünlük içinde ilke, kurum ve kurallarıyla yaşaması, yaşatılması gerekiyor ki bu temel amaç da Anayasada hüküm altına alınıyor. 5. maddede “Cumhuriyeti korumak” devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılıyor. Ayrıca birçok maddede, hak ve özgürlüklerin kullanılmasında “laik Cumhuriyet”, “Cumhuriyetin temel nitelikleri” ilke olarak yer alıyor.
Güncel sorun şurada; Anayasanın uygulamasıyla, uygulanmayan ya da çifte standart uygulanan hükümleriyle, ilkeleriyle, kurum ve kurallarıyla Cumhuriyet yaşatılabiliyor mu, korunabiliyor mu? Ya da Anayasadaki Cumhuriyet, uygulamada ne durumda?
Burjuvazinin sıkça kullandığı “seçimle gelen temsilci ve yönetenlerden oluşan devlet biçimi” dar tanım üzerinden, cumhuriyetin seçime sıkıştırılmış durumu üzerinden bakıldığında dahi Anayasadaki nitelikleriyle uygulanmayan bir cumhuriyetteyiz.
Birçok örnek var. Örneğin 103. yıl bu seçim ağırlıklı tanımın dahi tanınmadığı bir dönem olarak anımsanacak. Adaletsiz seçim hukuku, yargı destekli baskılar, pazarlıklar, transferler, kayyım atamalarıyla seçme ve seçilme haklarının boşa düşürüldüğü bir devlet biçimi nasıl cumhuriyet olacak? Örneğin anayasal koruma altındaki devrim kanunlarıyla yasaklanan ama kimlikleri, dernekleri, vakıfları, şirketleriyle, ekonomik güçleriyle kendilerini sakınmadan ekonomik, siyasal, toplumsal ilişkiler içinde olan tarikat ve cemaatlerle, laik olmayan bir devlet biçimiyle nasıl bir cumhuriyet olacak? Ya da işlevsizleştirilen meclisle, bir yandan bağımlılaştırılan diğer yandan kararları uygulanmayan yargıyla cumhuriyet nasıl yaşatılacak?
Cumhuriyetin içinde yaşadığı düzendeki dar tanımıyla, Anayasada yazan nitelikleriyle dahi korunamadığı ortamda sorumluluk, mevcut cumhuriyeti yürürlükteki anayasal niteliklerine ve ilkelerine yeniden oturtmayı ilk işler arasına sokuyor ama yeterli mi?
Daha gerçekçi olunursa bu tür ilk işlerle “yetinilmeli mi?” Kuşkusuz hayır.
Cumhuriyeti düzen içindeki dar tanımıyla koruma sorumluluğundan bir adım ilerisi kuruluş cumhuriyetinin kazanımlarının korunması ama 103 yıl sonra daha ileri atılacak adıma gereksinim var. Hedef, “halkın egemenliği ve iktidarı” olan cumhuriyet. Bu hedefte artık anayasa ve hukukla verilen bir görev olan ve hukuksal hesap verecek olan “sorumluluk” yerini cumhuriyeti teslim alan sömürü düzeninden kurtulma sorumluluğuna bırakır.
Kapitalizmin, emperyalizmin ekonomisinden siyasetine, hukukundan yönetimine birçok ilişkiyi bir arada tuttuğu ekonomi politik sömürü. İlişkilerin yansıtıcısı olan anayasanın ekonomi politiği de aynı.
Cumhuriyet özü gereği ilerici, aydınlanmacı, laik, halkçı, devletçi, bağımsızlıkçı, devrimci olmak zorunda. Eşzamanlı olarak da tüm ilkeleri yaşatma yönünde cumhuriyetçi olmak zorunda. Cumhuriyetçi olmama hali, ilkelerinin boşa düşmesi, cumhuriyet adıyla cumhuriyetten uzaklaşma halidir. İlkelerdeki bütünsellik halkın egemenliği ve iktidarını tanımlar.
Gerici, karşı devrimci, keyfi, özelleştirmeci, bağımlı, sömürücü kuşatma altında cumhuriyet olmaz. Cumhuriyet düşmanlarıyla cumhuriyet olmaz. Piyasalaştırılan seçim ve siyasetle, sömürücü düzenin meşrulaştırılmasıyla, sömürülenlerin uzlaşmaya mahkum edilmesiyle cumhuriyet olmaz. Olursa egemenlik ve iktidar halkta olmaz.
Egemen sermaye sınıfı, siyasal iktidar ve işbirlikçileri tarafından teslim alınan, emperyalistler tarafından teslim alınan, onların istek ve gereksinmelerine göre biçimden biçime sokulan, keyfiliğin ağır bastığı, ilkeleri ve kurumları çürümeye itilmiş, piyasalaştırılmış bir cumhuriyetten devrimci cumhuriyeti kazanmaya yönelik savaşımlar cumhuriyet sorumluluğunun gereğidir.
Cumhuriyet sömürücülerin egemenliğinin değil halkın egemenliğinin adıdır, kağıtta yazılı soyut ilke ve kurumların değil somut toplumsal yaşamın adıdır.
Cumhuriyet halkın en büyük örgütü, örgütleyicisidir; seçimden seçime seçilen temsilcilere teslim edilip yeni bir seçimi beklemeyecek örgütlü sorumluluk ister.
Halkın egemenliği ve iktidarındaki cumhuriyetin temeli toplumsal üretim araçlarının özel mülkiyetin elinde olmadığı, kamucu, aydınlanmacı, ekonomik ve siyasal bağımsızlıkçı, planlamacı, devrimci, doğrudan “eşitlik” ilkesine dayanır. Bu “kanun önünde eşitlik”le sınırlı olmayan, sınıfsız ve sömürüsüz bir toplumsal gerçeğin eşitliğidir.
Egemen sömürücülerin teslim aldığı cumhuriyetin iyileştirilmesinin yine aynı egemenlerce bozulmasının döngüsü içinde yaşamanın sonu karşı cumhuriyete, karşı devrime çıkar.
Bir daha yıkılmamak üzere temeli atılacak ve doya doya “kutlu olsun” denilecek cumhuriyet insanın insanı sömürmediği halkın örgütlü sorumluluğunu bekliyor.