Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Ali Rıza Aydın

Ali Rıza Aydın

Hukuk ve yargıda çürümeler

Yalnızca hukuk ve yargı alanında değil tüm düzen içinde tepkici tavırlarla yetinilerek savaşım verilemeyeceği açık. Hem paramparça edilmiş, çürütülmüş düzeni analiz ederek yönetmeye aday ve hazır olmak hem de devrimcilikle koşut bir savaşım vermek cumhuriyeti tüm yönleriyle kazanmanın önemli adımlarından olacak.

Yayın Tarihi: 14.10.2026 , 22:24 Güncelleme Tarihi: 15.10.2026 , 00:01

Hukuk ve yargı birbirinden koparılacak alanlar değil. İkisi birbirini besleyerek geliştirip ilerletiyor, düzeni ve adaleti sağlıyor ya da birbirlerini çürümeye, eşitsizliğe, adaletsizliğe sürüklüyor. 

Anayasaya göre “bağımsız ve tarafsız” olan yargının yetkisi ve işlevi büyük. “Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak” vicdani kanaatlere göre hüküm verilirken bir yandan usul hukuku başta olmak üzere silahların eşitliği ilkesine uyulması, bir yandan bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesine uygun olarak hukukun sözü ve özüyle yorumlanması, bir yandan da içtihatlarıyla hukuka değer katılması söz konusu. Denetim düzenekleriyle kararları kesinleşen bir kurum yargı.   

Öte yandan hukuk, yargı ve bütünüyle devlet ekonomik, siyasal, toplumsal ilişkilerden soyutlanacak araçlar değil. Sonuçta çürüme, yönetememe genel.

Hukuk ve yargıya dönersek; hak ve özgürlükleri tanımlayıp sınırlandıran, buyruk, yasak ve yaptırımları koyan, görev, yetki, sorumluluk ve yükümlülükleri belirleyen, düzeni hukuksal meşruiyet kılıfına sokan bu ikili en etkin ve bağlayıcı düzenleme ve denetim araçlarından.   

Anayasanın “Cumhuriyetin nitelikleri”ni belirten 2. maddesindeki “adalet anlayışı” içindeki ilkelere dayanan “demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti”, 5. maddesindeki “devletin temel amaç ve görevleri”, 10. maddesindeki herkesin “ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olması”, İkinci Kısmındaki “temel hak ve ödevler”, 36. maddesindeki “hak arama özgürlüğü” ve “adil yargılanma hakkı” hükümleri ve bütünü okunduğunda ne kadar iyi niyetli, masum bir görüntü var değil mi? 

Burjuvazinin bağımsızlık, tarafsızlık, demokrasi, adalet ve eşitlik yanılsaması hukuk ve yargıyla perdelenirken, gerçekte üstü örtülen sınıflı toplum ve sömürü düzeni oluyor. Hukuk ve devlet bu ekonomik ve toplumsal ilişkilerin ürünü. Egemen sermaye sınıfı ve siyasal iktidar hukukla oynayarak düzenini sürdürmekte, yasama organı bu yönde araç olarak kullanılmakta. Kapitalizmin ve emperyalizmin ekonomi politiği olan sömürü hukuk ve devletle sürdürülmekte. 

Ancak bu düzen o kadar doyumsuz ve sınırsız ki istediği ve gereksinim duyduğu zaman istediği gibi oynadığı hukuka karşın yargıyla oynamaktan, yargıyı örgütlemekten ve organize etmekten, yargıda kadrolaşmaktan, ödül-ceza yöntemiyle yönlendirmekten, yargı kararlarını uygulamamaktan geri durmuyor. 

Yargının, yargıç ve savcıların yönetim ve denetiminde yetkili ve görevli Hakimler ve Savcılar Kurulunun (HSK) başkanı doğal olarak Adalet Bakanı bir doğal üyesi de Bakanlık müsteşarı olacak, aynı Adalet Bakanı, yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin görevler hariç olmak üzere hakim ve savcılar üzerinde gözetim hakkına haiz olacak, hakim ve savcılar idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığına bağlı olacak, yürütme yetkisi ve görevini kullanan partili ve üstelik parti başkanı cumhurbaşkanı HSK ve yargı üzerinde de yetkili olacak ama yargı bağımsız ve tarafsız olacak, bağımsız ve tarafsız yargının örgütlenme ve usul yasaları yürütme organında hazırlanıp siyasal iktidar partisince teklif edilecek…  İşte burjuva hukuku ve yargısı.   

Sıkça karşılaşılan güvenlik güçleri kaynaklı kurgusal iddianameler, tutarsız ve çelişkili gizli tanıklar, keyfi gözaltılar ve tutuklamalar, yandaşlara sızdırılan iddianame ve kararlar, görevden almalar, transfer baskıları, transferler; basın ve yayın susturmaları, sansürler, engellemeler; hukuksuzluklar, Anayasa ve hukuk tanımayan yargı kararları, uygulanmayan yargı kararları; Anayasal güvence altındaki siyasi faaliyet,  seçme ve seçilme haklarının, yargı genel yönetim ve denetimindeki seçimlerin yok sayılması; siyasi partiler üzerinde operasyonlar ve demokratik siyasal yaşamın uygulanmaması ve dahası böylesi bir burjuva hukuku ve yargısının içinde somutlaşıyor. Hemen her alanda gözüken ayrımcılığı, çifte standart uygulamaları masumiyet karinesinin, zedelenmeme hakkının ve savunma hakkının kullanılmasında daha yaygın görüyoruz. 

Hukuk ve yargıyı araçsallaştırarak sürdürülen, altüst edilen bir düzen tüm çürümüşlüğüyle kanıksatılarak yaygın ve kalıcı olmaya devam ediyor.

Adil yargılanma hakkının temelini oluşturan sav, savunma, karar sacayağının birincisi yürütme organı ve idare içindeki emniyet güçlerince yürütülürken ikincisi -egemen sermaye sınıfı ve siyasal iktidar yanlı olanlar dışında- avukatlar üzerindeki baskı ve savunmalarına dayalı suçlamalarla, tutuklamalarla felç edilmek isteniyor. 

Karar ayağıysa genel deyişle yönetim, denetim, atama, kadrolaşma ve ödül-ceza gibi yöntemlerle teslim alınmış durumda. Teslim almanın tipik örneklerinden birini güncel olarak Ankara 2 sayılı Baro Başkanı itirafında gördük.  

2007’de avukatlıktan yargıç ve savcılığa geçişin yolu yasayla açıldığında ciddi olarak tartışmaya açılmıştı bu konu. Başlangıçta 5 yıl olan meslekte geçen süre, 2014’te 3 yıla indirildi. Birçok hukukçunun saçını başını yolduran genç, deneysiz, yargı bağımsızlığını ve yargıya güveni bozan yargıç ve savcı akımı kısır tartışmalarla sürerken söz konusu ikinci barolar da uyarılar dikkate alınmadan yine hukukla savunma örgütlenmesine eklendi. Her iki konuda da görünen köy kılavuz istemedi.

Parti-devlet tablosunun yargı sütununa eklenen bu tür örnekler kapitalist sistem içinde halkın verdiği hak savaşımları ve burjuvazinin aklının buluşmasıyla uluslararası nitelik kazanan ilkelerin, belgelerin, kararların birikimiyle ortaya çıkan hukuksal ve yargısal durumdan sapmalar gibi gösteriliyor. Ancak özü kapitalist sisteme dayanıyor, çürüten ve çürüyen aynı yapı içinde. Hukuku ve yargıyı da içine alan yönetememe krizi, sermaye sınıfının ve gerici ortaklarının çıkarına yönetimle özdeş yol alıyor; o da sınıfsal.

Yalnızca hukuk ve yargı alanında değil tüm düzen içinde tepkici tavırlarla yetinilerek savaşım verilemeyeceği açık. Hem paramparça edilmiş, çürütülmüş düzeni analiz ederek yönetmeye aday ve hazır olmak hem de devrimcilikle koşut bir savaşım vermek cumhuriyeti tüm yönleriyle kazanmanın önemli adımlarından olacak.

Yazarın Son Yazıları