Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Ali Rıza Aydın

Ali Rıza Aydın

Bahçelievler Katliamı: 48. yıl

Ne katiller, azmettiriciler ve devrim düşmanları ne de içinde beslendikleri ve hizmet ettikleri sömürücü düzen devrimi önleyebilir. Yine Boran’ın sözleriyle “burjuvazi ve emperyalizm işçi sınıfının politik hareketinin güçlenmesinden korkuyor”.

Yayın Tarihi: 07.10.2026 , 23:34 Güncelleme Tarihi: 08.10.2026 , 00:00

Halka, devrimcilere, sosyalistlere, komünistlere yönelik cinayet ve katliamlar çok yönlü ve derin analiz gerektiriyor. Aramızdan alınanlar anılıyor, unutulmuyor, unutturulmuyorlar.  8 Ekim 1978 Bahçelievler Katliamı'nda kaybettiğimiz Türkiye İşçi Partili genç yoldaşlarımız da unutulmayanlar, unutturulmayanlar arasında yüreğimizde yaşıyorlar. 

Devrimciler anmalarla, unutmamakla, unutturmamakla yetinemez, yetinmez; sınıfsal analiz ve savaşımı unutmaz. 

9 Ekim 1978 günü Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Behice Boran’ın katliamla ilgili açıklamasında bunu görüyoruz. “Amaç” diyor Boran “Parti hareketimizin engellenmesi, sindirilmesi, ellerinden gelirse yok edilmesidir. Böylece işçi sınıfının ve emekçi kitlelerin kendi bağımsız partilerinden yoksun bırakılıp yalnızca çeşitli burjuva partilerine yaşama izni verilerek ‘çok partili çoğulcu demokrasi’ görünüm ve aldatmacası altında maskelenmiş bir faşist baskı rejiminin gerçekleştirilmesidir.” 

Behice Boran katliam öncesi, 7-8 Ekim’de Ankara’da gerçekleşen Türkiye İşçi Partisi İl Temsilcileri toplantısında yaptığı konuşmada, 1970’lerin ikinci yarısında sol örgütlere karşı yükselerek devam eden baskı ve saldırıları sınıfsal durumu vurgulayarak anlatırken, Türkiye’de burjuvazi ve emperyalizmin solu yok etmek amacıyla sağı örgütlediğini, bu örgütlendirmenin 1970’ten önce başladığını söyleyerek Bahçelievler Katliamı'nın planlamasını, hedefini, katillerini, azmettiricilerini de işaret ediyordu; yanılmadı. Sonuçta, hukuk ve dava süreci akıl almaz olaylar, el atmalar, korumalar, usule aykırı şartlı tahliyeler, salıverilmeler, firarlar ve adaletsizliklerle sürdü ki başlı başına kapsamlı bir inceleme ve araştırma konusudur. Katliamın avukatlarından Nezahat Gündoğmuş ve Erşen Sansal’ın büyük emek verdikleri bu süreci üç sözcükle anlatmalarının tanığıyız: “Katiller hep korundu”.    

Aradan iki yıl bile geçmeden geldi 24 Ocak 1980 kararları ve 12 Eylül 1980 darbesi. 

Başkentin göbeğinde, Bahçelievler 15. Sokak 56/2 numaralı dairede 8 Ekim’i 9 Ekim’e bağlayan gece gerçekleşen katliam, işçi sınıfı düşmanlarının, karşıdevrimcilerin, sömürücülerin en organize, planlı, örgütlü, vahşi saldırılarından biri. Ozan Özgür’ün hem belgesel hem gerçekçi roman niteliğindeki “Gecenin Kapıları” romanı (Yazılama Yayınevi) ve haberler okunduğunda bu açık görülüyor. Kitabın o günlerden bugünlere yaşananları, seri cinayetleri ve katliamları, baskı ve şiddeti, derinleşen sömürü ve çürümeyi, günümüzdeki ortaklıkları ve düzen siyasetini anlamak için kesinlikle okunması gerekiyor. 48 yıl önceki katliam yazarımız Mesut Odman’ın deyişiyle “asla unutulmamalıdır; Türkiye’de önlenmesi imkansız bir devrimci mücadele hep var olacaksa, böyledir ve bu kitap bunu sağlayacak benzersiz bir kaynaktır.”

“Bizi sistem yarattı diyen” suçluların cezasızlık ikliminde dolaşmalarıyla düşman ceza hukukunun bir arada yaşandığı düzen, önüne çıkan tüm engelleri ortadan kaldırarak, çürütmediği alan bırakmayarak sömürüyü derinleştirmeye devam ediyor.

Serdar Alten, Latif Can, Faruk Ersan, Efraim Ezgin, Salih Gevenci, Hürcan Gürses, Osman Nuri Uzunlar… Kapitalizme, emperyalizme, Yeni Osmanlıcılığa, bugünlere yanıt veren ve geleceğe yol gösteren devrimci duruş ve savaşımın simgeleridir. Behice Boran’ın sözleriyle, “Gencecik arkadaşlarımızdı. Yaşamları çok kısa sürdü. Ama anlamlı bir yaşamdı bu. Yaşamlarının amacının ne olduğunu, ne için dövüştüklerini, bir gün öleceklerse eğer, ne için öleceklerini biliyorlardı.” Saygıyla, özlemle anıyoruz.

Ne katiller, azmettiriciler ve devrim düşmanları ne de içinde beslendikleri ve hizmet ettikleri sömürücü düzen devrimi önleyebilir. Yine Boran’ın sözleriyle “burjuvazi ve emperyalizm işçi sınıfının politik hareketinin güçlenmesinden korkuyor”. 

Kapitalizmden, emperyalizmden, dinsel ve etnik bağımlılıktan kurtulmadan burjuva demokrasisine sarılarak kurtuluş olanaksız; onlar kendilerinin tarih sahnesinden silinmesine, insanın insanı sömürmediği düzene, emekçilerin egemen ve iktidar olduğu cumhuriyete engel olamayacaklar.

Yazarın Son Yazıları