Aratos ve Erciyes

16/02/2012 Perşembe
Aratos ve Erciyes

12 Şubat Pazar günü, Mersin ve Adana’da yapılan Sosyalizm Konferanslarında, Erkan Baş ile birlikte, "yeni anayasa ne getiriyor, sosyalistler yeni anayasaya nasıl bakıyor”u anlattık ve genç arkadaşların da ilgi gösterdiği katılımcılarla konuyu tartıştık. Halkın gündeminde “yeni anayasa” olmadığı, Mersin ve Adana’da da bir kez daha görüldü.

Kuralları istediği zaman istediği gibi koyup değiştiren, istediği gibi uygulayan, görünen köyü kılavuz istemeyen bir siyasal iktidar, son olarak MİT-yargı-cemaat üçgeninde olduğu gibi, gündeme aldığı konu her ne olursa olsun, başta emekçiler olmak üzere geniş halk kesimleri için inandırıcı olamaz. Egemen gücün, kendi içinde “kim haklı?” oyunu, emekçilerin gerçeği değildir.

Bu Meclis’in, hukuksal olarak da siyasal olarak da yeni anayasa yapamayacağı bir yana, “toplumcu” bir anayasanın koşullarının da olmadığını sürekli vurguluyoruz. Toplumsal gerçeklik ve sorunların, somut durumu bir bütün olarak görmekle anlaşılabileceği, başkalarının koyduğu kurallara bağlılığı gerektiren “kural koyucu yaklaşımla” değil ancak, sorunların nasıl oluştuğunu ve neden kaynaklandığını tanımlama eylemi olan “betimleyici” yaklaşımla görülüp çözümlenebileceği açık.

Bu siyasal iktidarın, rüştünü ispatladığı alan nettir: “engelsiz sermaye”, “aracı devlet” ve “kul hakkı”… Sermayenin sınırsız tahakkümü için, susturulan, sindirilen, etnik ve dinsel gericiliğe mahkum edilen halk, boyun eğmeyenleri soruşturma ve kovuşturmaya tabi tutup tutuklayan bir kurumlaşma anlayışı, bunlar için gereken “hukuk” ve hukuku çifte standart uygulayan “yargı”…

Aslında insanlık tarihi, emekçilerin savaşımının nasıl yapılması gerektiği konusunda örneklerle dolu olduğu gibi nelerin yapılmaması konusunda da örneklerle doludur. Sömürülenin sömürene karşı savaşımında, sömürenin kuralları esas alınarak ve o kurallara “hukukun üstünlüğü” payesi verilerek kazanmak olanaksızdır. Bu, savaşım meşalesini, “sömürü düzeninin karanlığı” içinde cılızlaştırmak dışında işe yaramaz. Sömüren, istediği üretimi yaptıracak kadar ışık vermekle yetinir Erkan Baş’ın anlattığı “kırmızı başlıklı kız” masalı gibi oyalar. Onun hukuku da en iyi oyalama aracıdır öyle bir hukuktur ki, aynı maçta aynı anda iki takıma farklı uygulanır.

İnsanlık tarihinde ayakta kalanlar hep birlikte yaşamanın gerçeğini görenler olmuştur. Tıpkı, Antik Çağ’da yaşamış Tarsuslu filozof, şair, matematikçi ve astronom yanıyla bilimi temsil eden “Aratos” gibi… Mersin’de, 9. yılına basan “tarih, felsefe, kültür, sanat” dergisi “Aratos”u görme, kurucusu ve sahibi “Uğur Pişmanlık” ile tanışma, kısa sürede de olsa konuşma fırsatı doğdu. Aratos dergisinin çıkışı iki temel nedene dayandırılıyor: Birincisi, “yaklaşık 7 bin yıllık tarihi olan Tarsus’ta, nitelikli bir yayın eksikliğini gidererek, kentin zengin tarihsel ve kültürel birikiminden yararlanarak yeniden üretmek” ikincisi, “bu üretimi gerçekleştirirken hem bugüne hem de geleceğe yönelik bir etkinlik içinde olmak, üzerinde yaşadığımız yerelliğin motiflerini, figürlerini evrensel değerlerlerle buluşturmak ve bununla birlikte kültür, sanat ve düşün alanlarında yeni değerlerin yetişmesine katkıda bulunmak”…

Aratos dergisi, emekten, aydınlanmadan yana, toplumcu, ilerici insanı, insanlığı, onun dünü, bugünü ve geleceğini doğrudan ilgilendiren sosyoekonomik, politik, kültürel ve felsefi alanlarda bir görüş ve duruşu ortaya koyarak yayın politikası oluşturmuş. Tanıtım sayfasında uyarmayı da ihmal etmiyor “yayın kalitesi açısından, ürünlerin estetik düzeyinin yükseltilmesini öncelikli” görürüm, siz de öyle görün diyor.

Aratos’un tanıtım sayfasındaki bu sözler, Sovyetler Birliği’nde eğitim konusunda büyük emek veren M. İvanoviç Kalinin’in, eylemin her alanında, işe, yaşayışa “kültür katmak” gerektiği uyarısını anımsattı. Yaşama kültür katmak yani, gereksiz iş yapmamak, davranışların sonuç vermesi… Yani, yaptıkları yapacaklarının göstergesi olan siyasal iktidarın, yeni anayasa oyalamasına kapılmadan, toplumsal ilişkilerin emekçiler lehine dönüştürülmesi için çaba harcamak.

Adana’da bir kadın katılımcı, “yıllar boyu çok çektik, bize artık teselli edici bir şeyler söyleyin ne olur…” derken kendini tutamadı gözleri yaşardı, sözler boğazına düğümlendi. Uçakta, Ankara’ya kadar bu sözleri düşündüm. Bir yandan da, aşağıya, muhteşem topraklara bakıyordum. Yıllardır Anadolu’yu bu kadar kar altında görmemiştim. Toros’ların kuzey sırtlarından Ankara’ya kadar bembeyazdı, her şeyin üstü beyazla örtülmüş gibiydi. Erciyes Dağı, beyazlar içinde, tüm heybetiyle sanki isyan edercesine fışkırmayı bekliyordu. Aratos gibi o da yılların direnişini simgelercesine dimdik ayaktaydı.

Acı ve gözyaşı, sözlerle hafifletebilirse de, bu geçici dindirme olur. Acıların yaşanmaması, vahşi kapitalizmin kendisi için hızla döndürdüğü, emekçiler için durdurduğu dünyaya karşı, avuntu sözcüklerinin eylem sözcüklerine çevrilmesine bağlı. Erkan Baş’ın Konferans sunuşunda dediği gibi, egemenlere inat, “yeniden dünya dönüyor denilmesi” ve yanılsamalara kapılmadan sözcüklerin eyleme dönüştürülmesi gerekiyor.