Skip to main content
0%
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
amerikanlasma

Türkiye'de Amerikancılık| Cumhuriyet Düşmanlığı, Antikomünizm, Ergenekon, Direniş, 1 Mayıs, ODTÜ, İsrail

‘Partiler üstü Amerikancılığa’ CHP çıpası

CHP lideri Özel, ABD New York’taki Türk Evi önünde CHP’de dönemin dış politikadan sorumlu iki ismi Namık Tan ve İlhan Uzgel ile açıklama yaptı. (26 Eylül 2024)

Aşkın Süzük

Yayın Tarihi: 13.04.2026 , 09:32 "0 dakikalık okuma süresi"
ABD hegemonyasının yükselişi ve düşüşünde Amerikancılık farklı görünümleriyle ortaya çıkıyor. Düzen siyasetinin kilit partisi CHP, Soğuk Savaş’tan bugüne Türkiye’nin ABD, AB ve NATO ekseniyle Batı İttifakı’nın parçası olmasının “partiler üstü” bir konu haline getirilmesinde önemli bir rol oynadı.

ABD hegemonyasını tesis ederken, siyasi, askeri ve ekonomik gücüne bağımlı ülkeleri politik ve ideolojik olarak da kendine örgütlemesi gerekiyordu. Hegemonik ülke olarak ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa ülkeleri başta olmak üzere kıtanın hinterlandındaki birçok ülkeye komünizm tehdidine karşı bir stratejiyle yaklaştığını biliyoruz. ABD ile yakınlaşan ve Batı İttifakı’nı seçen Türkiye gibi ülkelerde egemenler ise ABD’nin stratejik elini, topluma “koruyan, yardım eden, güvenlik sağlayan Amerika” çerçevesi ile özetlenebilecek biçimde pazarladılar. Soğuk Savaş Amerikancılığının yardım ve askeri işbirliği adı altında bağımlılığın derinleştirilmesi ve güvenliğin NATO gibi “dış” unsurlara bırakılması gibi ağır faturaları oldu. Bu fatura, dünya ve bölgemiz yoğun bir emperyalist saldırı altındayken daha da kabarıyor.

Bugün emperyalist hiyerarşinin hâlâ en güçlü ülkesi olan ABD’nin hegemonyasını korumaya çabaladığı bir dönemde, siyasette Amerikancılığın Soğuk Savaş’ta olduğu biçimiyle tekrarlanması mümkün değil. Düşüşünü engellemek için nafile bir çabayla saldıran, yakıp yıkan bir ABD var. Amerikancılığı artık ABD’nin bu yıkım faaliyetlerine doğrudan ya da dolaylı zemin hazırlayan, bu saldırıların nihai doğrultusu ile aynı amaca hizmet eden politikalarda izleyebiliyoruz. 
AKP iktidarının 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden günümüze zaman zaman yükselen retorik ABD karşıtlığının pratik bir karşılığı bulunmadığı gibi son yıllarda emperyalizmin bölgesel açılımlarından yararlanarak ve kimi zaman o açılımlarda bizzat rol oynayarak alan tutmaya yönelik bir dış politika yaklaşımı benimsendiği gözleniyor. İç politikada ise Batı İttifakı, NATO ve ABD’den hâlâ meşruiyet ve güç devşirilmeye çalışılıyor. Örneğin, AKP’yi iktidara taşıyan rüzgârı körükleyen emperyalist merkezlerden kendi iktidar yürüyüşünde de destek bulmak CHP’li Ekrem İmamoğlu’nun stratejisinin en önemli parçasıydı. 

Bu koşullarda zaman zaman düzen siyasetinden yükselen ABD karşıtı sesler ise ABD’de Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasındaki çekişmenin sunduğu argümanların sınırlarını asla ihlal etmiyor. Öte yandan Cumhuriyet’in “kurucu partisi” CHP’nin hem bir dönem iktidar hem de ana muhalefet partisi olarak ülkenin ABD ile stratejik müttefiklik ve Batı İttifakı içerisinde olmasının partiler üstü bir konu haline gelmesinde özel bir rolü oldu. CHP’nin bu rolü ve pozisyonu, bugün de sürüyor.

İnönü, ABD Başkan Yardımcısı Johnson'ı karşılıyor. (26 Ağustos 1962)

Amerikancılıkta ilk çıpa nasıl atldı?

Türkiye, İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı’nda CHP iktidarı döneminde Batı İttifakı’nın bir parçası olmak için adımlar atmaya başlamıştı. İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD’nin öncülüğündeki kurumlarla tesis edilmeye başlanan Batı İttifakı’nın en önemli örgütü ise kuşkusuz NATO idi. 

NATO kurulduğu 1949 yılından bu yana Türkiye’de Amerikancılığın kendini üretebildiği siyasal ve askeri bir zemin oluşturdu.

1950 seçimlerinden hemen önce yani CHP iktidarının son günlerinde NATO’ya katılım başvurusu yapıldı. CHP’nin seçimden sadece birkaç gün önce yaptığı bu başvuru, DP’nin seçime doğru iyice yükselttiği CHP’nin Türkiye’yi “demokrasi cephesi” olarak görülen Batı İttifakı’nın dışında bıraktığı yönlü eleştirilerini tersine çevirme hamlesiydi. CHP’nin bu ilk başvurusu reddedilmiş, Türkiye’nin NATO’ya katılması Kore Savaşı’na asker gönderilmesinin ardından gerçekleşmişti.

Bu dönemle birlikte NATO ve bazı konjonktürel gerilimler olsa da ABD ile müttefikliği konusu, siyasette CHP ve DP çizgilerinin partiler üstü bir politikası haline geldi. Bu iki çizginin iki simge isminden Celal Bayar’ın diğer isim İnönü’ye, NATO’ya katılım ile ilgili şu sorusu ve aldığı yanıt uzlaşmayı özetliyordu: 

“-NATO’ya niçin girmediniz? İnönü, bu sorumdan alınmış göründü.

- Onlar istediler de biz mi girmedik, Celal Bey?

Samimi maksadımı izah ettim, gerçek durumu, NATO’ya girip girmemek konusundaki esaslı fikrini öğrenmek istediğimi söyledim. Zaten verdiği cevaptan anlaşılıyordu ki mukadderatımızı NATO’ya bağlamaktan zarar değil, fayda görmektedir. Bunu sarahatle ifade etti. Esasen benim görüş ve kanaatim de bu yolda idi. Fikir birliği içinde bulunuşumuzdan huzur duydum.” (Celal Bayar, “Başvekilim Adnan Menderes”, Tercüman Yayınları, 1986)

NATO’ya üyelik sürecinden önce de CHP iktidarında ABD’nin öncülük ettiği ittifak sistemine Türkiye adım adım yerleştirilmeye başlanmıştı. Söz konusu sürecin tek taraflı olmadığı aynı zamanda ABD’nin Türkiye’yi SSCB karşısında “ileri karakol” haline getirme çabalarıyla da pekiştiğinin altı çizilmelidir. 1946 yılından itibaren NATO üyeliğinden daha önce CHP iktidarında ABD ile yakınlaşma, Dünya Bankası ve IMF’ye katılma, Truman Doktrini’ne Türkiye’nin dahil edilmesi ve 

ABD heyetlerinin CHP iktidarının son beş yılında ülkeyi yol haline getirmesi ile örülüyordu.

Programatik ilke ve kadrolar

Soğuk Savaş döneminde CHP’nin programlarına ABD’nin başını çektiği Batı İttifakı’na bağlılık ve Türkiye’nin NATO’ya üyeliğine destek, değişmez ilkeler olarak yerleşiyordu. 1953, 1959, 1976, 1994, 2008 ve 2025 tarihli CHP programlarında dış politikada NATO ve Batı İttifakı’nın diğer kurumlarına bağlılık öne çıkarılıyordu. Son olarak 2025 yılında yenilenen CHP programı, Türkiye’nin son dönem dış politikada ABD’nin bölge çıkarları ile rezonans içindeki yönelimlerine uygun bir içeriğe sahip. Programında, Türkiye’nin “Batı İttifakı içinde güçlü ve yönlendirici bir konumda olmasını sağlayacaklarını” vurgulayan CHP, “ülkemizin Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, AGİT, NATO gibi Batı İttifakı’nın çatı kuruluşlarında güçlenecek etkin varlığı, uluslararası karar ve ilişkilerde ulusal çıkarlarımızın korunmasını sağlayacaklarını” da belirtiyor. Bu yaklaşım, CHP’nin ulusal çıkarların korunması ile Batı İttifakı kurumlarına bağlılığın bir arada mümkün olabileceği yanılsamasını örgütleyen bir rol oynadığını gösteriyor. Aradaki bazı nüanslara rağmen düzen siyasetinde iktidarından muhalefetine tüm partilerin dış politikada “ulusal çıkarların korunması” ile Batı İttifakı arasında vazgeçilmez bir bağ olduğunda ortaklaştıkları görülüyor.

Barack Obama ve Deniz Baykal

CHP açısından 1 Mart Tezkeresi’nde benimsenen tutum ve TBMM’de bu tezkerenin reddi sürecindeki pozisyon ilginç bir parantez olarak değerlendirilebilir. Ancak CHP’nin ve hatta AKP içindeki bazı isimlerin tezkereye karşı tutumlarında hem önemli bir toplumsal itirazın yükselmesi hem emperyalizm içi rekabetin sağladığı alan hem de devlet ve güvenlik bürokrasisi ile kadrolarındaki direncin sürüklediği bir sürecin etkili olduğunu tespit edebiliriz. Nitekim devamında CHP’nin 2008 Programı’nda Batı İttifakı kurumlarına bağlılık belirtildikten sonra 1 Mart Tezkeresi’nin reddinde CHP’nin rolünü vurgulayan bölümlere yer verilmesi de Ergenekon ve Balyoz Operasyonları ile devlette başlatılan tasfiye sürecinde oluşan karşı basınç ve refleksle açıklanabilir. Kemal Kılıçdaroğlu’nun partinin başına geçmesi ve CHP yönetim kadrolarının yenilenmesi ile CHP’de benzer gelişmelerde yeni parantezler açılması engellenmiş oldu.

ABD Dışişleri Bakanı Clinton, İstanbul Conrad Otel'de CHP heyeti ile görüşüyor. (16 Temmuz 2011)

CHP dış politikada Soğuk Savaş döneminden bugüne koruduğu çizgiyi, parti yönetiminde çok sayıda ABD’ye hizalı büyükelçi ve diplomata yer açarak perçinliyor. Halihazırda Dış Politika ve Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Namık Tan da bu isimlerden. Kariyerinin önemli bir kısmını ABD ve İsrail’de geçiren Emekli Büyükelçi Tan, Türkiye-ABD arasındaki stratejik ilişkilerin geliştirilmesine dair görüşleri ile öne çıkıyor. Yine CHP’nin oluşturduğu Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (Gölge Kabine) Dışişleri Politika Kurulu Başkanı olan eski Dışişleri Bakanlığı bürokratı ve emekli büyükelçi Ömer Kaya Türkmen de benzer yaklaşıma sahip bulunuyor. Türkmen, Batı İttifakı ile Türkiye’nin kurumsal bağlarının önemine ve güçlendirmesi gereğine ilişkin görüşleriyle tanınıyor. 

Düzen siyasetinde yakan top: Anti-Amerikancılık 

Emperyalist güçlerin desteği ile iktidara gelen AKP Başbakanı Erdoğan’ın ABD ile 1 Mart sonrası ilişkilere yeniden enerji vermek için çabaladığı sırada CHP lideri Baykal ile “Amerikancılık” üzerinden yaptığı bir polemik hatırlanabilir. 

Erdoğan 2005 Haziran ayında Beyaz Saray’a Bush’u ziyaret etmek üzere gitmiş ve o ziyarette ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ne desteğini sunmuştu. Ziyaret sırasında gazetecilerin son günlerde Türkiye’de ABD’yi rahatsız eden antiamerikancılık konusunda yönelttikleri soruya Erdoğan, CHP’nin de bu çizgide olmasını talihsizlik olarak nitelemiş ve “Bu ilk kez ortaya çıkmadı. Talihsizlik ana muhalefetin de o çizgide olmasıdır” demişti. Baykal ise bu sözlere yanıtında, tezkere görüşmelerinde parti olarak ulusal çıkarlar adına hareket ettiklerini söylemiş ve ABD’yi doğrudan karşısına almamaya özen göstererek “Sayın Erdoğan’ın bu tavrı, suçlu çocukların psikolojisini yansıtıyor. Hani, ilkokul çocukları suç işlerler, örneğin cam kırarlar ve öğretmenine yakalandığında da, ‘Ben yapmadım, o yaptı’ diye arkadaşlarını gösterirler ya, Sayın Başbakan da öyle yapmış. Başkan Bush bana kızmasın, ona kızsın diye düşünmüş ve ‘Ben yapmadım, CHP yaptı’ demiș. Komik bir duruma düşmüş” demişti.

Ayrıca aynı ziyaret sırasında Erdoğan, Türkiye’de Amerika karşıtı bir yapıyı oluşturmaya çalışanların “sağ ve sol marjinal gruplar” olduğunu söylemiş ve sözlerine hükümetin buna karşı tepkisini zaten uygulamalarıyla gösterdiğini eklemişti. 

Tam 13 yıl sonra AKP ve CHP arasında bir başka “Amerikancılık” polemiği oldu. 2018’de Erdoğan’ın, İnönü’nün 1962’de ABD Başkan Yardımcısı Lyndon Johnson’ın Ankara’ya yaptığı ziyarette elinde ABD bayrağı görünen fotoğrafını göstererek “Bunların hepsi Amerikancı” sözleriyle başlayan polemik dönemin CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’in “Atatürk’ün kurduğu partiden Amerikancı çıkmaz” sözleriyle devam etti. Yani roller ve pozisyonlar değişti, Erdoğan zamanında tersini söylediği CHP’yi bu kez Amerikancı olmakla eleştirdi. Tartışmada ilk fitili ise AKP’nin o yıl ekonomik kriz sürecinde danışmanlık almak üzere Amerikan McKinsey şirketi ile anlaşmasına muhalefetten eleştiriler gelmesi ateşlemişti. Görüldüğü üzere bu tartışmalar kayıkçı kavgasından öteye gitmiyor, iktidar ve ana muhalefet partisinin dış politikadaki Atlantikçi çizgisi temelde değişmiyor.

Saldırıların haberici raporda CHP'li milletvekili imzası

Batı İttifakı ve kurumlarına bağlılığın düzen siyasetinde partiler üstü bir konu haline gelmesi ve bu kurumların çeşitli mekanizmalarının bir parçası olunması noktasında CHP her zaman pivot bir rol oynadı.  NATO üyesi ülkelerin parlamenterlerinden oluşan NATO Parlamenter Asamblesi (NATO PA) bu mekanizmalardan yalnızca birisi. Türkiye’den AKP, MHP, CHP, İYİP, DEM Parti ve Yeni Yol’dan 18 milletvekilinin yer aldığı NATO PA’da geçtiğimiz yıl, İran’a emperyalist tehdit her geçen gün artarken, CHP’li Utku Çakırözer imzalı bir rapor yayınlandı. 

NATO PA Savunma ve Güvenlik Komitesi üyesi CHP’li Utku Çakırözer ve AKP’li Ziya Altunyaldız, San Diego Kaliforniya’da ABD donanmasına ait Arleigh Burke sınıfı güdümlü füze destroyeri USS Chafee'yi ziyaret etti. Bu ziyaretten yaklaşık bir ay sonra Çakırözer imzalı “İran Raporu” yayımlandı. (28 Ağustos 2025)

Rapor, dış politikada son yıllardaki Amerikancı-İsrailci yönelim ile paralel bir içeriğe sahipti. Kamuoyunda yoğun biçimde tartışılan bu rapor, İran, Rusya, Çin ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ni “Kargaşa Ekseni” olarak tanımlıyor ve bu eksenin “ABD ve müttefiklerinin egemen olduğunu düşündükleri kurallara dayalı uluslararası düzeni” altüst etmeye çalıştıklarını tespit ediyordu. ABD’nin kural tanımayan Venezuela ve İran saldırıları, geçmişten bugüne CHP’nin her fırsatta bağlılığını ifade ettiği Batı İttifak sisteminin gerektiğinde haydutluğun her türlüsüne “medeniyet” elbisesi giydirilmeye çalışılmasının nafile olduğunu bir kez daha gösteriyor.

amerikanlasma
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 7'nci sayısı, Amerikancılaşma dosya konusuyla çıktı. Özel olarak, Türkiye'de Amerikancılaşma. Bu mefhumun birçok boyutunun yanında, dergide gıda güvenliğinden Küba'ya, Köy Enstitüleri'nden 1 Mayıs'a kadar birçok konuyu ele aldık.