Türkiye'de Amerikancılık| Cumhuriyet Düşmanlığı, Antikomünizm, Ergenekon, Direniş, 1 Mayıs, ODTÜ, İsrail
24 yıllık iktidar ABD’ye rağmen mümkün müydü?
Engin Karan
AKP’nin Türkiye toplumunun bağrından çıkageldiği, muhafazakâr halkın dinamiklerinden doğup büyüdüğü tezi, yaklaşık 25 yıldır liberal ve sağcı kalemlerin marifetiyle ABD emperyalizmini aklamanın parolası oldu. Oysa en baştan beri ABD’nin kritik anlardaki desteği, AKP için olmazsa olmazdı.
Yıl 2002... Türkiye ekonomik ve siyasi krizin pençesinde. Mevcut düzen partilerinin tepetaklak olduğu bir ortamda, AKP kendisini patronlara ve ABD-AB merkezlerine kanıtlamanın peşindeydi.
“Merak etmeyin, bu gemiyi ben yüzdürürüm” demek için sayısız açıklama yapılıyor, ziyaretler organize ediliyor, Amerikan karşıtı olmadıkları yönünde teminatlar veriliyordu. Sonunda gerçekten de AKP’nin “Millî Görüş gömleğini” çıkarıp “ılımlı İslam” modeline yerleştiği, Türkiye’deki sermaye düzenini kurtarabileceği görüşü, emperyalist merkezlerde de netleşmişti. Ve biz komünistler bundan 20 küsur yıl önce AKP’nin bir emperyalist projeye denk düştüğünü yorulmadan anlatmaya çalışıyorduk.
Üniversitelerde Fetullahçıların ve AKP’nin Cumhuriyet karşıtı hamlelerine direnen komünistler, karşılarında gerici-liberal koroyu buluyordu. Piyasacılık ve gericiliğin yanı sıra ortak noktaları “antiemperyalizmin geride kaldığı” uydurmasıydı. AKP’nin arkasındaki ABD ve AB desteğinin ciddiye alınıp alınmaması, siyasette doğru pozisyon almak için bir turnusol kâğıdıydı.
Zaman ilerledi, AKP içeride ve dışarıda emperyalistlerin onayıyla ve desteğiyle sayısız görev üstlendi. Türkiye’nin bölgedeki yeni görevlerine de uygun olarak serbest piyasanın dizginlerinden boşandığı, emekçiler için cehennemi yaşatan bir ülkeye dönüştürülmesi de bunlar arasındaydı.
İktidar partisi, bunca yıl üstlendiği misyonlarda sayısız kriz yaşadı. Ama bir şekilde düzenin “tek seçeneği” olmayı başardı. ABD emperyalizmini aklamaya yeminli çevreler bu sefer de “Erdoğan’ın siyaset dehası olmasını” alkışlıyor.
Hayır, karşımızda bir siyaset dehası yok. ABD’nin başından bu yana desteği ve kritik anlardaki suni teneffüsü olmasaydı, 24 yıllık AKP iktidarından bahsetmemiz neredeyse imkânsızdı. Türkiye’de dönem dönem ciddi toplumsal dirençle karşılaşan, ekonomik ve diplomatik krizlerin eşiğinde dolaşan AKP’yi en zorlu anlarda yine ABD desteği ayakta tuttu. Bazı dönüm noktalarını hatırlatacağımız bu hikâye, AKP karşıtlığının Amerikancılığa da karşı olmaya denk düştüğünün hikayesi…
Nasıl başlarsa öyle gider: Washington’dan icazetAKP Türkiye’nin en büyük siyasi krizlerden birine, iktidar alternatifi olarak girdi. 2001 ekonomik krizi sonrası sallantıdaki hükümete AKP’nin alternatif olabileceğinin tescillenmesi, Recep Tayyip Erdoğan’ın 2002 seçimlerinden önceki ABD ziyaretiyle somutlandı. Ziyaretin detayları bir süre karanlıkta kaldı ancak dönemin ABD Savunma Politikaları Kurulu Başkanı Richard Perle, o dönem Erdoğan ile görüştüğünü şu sözlerle anlattı: “Dostum Cüneyt [Zapsu] telefon etti ve bana belki de başbakan olacak kişiyle tanışmak isteyip istemediğimi sordu. ‘Tabii isterim’ dedim.” Perle o toplantıdan “ikna olmuş bir halde” ayrıldığını söylüyor: “Türkiye demokrasisine inanan bir kişi ve ülkeyi yeni bir yöne doğru götürüyor.” Perle o görüşmede Erdoğan’ı adeta sorguya çekerek Türkiye’nin önündeki tüm gündemlere ilişkin fikirlerini sormuş ve bunun sonucunda “ikna olmuş”. Neticede Milli Görüş geleneğinden gelip “o gömleği çıkardığını” söyleyen bir liderin, antiemperyalizmin kırıntılarını bile çöpe atmış olması bekleniyor. Kamuoyunda “Karanlıklar Prensi” lakabıyla da bilinen Perle 2000'lerde ABD politikalarını biçimlendiren neo-con (yeni muhafazakâr) akımın öncüleri arasında yer alıyordu. Cüneyt Zapsu’nun o dönem AKP’nin ABD’ye kabul ettirilmesinde büyük çaba gösterdiği biliniyor. Bildiğimiz kadarıyla bu çabalar Perle gibi kilit isimler nezdinde kabul görmüş ve artık yola Erdoğan’ın AKP’siyle devam edilebileceği ABD tarafından kabul edilmiş. AKP iktidara yürürken ABD’de neo-con çevrenin desteğini arkasında buluyor ve uzun yıllar bu çevrelerden aldığı onayla kritik dönemeçlerde ayakta kalıyor. AKP’nin bugünlere kadar neden ABD’nin dümen suyunda gittiğinin yanıtı da bu başlangıçta yatıyor. |
|
İkinci Trump dönemi: Tereddütsüz Amerikancılığın ödülleri alınıyorAKP’nin yaşadığı büyük krizlerden bazıları, dış politikada “cesur hamle” olarak sunulan bazı açılımların çuvallamasına dayanıyordu. Bunlarda da ABD gerektiğinde “hayat öpücüğünü” ihmal etmedi. Zaten “cesur” hamlelerin büyük kısmı ABD çıkarlarına paralel tasarlanıyordu. Suriye’de 2011’de silahlı muhalif grupların silahlandırılması ve AKP’nin emperyalistler adına üstlendiği rol, tüm boyutlarıyla uzun yıllar tedavi edilemeyen bir kangrene dönüştü. Bu süreçte çok kez AKP’yi köşeye sıkıştıran kriz başlıkları ortaya çıktı. Ancak ABD ve İngiltere başta olmak üzere Batı’nın Türkiye’ye biçtiği rol uzun erimliydi ve zaman zaman köşeye sıkıştırsalar da AKP’ye desteklerini esirgemediler. Son olarak Aralık 2024’te cihatçı örgütlerin Şam’ı kuşatarak Suriye yönetimini devirmesi ve Beşar Esad’ı ülke dışına çıkmaya zorlaması, 13 yıllık savaşın sonucunu belirledi ve Trump tarafından “Erdoğan’ın başarısı” olarak AKP’ye takdim edildi. Trump’ın bu dönemde Erdoğan’a övgü dolu sözleri dikkat çekti. Beyaz Saray'da Netanyahu ile görüşmesinden sonra konuşan Trump, Erdoğan'a, "Tebrikler, başka kimsenin iki bin yıldır yapamadığını yaptınız. Suriye'yi aldınız" dediğini aktardı. Türkiye ile "çok iyi ilişkileri" olduğunu söyleyen Trump, Suriye'de Türkiye ve İsrail arasında aracılık yapabileceğini belirtti: "Biliyorsunuz, Türkiye ve lideriyle çok çok iyi ilişkilerim var, bence çözebiliriz." Ardından Suriye’nin yeni yönetimi olarak ilan edilen HTŞ ve lideri Colani (Ahmed Şara), İsrail’le karşı karşıya gelmeyeceklerini gösteren sayısız adım attı. Böylece Erdoğan “sponsorluğundaki” cihatçı Şam yönetimi, İsrail’in çıkarlarıyla örtüşen yeni bir dönemi başlatmış oldu. ![]() Trump’ın Erdoğan’a açtığı bu krediyi Türkiye siyasetindeki sıkışmayla da ilişkilendirenler vardı. Trump’ın Erdoğan övgüsüyle eş zamanlı olarak CHP lideri Özgür Özel, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanması planından Trump yönetiminin haberdar olduğunu iddia etmişti. Özel, "Erdoğan, İmamoğlu'nu tutuklamadan önce Trump'a soruyor. Trump 'sakıncası yok' deyince, tutuklamayı gerçekleştiriyor. Suçüstü yakalanınca da ne diyeceğini bilmiyor. Amerika'dan icazet alan, Amerikan mandası peşindedir" demişti. Düzen partilerinin birbirlerini “Amerikan mandacılığıyla” suçlaması bir yerden sonra tuhaf olsa da Erdoğan’ın potansiyel rakiplerini rahatlıkla cezaevine atabilecek keyfiliğe erişmesinde ABD’nin rolü olduğu söylenebilir pekâlâ. |
Ortaklaşa dergisinin 7'nci sayısı, Amerikancılaşma dosya konusuyla çıktı. Özel olarak, Türkiye'de Amerikancılaşma. Bu mefhumun birçok boyutunun yanında, dergide gıda güvenliğinden Küba'ya, Köy Enstitüleri'nden 1 Mayıs'a kadar birçok konuyu ele aldık.
