Skip to main content
0%
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
amerikanlasma

Türkiye'de Amerikancılık| Cumhuriyet Düşmanlığı, Antikomünizm, Ergenekon, Direniş, 1 Mayıs, ODTÜ, İsrail

24 yıllık iktidar ABD’ye rağmen mümkün müydü?

Engin Karan

Yayın Tarihi: 13.04.2026 , 09:31 "0 dakikalık okuma süresi"
AKP nasıl bu kadar uzun süre ayakta kaldı? ABD’nin onayını ve desteğini görmezden gelenler, uzun yıllar süren iktidarı da “Erdoğan’ın siyaset zekâsına” bağlamayı seçiyorlar. İktidarı boyunca ABD’den icazet almanın peşinde olan AKP, bölgesel “cesur” adımlarında da ABD çıkarlarını hep gözetti.

AKP’nin Türkiye toplumunun bağrından çıkageldiği, muhafazakâr halkın dinamiklerinden doğup büyüdüğü tezi, yaklaşık 25 yıldır liberal ve sağcı kalemlerin marifetiyle ABD emperyalizmini aklamanın parolası oldu. Oysa en baştan beri ABD’nin kritik anlardaki desteği, AKP için olmazsa olmazdı.

Yıl 2002... Türkiye ekonomik ve siyasi krizin pençesinde. Mevcut düzen partilerinin tepetaklak olduğu bir ortamda, AKP kendisini patronlara ve ABD-AB merkezlerine kanıtlamanın peşindeydi. 

“Merak etmeyin, bu gemiyi ben yüzdürürüm” demek için sayısız açıklama yapılıyor, ziyaretler organize ediliyor, Amerikan karşıtı olmadıkları yönünde teminatlar veriliyordu. Sonunda gerçekten de AKP’nin “Millî Görüş gömleğini” çıkarıp “ılımlı İslam” modeline yerleştiği, Türkiye’deki sermaye düzenini kurtarabileceği görüşü, emperyalist merkezlerde de netleşmişti. Ve biz komünistler bundan 20 küsur yıl önce AKP’nin bir emperyalist projeye denk düştüğünü yorulmadan anlatmaya çalışıyorduk. 

Üniversitelerde Fetullahçıların ve AKP’nin Cumhuriyet karşıtı hamlelerine direnen komünistler, karşılarında gerici-liberal koroyu buluyordu. Piyasacılık ve gericiliğin yanı sıra ortak noktaları “antiemperyalizmin geride kaldığı” uydurmasıydı. AKP’nin arkasındaki ABD ve AB desteğinin ciddiye alınıp alınmaması, siyasette doğru pozisyon almak için bir turnusol kâğıdıydı. 

Zaman ilerledi, AKP içeride ve dışarıda emperyalistlerin onayıyla ve desteğiyle sayısız görev üstlendi. Türkiye’nin bölgedeki yeni görevlerine de uygun olarak serbest piyasanın dizginlerinden boşandığı, emekçiler için cehennemi yaşatan bir ülkeye dönüştürülmesi de bunlar arasındaydı. 

İktidar partisi, bunca yıl üstlendiği misyonlarda sayısız kriz yaşadı. Ama bir şekilde düzenin “tek seçeneği” olmayı başardı. ABD emperyalizmini aklamaya yeminli çevreler bu sefer de “Erdoğan’ın siyaset dehası olmasını” alkışlıyor.
Hayır, karşımızda bir siyaset dehası yok. ABD’nin başından bu yana desteği ve kritik anlardaki suni teneffüsü olmasaydı, 24 yıllık AKP iktidarından bahsetmemiz neredeyse imkânsızdı. Türkiye’de dönem dönem ciddi toplumsal dirençle karşılaşan, ekonomik ve diplomatik krizlerin eşiğinde dolaşan AKP’yi en zorlu anlarda yine ABD desteği ayakta tuttu. Bazı dönüm noktalarını hatırlatacağımız bu hikâye, AKP karşıtlığının Amerikancılığa da karşı olmaya denk düştüğünün hikayesi…

Richard Perle

Nasıl başlarsa öyle gider: Washington’dan icazet

AKP Türkiye’nin en büyük siyasi krizlerden birine, iktidar alternatifi olarak girdi. 2001 ekonomik krizi sonrası sallantıdaki hükümete AKP’nin alternatif olabileceğinin tescillenmesi, Recep Tayyip Erdoğan’ın 2002 seçimlerinden önceki ABD ziyaretiyle somutlandı.

Ziyaretin detayları bir süre karanlıkta kaldı ancak dönemin ABD Savunma Politikaları Kurulu Başkanı Richard Perle, o dönem Erdoğan ile görüştüğünü şu sözlerle anlattı:

“Dostum Cüneyt [Zapsu] telefon etti ve bana belki de başbakan olacak kişiyle tanışmak isteyip istemediğimi sordu. ‘Tabii isterim’ dedim.”

Perle o toplantıdan “ikna olmuş bir halde” ayrıldığını söylüyor: “Türkiye demokrasisine inanan bir kişi ve ülkeyi yeni bir yöne doğru götürüyor.”

Perle o görüşmede Erdoğan’ı adeta sorguya çekerek Türkiye’nin önündeki tüm gündemlere ilişkin fikirlerini sormuş ve bunun sonucunda “ikna olmuş”. Neticede Milli Görüş geleneğinden gelip “o gömleği çıkardığını” söyleyen bir liderin, antiemperyalizmin kırıntılarını bile çöpe atmış olması bekleniyor.

Kamuoyunda “Karanlıklar Prensi” lakabıyla da bilinen Perle 2000'lerde ABD politikalarını biçimlendiren neo-con (yeni muhafazakâr) akımın öncüleri arasında yer alıyordu. 

Cüneyt Zapsu’nun o dönem AKP’nin ABD’ye kabul ettirilmesinde büyük çaba gösterdiği biliniyor. Bildiğimiz kadarıyla bu çabalar Perle gibi kilit isimler nezdinde kabul görmüş ve artık yola Erdoğan’ın AKP’siyle devam edilebileceği ABD tarafından kabul edilmiş.

AKP iktidara yürürken ABD’de neo-con çevrenin desteğini arkasında buluyor ve uzun yıllar bu çevrelerden aldığı onayla kritik dönemeçlerde ayakta kalıyor. AKP’nin bugünlere kadar neden ABD’nin dümen suyunda gittiğinin yanıtı da bu başlangıçta yatıyor.

Ergenekon kumpasının gayriresmi yayın organı Taraf gazetesinin Fethullahçı muhabiri Mehmet Baransu, 2010 yılında, içinde Balyoz darbe planı belgeleri olduğunu iddia ettiği bavulu savcılığa teslim etmişti.


Büyük tasfiye Washington vizyonuyla tamamlandı

AKP, daha en başından Washington’un bölgedeki çıkarlarına sadık kalacağının da taahhüdünü vermişti.
2003’te ABD’nin Irak İşgali ve Türkiye’deki tezkere krizi, yakın tarihin en büyük “yol kazalarından” birisi. Sol muhalefetin büyük çabasıyla Irak tezkeresi Meclis’ten veto yemiş ve bu durum ABD’nin Türkiye’deki devlet ve bürokrasi yapısını “acilen aşılması gereken engel” olarak görmesinde büyük rol oynamıştı. Neticede Amerikancılıkta tereddütlere yer yoktu, Avrasyacılık gibi hayallerin de sırası değildi.

AKP’nin 2007 sonrası Cumhuriyet karşıtlığında gaza basmasının mihenk taşlarından birisi, Ergenekon, Balyoz ve benzeri tasfiye operasyonlarıydı. Tüm bunlar Washington ve ülkedeki uzantılarının onayı ve desteğiyle gerçekleşti.
12 Temmuz 2007’de Ümraniye’de bir gecekonduda bulunduğu söylenen el bombalarıyla başlayan Ergenekon operasyonları, TSK, yargı ve üniversitelerin yeniden dizayn edildiği devasa bir tasfiye hamlesine dönüştü. NATO tezgahından yetişme Fetullahçı polis ve savcıların doğrudan rol üstlendiği bu süreçler, AKP’nin ABD onayıyla kurumları ve bürokrasiyi dönüştürme serüveninde önemli bir dönemeçti. Fetullahçılar bürokrasiyi “temizledi”, AKP devlette tekleşti. Düzen içi direnç unsurları temizlenirken ABD, AKP’nin hamisi pozisyonunu gizlemedi.

Wikileaks belgelerinde Ergenekon davasının nasıl yer aldığını hatırlamakta fayda var. Belgelere göre o dönem ordu ve yargı içerisinde “Atlantikçi”, “Avrasyacı” gibi taraflar olması ABD tarafından da önemseniyor ve polisin bir operasyon hazırlığı olduğu konusunda ABD sürekli bilgilendiriliyor. Washington da çıkarları doğrultusunda belli ki bu operasyonlara yeşil ışık yakıyor.

O dönem en dikkat çeken çıkışlardan birisini yapan ve “devletin çözülmesini” erken bir tarihte masaya yatıran Türkiye Komünist Partisi’nin 8. Kongre raporuna göz atmak, ortadaki durumu anlamak için yeterli görünüyor:

“Zaman zaman farklı araçlar kullanmalarına karşın gerek ABD gerekse Avrupa Birliği, Türkiye’nin bu dönüşümden daha zayıf, daha kısıtlanmış ve gerektiğinde küçültülebilir bir ülke olarak çıkmasını hedeflemektedirler. 
Emperyalist ülkeler yalnızca piyasanın saldırılarına bel bağlamamakta, temel toplumsal ve siyasal sorunlardan yararlanarak Türkiye’yi Ortadoğu’nun yeniden biçimlendirilmesine en uygun çerçeveye oturtmaya dönük etkili hamleler gerçekleştirmektedirler.”

Sürecin aktörleri emperyalizme göbekten bağlıydı: Tetikçi Taraf gazetesi, doğrudan ABD bağlantılı Fetullahçılar, düzen siyasetinde hızla tekleşerek ABD’nin ülkedeki tek ortağı haline gelmeye hevesli AKP... Tek bir adımı bile “ABD’ye rağmen” atmadılar. Devlet içindeki sürtüşmede ve tüm bu dönemecin tamamlanmasında, ABD’nin teşvik eden pozisyonu belirleyici oldu.

Haziran Direnişi sırasında AKP’nin bocaladığı günlerde temel söylem olarak benimsediği “faiz lobisi” ve “Eylemlerin arkasında ABD ve AB var” argümanı, Washington’la arasını ciddi şekilde açtı. Toplumsal hareketleri manipüle etmeye hevesli ABD, “protestoları şiddetle bastırdığı” ve demokratik haklara saygı duymadığı gerekçesiyle, AKP’nin kulağını çekme aracı olarak bu süreci değerlendirmek istedi. Ancak dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve çevresi ise Gezi eylemleri bağlamında Erdoğan ve AKP’yi eleştirmekten ısrarla kaçındı. 2013’te Haziran’ın sonuna doğru Obama ile Erdoğan arasında bir telefon görüşmesi gerçekleşti. Taraflar aynı frekanstan konuşuyordu.

İkinci Trump dönemi: Tereddütsüz Amerikancılığın ödülleri alınıyor

AKP’nin yaşadığı büyük krizlerden bazıları, dış politikada “cesur hamle” olarak sunulan bazı açılımların çuvallamasına dayanıyordu. Bunlarda da ABD gerektiğinde “hayat öpücüğünü” ihmal etmedi. Zaten “cesur” hamlelerin büyük kısmı ABD çıkarlarına paralel tasarlanıyordu.

Suriye’de 2011’de silahlı muhalif grupların silahlandırılması ve AKP’nin emperyalistler adına üstlendiği rol, tüm boyutlarıyla uzun yıllar tedavi edilemeyen bir kangrene dönüştü. 

Bu süreçte çok kez AKP’yi köşeye sıkıştıran kriz başlıkları ortaya çıktı. Ancak ABD ve İngiltere başta olmak üzere Batı’nın Türkiye’ye biçtiği rol uzun erimliydi ve zaman zaman köşeye sıkıştırsalar da AKP’ye desteklerini esirgemediler.

Son olarak Aralık 2024’te cihatçı örgütlerin Şam’ı kuşatarak Suriye yönetimini devirmesi ve Beşar Esad’ı ülke dışına çıkmaya zorlaması, 13 yıllık savaşın sonucunu belirledi ve Trump tarafından “Erdoğan’ın başarısı” olarak AKP’ye takdim edildi. 

Trump’ın bu dönemde Erdoğan’a övgü dolu sözleri dikkat çekti. Beyaz Saray'da Netanyahu ile görüşmesinden sonra konuşan Trump, Erdoğan'a, "Tebrikler, başka kimsenin iki bin yıldır yapamadığını yaptınız. Suriye'yi aldınız" dediğini aktardı.

Türkiye ile "çok iyi ilişkileri" olduğunu söyleyen Trump, Suriye'de Türkiye ve İsrail arasında aracılık yapabileceğini belirtti: "Biliyorsunuz, Türkiye ve lideriyle çok çok iyi ilişkilerim var, bence çözebiliriz."

Ardından Suriye’nin yeni yönetimi olarak ilan edilen HTŞ ve lideri Colani (Ahmed Şara), İsrail’le karşı karşıya gelmeyeceklerini gösteren sayısız adım attı. Böylece Erdoğan “sponsorluğundaki” cihatçı Şam yönetimi, İsrail’in çıkarlarıyla örtüşen yeni bir dönemi başlatmış oldu.

Trump’ın Erdoğan’a açtığı bu krediyi Türkiye siyasetindeki sıkışmayla da ilişkilendirenler vardı. Trump’ın Erdoğan övgüsüyle eş zamanlı olarak CHP lideri Özgür Özel, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanması planından Trump yönetiminin haberdar olduğunu iddia etmişti.

Özel, "Erdoğan, İmamoğlu'nu tutuklamadan önce Trump'a soruyor. Trump 'sakıncası yok' deyince, tutuklamayı gerçekleştiriyor. Suçüstü yakalanınca da ne diyeceğini bilmiyor. Amerika'dan icazet alan, Amerikan mandası peşindedir" demişti.

Düzen partilerinin birbirlerini “Amerikan mandacılığıyla” suçlaması bir yerden sonra tuhaf olsa da Erdoğan’ın potansiyel rakiplerini rahatlıkla cezaevine atabilecek keyfiliğe erişmesinde ABD’nin rolü olduğu söylenebilir pekâlâ.
Ömrünü çoktan tamamlamış bir iktidarın “bir türlü kaybetmemesini” bir başarı hikayesi olarak görmektense, ABD ve diğer emperyalist aktörlerin nasıl bir Türkiye görmek istediğine odaklanmak ve buna karşı mücadele etmek daha isabetli olur.

amerikanlasma
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 7'nci sayısı, Amerikancılaşma dosya konusuyla çıktı. Özel olarak, Türkiye'de Amerikancılaşma. Bu mefhumun birçok boyutunun yanında, dergide gıda güvenliğinden Küba'ya, Köy Enstitüleri'nden 1 Mayıs'a kadar birçok konuyu ele aldık.