Skip to main content
0%
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
amerikanlasma

Türkiye'de Amerikancılık| Cumhuriyet Düşmanlığı, Antikomünizm, Ergenekon, Direniş, 1 Mayıs, ODTÜ, İsrail

1 Mayıs’tan ne anlamalı?

Alpaslan Savaş

Yayın Tarihi: 13.04.2026 , 09:35 "0 dakikalık okuma süresi"
İşçi sınıfının yarını fethetme motivasyonu… Bizim en büyük heyecanımız, düzenin en büyük korkusu bu cümlede saklı olsa gerek. 1 Mayıslara bir anlam yüklenecekse bundan daha azı olmamalı.

1 Mayıs işçi sınıfının birlik mücadele ve dayanışma gününün kaynağında II. Enternasyonal’in 1889 tarihli kuruluş kongresinde alınan karar var. Enternasyonal, 8 saatlik işgünü talebini tüm otoritelere duyurmak amacıyla uluslararası bir gösteri yapma kararı alıyor. Sonraki yıl 1 Mayıs tarihinde hayata geçecek bu kararın tarihi Fransız devriminin yüzüncü yıldönümüne denk geliyor. Üstelik kongre devrimin başkenti Paris’te toplanıyor. Bu güzel tesadüfe bağlayacak değiliz elbette fakat 1 Mayıs’ın işçi sınıfının devrimci misyonuna dair geçmiş ve gelecek arasındaki ilişkiyi somutlayan en güçlü ürün olduğunu söylemeliyiz.

Bunu biraz açalım.

19. yüzyıl, tarihin çarklarının ileriye doğru en hızlı döndüğü yüzyıl olabilir. Fransız Devrimi’yle açılan sahne, sonraki yüzyılın “devrimler çağı” adıyla anılmasına neden olacak şiddette sınıf savaşımlarına sahne oldu. Açıktır ki söz konusu dönemin tüm kırılma noktalarında işçi sınıfı vardır. Yoksul emekçiler, içinden çıktığı köylü sınıfıyla birlikte Fransız Devrimi’nin kitle kuvvetiydi. Burjuvazinin, eski düzenden kurtulmak için bayrak edindiği, kendi düzenini tahkim ettiğinde ayaklarının altında ezmekte tereddüt etmediği Cumhuriyet fikri bu açıdan varlığını işçi sınıfına borçlu. 1820-30 monarşilerine karşı ayağa kalkan yine işçi sınıfı iken, kazanılan devrimlerin sonrasında eski düzenin sahipleriyle uzlaşan ise burjuvazi oldu. Avrupa’ya yayılan 1848 devrimlerinde işçi sınıfı o zamana kadar görülmüş en kanlı darbeyle bastırıldı. Bundan sonrasında sadece Avrupa’da değil, tüm dünyada burjuvazi, eski düzenin gericileriyle anlaşarak kendi iktidarını ve kapitalist düzeni sağlamlaştırdı. İlk işçi iktidarı olarak selamladığımız 1871 Paris Komünü’nde ise artık burjuvazi tümden karşı devrim cephesindeydi. 

Uzun lafın kısası, II. Enternasyonal’in kuruluş kongresindeki 8 saatlik işgünü için bir uluslararası ortak eylem kararı, işçi sınıfının geride kalan yüz yıl boyunca yürüttüğü görkemli mücadelenin izini taşır. 1 Mayıs kararının işçi sınıfı için geçmiş bağlantısı bu nedenle çok güçlüdür.

Sınıfın yarını fethetme hedefi

Öte taraftan 1 Mayıs işçi sınıfının gelecek kurgusunun da parçasıdır. 1 Mayıs, Marx ve Engels’in Komünist Manifesto’daki nihai kurtuluşa işaret eden önermesine denk düşer. Bütün ülkelerin işçileri birleşin! Bu daha ilk gösteride ortaya çıktı. 1890’daki ilk 1 Mayıs Avrupa’da, Amerika’da, Rus İmparatorluğu’nun Avrupa’da kalan bölgelerinde, Balkanlar’da ve başka pek çok yerde görkemli gösterilere sahne oldu. Gösteriler için ne II. Enternasyonal’in ne de Amerikan Emek Federasyonu’nun eş zamanlı çağrısında bir iş bırakma kararı olmamasına rağmen işçiler gösterilerin pek çoğuna iş bırakarak katıldılar. Kitleseldiler. 1 Mayıs böylece, işçi sınıfının genel oy hakkı, sekiz saatlik işgünü talebi, sendikal hakların tanınması ve geliştirilmesi gibi çok önemli mücadele gündemleri ile yeni bir düzen arayışının bağlantısının kurulmasını sağladı.

Tekrar altını çizmekte hiçbir sakınca yok. 1 Mayıs daha ilk gösteriden itibaren gelecek odaklıdır ve ortaya çıkış motivasyonu işçi sınıfının yarını fethetme duygusudur. 

İşçi sınıfı yarını sömürüyü sonlandırarak kazanabilir. Tarih bize sömürünün sonlanmasının ancak düzen değişikliği fikrinin işçi sınıfının bayrağı haline gelmesiyle mümkün olduğunu söylüyor. 

İşçi sınıfı bu sayede yirminci yüzyıla büyük bir toplumsal güç olarak girdi. 1900’lerin başında artık işçi sınıfının sendikaları, siyasi temsilcileri, parlamentolarda milletvekilleri vardı. II. Enternasyonal’deki sosyal demokrat partiler kimi ülkelerde iktidar ortağıydı. Ama bu büyük güç giderek düzen değişikliği fikrinden uzaklaştı, ilk emperyalist savaş patladığında II. Enternasyonal’in önemli partileri kendi uluslarının burjuva sınıflarına destek vererek savaşın yanında yer aldı. 

İşçi sınıfının sömürücü sınıflara yedeklenip, düzen değişikliği iddiasının düzenin payandalığına dönüşmesini önleyen Ekim Devrimi’dir. Avrupa’da ihanete uğrayan işçi sınıfı Rusya’da iktidarı ele geçirmeyi başarınca hem işçi sınıfının düzen değişikliği iddiası gerçek hale geldi hem de bu iddia diğer ülkelerin işçi sınıfları için bir kez daha güncellendi.
Bu güncelleme 1 Mayıs için de geçerlidir. Ekim Devrimi 1 Mayıs’ın geçmiş gelecek bağlantısını yeniden kurmuş, bu sayede 1 Mayıslar işçi sınıfı için “yarını fethetme” motivasyonu taşıyabilmiştir.

İşçi sınıfının yarını fethetme motivasyonu… Bizim en büyük heyecanımız, düzenin en büyük korkusu bu cümlede saklı olsa gerek. 1 Mayıslara bir anlam yüklenecekse bundan daha azı olmamalı.

1 Mayıs 1977, Taksim Meydanı

Burjuvazinin 1 Mayıs korkusu

Türkiye burjuvazisinin de 1 Mayıslara karşı refleksini bu korku belirledi. Gösterilere getirilen farklı biçimdeki yasakların altında hep bu korku yatıyor. Tamamen sınıfsaldır. 1976 yılına kadar neredeyse yarım yüzyıl süren yasak, 1977 1 Mayısı’ndaki katliam ve 12 Eylül faşist darbesinin sadece 1 Mayıs’ı değil işçilerin örgütlenmesine tümden getirdiği yasaklar söz konusu sınıf aklının ürünüdür.

Yasaklar kadar, hatta ondan daha etkili bir müdahale aracı da 1 Mayısların içini boşaltma girişimleridir. 1 Mayıs’ın kimi zaman “bahar bayramı” kimi zaman “emek ve dayanışma günü” olarak resmi kabul görmesi bu nedenledir.

İçeriksizleştirme 1 Mayıs’a yönelik yapılan büyük saldırıdır. Bu saldırı işçi sınıfını toplumsal bir kuvvet olmaktan çıkarmayı amaçladı. Saldırının patronlar adına büyük oranda başarılı olmasında 23 yıllık AKP iktidarlarının büyük payı var elbette. Fakat işçi sınıfının iddialarından arındırılması 12 Eylül Darbesi’yle başlayan, kültürel, ideolojik ve siyasal yönleri olan bir sınıfsal müdahaledir. 

Mevcut sendikal merkezlerin ve solun bu içeriksizleştirmede oynadığı rolü de görmezden gelemeyiz. Türk-İş yönetimlerinin düzenlediği 1 Mayıs kutlamalarının ya da Hak-İş ve Memur-Sen gibi doğrudan iktidar odaklı merkezlerin 1 Mayıs’ı sulandıran saçmalıklarından söz etmenin bir değeri bulunmuyor. Fakat sol sendikalizmin 1 Mayısları anlamından koparmak için bilinçli bir çaba gösterdiğini söylemeliyiz. 

1 Mayıs 2010, Taksim Meydanı

Nedir bu bilinçli çaba?

1 Mayıs’ın emek sermaye çelişkisinin doğrudan karşılığı olan taleplerden uzaklaştırılmasıdır. Düzen değişikliği fikrini gündeme getirerek işçi sınıfının kurtuluşuna işaret etmek yerine 1 Mayıs’ı sınıfsal içeriğinden arındırılmış bir demokrasi ve özgürlükler paradigmasına hapsetmektir. Patronları, patron örgütlerini ve holdingleri 1 Mayıs’ın gündemi yapmaktan, işçi sınıfına karşı on yıllardır işledikleri suçlarla hesaplaşmaktan kaçınmaktır. Sınıf örgütü yerine sivil toplumculuğu, sınıf siyaseti yerine kimlikçiliği tercih ederek, 1 Mayıs’ın liberal ideoloji tarafından dejenere edilmesine neden olmaktır. 1 Mayıs kürsüsünü düzen partilerinin, belediye başkanlarının, milletvekillerinin vitrini yapmaktır.

Sonuç, işçisiz 1 Mayıslardır.

Hak talebinden devrim arayışına

Taksim Meydanı’na yönelik yasaklama da bu doğrultuda ele alınması gereken bir mücadele konusu. Taksim yasağı bir meydan yasaklaması değil, işçi sınıfına karşı yürütülen kapsamlı saldırının bir parçası olarak değerlendirilmeli. Yakın geçmişte Taksim yasağına karşı direniş meşru bir mücadele pratiğine dönüşmeyi başarmış ve 2010 yılından itibaren üç yıl meydan gösterilere açılabilmişti. Sonraki yıllar tekrar gelen yasağa karşı mücadele de değişik biçim ve ölçeklerde devam etti. Bununla birlikte 1 Mayıs’ın Taksim yasağına daralmasına izin verilmemesi de bir başka sorumluluk. Esas olan 1 Mayıs gösterilerinin işçi sınıfının örgütsel ve siyasal ağırlığını artırmasını sağlayacak bir içerik ve biçimle yapılabilmesidir. 

1 Mayıslar işçi sınıfının ülkeye dair iddialarına yeniden kavuşması için bir fırsat olarak görülmeli. İşçi sınıfı sömürülüyor, yoksullaşıyor, temel haklarından mahrum bırakılıyor. Bu nedenle 1 Mayıs işçi sınıfının eşitlik talebini gündeme getirmeli. İşçi sınıfı özgür değil, örgütlenmesi, eylem ve grev yapması engelleniyor. 1 Mayıs’ta işçi sınıfı özgürlüğünü talep edebilmeli. ABD ve İsrail saldırganlığı savaşı yanı başımıza taşıyor. 1 Mayıs Filistin’de, Suriye’de, İran’da emperyalist saldırganlığa karşı işçi sınıfının güçlü karşı çıkışı anlamına gelmeli, Sosyalist Küba’nın emperyalist barbarlığa karşı yalnız olmadığını göstermeli.

1 Mayıs 1976 afişi için Orhan Taylan çizimi

İlk 1 Mayıs gösterisinin yapıldığı 1890 yılında işçi sınıfı sadece 8 saatlik işgünü hakkını değil, devrimini de arıyordu. Türkiye’de bundan çok daha sonra gelişmesine karşın 1960-70’li yıllarda ayağa kalkan işçi sınıfı, 12 Eylül faşist darbesinin hemen öncesinde görkemli 1 Mayıslara imza atarken ülkenin geleceğini belirleme iddiasına sahip bir sınıf haline gelmişti. Her ikisinin de altında düzen değişikliği fikri yatıyordu. 

1 Mayıs işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü. 2026 1 Mayısı işçi sınıfının eşitsizliğe, hayat pahalılığına ve holding-tarikat düzenine karşı ayağa kalmak için güç topladığı gün olsun. 1 Mayıs’ta sosyalizm bayrağı yükselsin.

amerikanlasma
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 7'nci sayısı, Amerikancılaşma dosya konusuyla çıktı. Özel olarak, Türkiye'de Amerikancılaşma. Bu mefhumun birçok boyutunun yanında, dergide gıda güvenliğinden Küba'ya, Köy Enstitüleri'nden 1 Mayıs'a kadar birçok konuyu ele aldık.