En sest

10/09/2017 Pazar
En sest

İstismar, taciz ve ihmal, her psikiyatristin çalışma alanıdır, ister istemez. Çünkü biliriz ki erken yaralar bir türlü iyileşmez; kabuğu, izi, yeri de büyür, büyüyen insanla birlikte.

Zor konudur, ensest; kişi için anlatması, dinleyen için duyması zordur. O ne diyeceğini bilemez, siz neyi, nasıl dinleyeceğinizi. Ve ne diyeceğinizi! Zaten çoğunlukla ancak aylar, yıllar sonra anlatılabilir yaşananlar. Bir psikiyatrist olarak aylar boyunca görüşmelerinizi devam ettirirsiniz ve odanın içinde anlatılamayan bir tacizin, istismarın ve genellikle de ensestin gölgesi dolaşır durur. Bilirsiniz, hissedersiniz. Ama beklersiniz. Çünkü…

Çünkü karşınızdaki kişinin temel güven duygusu sarsılmıştır. Hem de daha en baştan. Temel güven duygusu sarsılanın da bir başkasına, doktora, dünyaya güvenmesi çok ama çok zaman alır. Bunu iyi bilirsiniz ve gölgenin en sonunda, görüşmelerden birisinde gelip aranıza, görüşmenin tam ortasına oturmasını beklersiniz.

Çünkü temel güven, insanın insan olma serüvenin çok önemli bir dönüm noktasıdır. Ya da temel güven duygunuz sarsıldıysa bir kere, olabileceğiniz insan olmanız çok zaman alır. Olabilirseniz.

Temel güven duygusunda açılan gedikler daha çocukluktan başlayarak kişinin neredeyse tüm hayatı boyunca zihninin büzülmesine, bilinçdışı olarak oraya, o ana ya da o anlara yoğunlaşmasına neden olur. Neredeyse kişinin zihni oraya dikilmiş gibidir. Büyüdükçe, zihni de oraya, o dikişin üstüne katlanır.

Çünkü insanın insan olma serüveninin en önemli çatışmalarından birisidir ensest yasağı. Bir tek anne, baba değil; erken çocukluk ilişkilerinin tamamı geniş aile içinde yaşanır; anne, baba, kardeş ve diğer yakınlar yol gösterici ve sınır bekçileri gibidir. İçinde koşuşturup durduğunuz çavdar tarlasının hemen bitimindeki uçurumun kenarından sizi almalarını, hem de sorgusuz sualsiz tutmalarını beklediklerinizdir onlar. Ve onların, insanı insan yapan zihinsel bir çekirdeğin, insan olma çekirdeğinin oluşumu üzerine karmaşık, çok yönlü etkileri vardır.

Çocukluk önemli. Birçok nedenden önemli ama her şeyden önce bu nedenle önemli: Hasarlanmış bir çekirdek yerleştirir içinize cinsel sınırlarınızın deşilmesi.

Anlayamayacak birçok insan için şöyle yazayım: Cinsel taciz ve istismar bir çocuğu, ister birinci, ister ikinci, ister üçüncü, isterseniz de amatör ligi bilin, ama işte o kocaman insanlarla futbol maçına çıkarmak gibidir. Voleybolda sağ beke koymak ve devasa büyüklerle basket oynatıp “haydi koçum” demek gibidir: Ezilir geçer çocuk. Mutlaka yaralanır. Korumasız bırakılmakla kalmamış, bir de bedensel, zihinsel her tür sınırı delik deşik edilmiş olur.

Ne yazık ki cinsel, fiziksel, duygusal istismarı, ihmali, tacizi bazen böyle somut anlatmak zorunda kalıyoruz. Çünkü mitlerle ve fantezilerle yaşayan çok. Meseleyi bir tür solcu histeri, emperyalist komplo, şanlı milletimizin alnına sürülmüş kara bir leke olarak gören daha da çok.

Hafife almayın.

Mesele karışık olabilir, kültürel ve konjonktürel birçok mesele devreye girmiş olabilir.

Ama belki siz bilmezsiniz; bir ensestin, cinsel, fiziksel, duygusal istismarın yarası kuşaktan kuşağa aktarılır. Öteki kuşakların biyolojik ve sosyal genetiğine kazınır bu yara. Yaşam boyu, kuşaklar boyu süren bir huzursuzluğa dönüşür.

Bu arada çocuklukta cinsellik hiç yok mu zannediyorsunuz! Hayır, hiç de öyle değil ama çocukluktaki cinsellik de çocukça. Öyle de kalsın. Keşif, merak ve şaşkınlıkla. Ama tahakküm, tabiiyet girmesin içine. Çünkü erişkinin eyleme kapasitesinden ve ufkundan çok farklı bir cinsellik çocukluktaki. Tıpkı bir oyun oynar gibi. Siz çocukluğunuzda oyun oynarken, bir büyük gelip taşlarınızı dağıtmadı mı, topunuzu patlatmadı mı, küfürler edip üstünüze yürümedi mi? Korktuğunuzu ve neşenizi ardınızda bırakıp gittiğinizi hatırlamıyor musunuz? Hatırladıysanız, işte o zaman hissettiklerinizi bilmem kaç ile çarpın. Temel güven duygusunun sarsılması, sınırlarınızın belirsizleşmesi öyle bir şeydir çünkü.

Ensest, ancak yıllar içinde yavaş yavaş genişleyen ve sosyal olarak kurulan bir zihnin korumasız bırakılmasıdır. Hem de en yakını tarafından. Sizi elinizden tutup erişkinliğe yürürken geçeceğiniz tüm sınırlardan yavaş yavaş, güvenli biçimde geçirecek kişinin geçeceğiniz tüm sınırları alt üst etmesidir.

Geriye delik deşik bir kişilik kalır. Ve kişinin genetik arkaplanına bağlı olarak da çeşit çeşit psikiyatrik sorunlar çıkar. Ama hepsi çıkar: Depresyon, intihar, kendine zarar verme, şizofreni, psikotik bozukluklar, alkol-madde kullanım sorunları, sosyapati vs. vs. Artık aklınıza ne geliyorsa.

Bir de taciz, kişiye o tacizi hayatında farklı biçimlerde tekrar ettirmeyi armağan eder. Çünkü insan kendisini iyileştirmeye çalışır ve bilinçdışı olarak tekrarlar başına geleni erişkin hayatında: “Bu sefer öyle olmayacak; bu sefer öyle olmayacak” diye. Ama çoğunlukla canı yeniden ve yeniden yanar.

Bunları ciddiye alırsınız almazsınız. Ciddiye almayanlar var, biliyoruz. Hem de çok.

Ama bir de pek dile getirilmeyen bir yan var. Sanki ensest, taciz, istismar kültürel bir fenomen. Hatta bir parçamız, olmazsa olmazımız. Bir görüşe göre de geri kalmışlığın, doğu toplumu olmanın bir rengi. Otantik yani. Nice “geri kalmış”, “doğulu” toplum var ama çocuğun sınırlarını zorlayan, ihlal eden bir erişkin kültürü nedense ortaya çıkmamış. Neden? Neden ülkemizdeki ana neden pek gündeme gelmiyor?

Evet, yalan değil; insan sınırları zorlana zorlana insan oluyor. Birçok anlamda. Örselenmek, bir biçimde itilip kakılmak hayatın parçası. Kapitalist Türkiye’de ise bunlar sıradan birer olay. Vakıa. Çoğu kişi, ailesine rağmen insan oluyor bu ülkede. Bunu iyi biliyoruz.

Ama şunu da bilin ki ensest, en sert darbedir, bir insanı insan yapan sınırlara indirilmiş.

Şakası, hafife, tiye alınması, örtbas edilmesi olmaz.

Döner dolaşır hepinizi bulur.