Rektör olmanın dayanılmaz hafifliği

09/11/2007 Cuma
Rektör olmanın dayanılmaz hafifliği

Bir rektörün, al birini vur ötekine dedirten işler yapmasını anlamak kolay değil. 2547 sayılı yükseköğretim yasası rektöre çok yetki veriyor, tamam da, onlara saçma sapan davranma yetkisi de vermiyor herhalde. 

Bir gün bir rektör, bir anda 200’ü aşkın işçiyi işten çıkarıyor. O işçilerin haklarını korumak için randevu isteyen Pof. Dr. İzge Günal’a meslektaşı olan rektör randevu vermiyor. Dr. Günal hastaymış gibi başvurarak ve vizite ücretini ödeyerek ancak rektörle görüşebiliyor. O rektör, üniversite yönetim kurulunu da peşine takarak Dr. Günal’ı üniversiteden uzaklaştırıyor. Tepkiler üzerine ve idari mahkemenin kararıyla Dr. Günal mesleğine dönebiliyor. 

Bir gün bir rektör, Türkiye’yi bugünkü içinden çıkılmaz duruma sokan, ABD’nin uydusu olma yollarını açan, acımasızca insan kıyımı gerçekleştiren 12 Eylül darbesi komutanını üniversiteye konuşmacı olarak davet ediyor. Bu rektör bu ayıpla yetinmiyor, darbeci komutanı yerinde bir davranışla protesto eden Dilek Hattatoğlu’nun sözleşmesini yeniletmiyor. İlgili bölüm ve fakülte, gereksinim nedeniyle ve başarılı buldukları Dr. Lütfiye Kalaycı ile Dr. Aziz Erkan’ın sözleşmelerinin uzatılması doğrultusunda karar aldığı halde aynı rektör bu elemanların da sözleşmelerini uzattırmıyor. 

Bir gün bir rektör, 43 yıl üniversiteye hizmet vermiş, yalnız kendi üniversitesinin değil tüm Türkiye üniversitelerinin, öğretim elemanlarının, personelinin ve öğrencilerinin medarı iftiharı olan Prof. Dr. İzettin Önder’in emeklilik sonrasında üniversitede ders vermesini ve tez danışmanlıklarını sürdürmesini engelliyor. Hem de ilgili bölüm ve fakülte bu doğrultuda karar almışken, hem de geleneksel olarak her yerde, yaş haddinden emekli olanlar tez danışmanlığına devam edebildikleri ve gereksinim olduğunda da yarı zamanlı olarak ders verebildikleri halde. 

İnsan kendi kendine soruyor: Bir rektör neden böyle şeyler yapar? Dr. Önder gibi öğretim elemanları sendikası başkanlığı ile Üniversite Konseyleri Derneği kurucu başkanlığı yapamadığı için mi? Konferanslara, panellere ve söyleşilere en çok çağrılan bir kişi olamadığı için mi? Dr. Önder gibi, konuşurken, aklıyla, bilgisiyle ve açık yüreklilikle söyledikleriyle dinleyicileri kendisine hayran bırakamadığı; sömürüye, teslimiyetçiliğe, haksızlığa, paralı eğitime onun kadar karşı çıkamadığı için mi? Anlayan beri gelsin.

İnsan düşünüyor: Bir rektör, kendisini, üniversitesini, üniversitedeki çalışanları ve de hatta tüm üniversite camiasını bu kadar kolaylıkla nasıl küçültür? Bir rektör, yasaya ve teamüllere uygun olarak karar almış ilgili akademik kurullarını, sırf kişisel hırsı, kızgınlığı ve/ya da kıskançlığı sonucu bu kadar kolaylıkla nasıl harcar? Bir rektör kurul kararlarını hiçe sayınca, güç mü kazanır? Diğer rektörler, “haydi aslanım, haydi koçum sen bu yolda devam et” mi derler? Diğer rektörlerin, meslektaşlarının ve öğrencilerinin yüzüne nasıl bakar?

Bir rektör, rektörlük seçimi yarışına giren altı aday arasından atanmaktadır. Rektör olarak atanan aday, toplam oyların taş çatlasa beşte biri ya da dörtte biri kadar oy almaktadır. Rektör olduğu üniversitede büyük çoğunluk o kişiyi rektör olarak görmek istememektedir. Şimdi üniversitesinde azınlık oylarıyla rektör olmuş bir kişi, insan haklarına uymayınca, bilimsel ölçütleri ve kurulların kararlarını yok saydıkça, öncelikle kendisine oy verenleri güç duruma düşürmüyor mu? 

Bir rektör için üniversitesi kendi çiftliği midir? Rektörler, kendilerinde ilahi güçler mi görmektedir? Bir rektör, bırakalım ilim/bilim sözcüklerini bir kenara, akademisyenliğin en azından “ak-adem’lik” olduğunu da mı görmez? 1970’lerde rahmetli olan güzel insan, duyarlı sanatçı ve dünya şekeri Ali Özoğuz, “Üç tip insandan korkacaksın” derdi: Uzatmalı jandarma, kifayetsiz muhteris ve haddini bilmeyen. Kimi rektörler ve yöneticiler neden durmadan Ali’yi haklı çıkarmaya çalışırlar?

Türkiye’nin en eksi üniversitesinin bir önceki rektörü de benzer bir şey yapmıştı: Üniversitesine 33 yıl hizmet eden Dr. Cengiz Arın’ın sözleşmesini, ilgili bölüm ve fakültenin kararına karşın uzatmamıştı. O üniversite, o gün, o rektöre dur deyip Cengiz’e sahip çıkabilseydi; o rektöre haddini bildirebilseydi; bugün bu rektör, şimdi yaptığını aklından bile geçirebilir miydi? Bu gibi olaylarda, öncelikle rektörün rakibi olan adaylar tepki koymuş olsa, rektörler bu kadar haksızlık yaparlar mı?

Bir rektör gibi onlarca rektör, Dr. Önder’e ve diğerlerine yapılan haksızlıklar gibi rektörler eliyle gerçekleştirilmiş yüzlerce haksızlık vardır. Mağdur olanlara sahip çıkmak, onlara yeni bir yücelik katmaz, akademisyenliği yüceltir, bilim insanın ve üniversitenin onurunu kurtarır. Üniversitelerde mağdur edilenlere sahip çıkılmazsa, rektörlerin dayanılmaz hafifliği nasıl önlenir.