Kore Krizi: Çin inisiyatif alırken ABD masaya doğru ittiriliyor

"Böylece Kore krizinin emperyalizmin Asya-Pasifik fay hattındaki sıkışma ile bağlantısı belirginleşiyor. “Sıkışan” taraf bu aşamada ABD gibi görünüyor. BMGK’yı yeniden toplayıp ambargonun kapsamını genişletmek dışında bir seçeneği bulunmayan Trump, böylece Çin ve Rusya’ya kapsamı kendilerine doğru genişletmeyi önermiş olacak."
Can Önen
Perşembe, 07 Eylül 2017 09:38

KDHC’nin sonuncu ve en büyük nükleer silah denemesinin BRICS zirvesinin hemen öncesine denk gelmesi nedeniyle “Çin’i hedef aldığı” öne sürülüyor. Ancak Kore krizinde şu ana dek yaşanan süreç tüm sertliğine karşın ABD’nin kendi hamleleriyle köşeye sıkışması ve inisiyatifin Çin’e geçmesiyle sonuçlandı. Trump KDHC’nin gerçek bir nükleer caydırıcılığa erişmesini önleyemediği gibi en baştan beri kaçtığı masaya oturmaya zorlanıyor.

Kore yarımadasında yaşanan kriz derinleşiyor. Dünya kamuoyu krizin olası sonuçlarını Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti'nin (KDHC) nükleer caydırıcılığını artırmaya dönük son dönemde sıklaşan denemeleri ve ABD'nin bunlara dönük tepkileri üzerinden kestirmeye çalışıyor. Bunda olası bir çatışmada nükleer silahların kullanılması ihtimalinin yarattığı haklı endişe kadar ana akım medya kuruluşlarının manipülatif yayıncılığının da etkisi var.

Kesin tahminlerde bulunmak elbette olanaksız ancak krizin kısa vadede böyle bir boyut kazanmayacağına, en azından kapsamlı bir askeri karşı karşıya gelişe yol açmayacağına ilişkin güçlü işaretler olduğu söylenebilir.

KDHC'nin 6. nükleer silah denemesi bölgede orta ölçekli bir depremi tetiklese de henüz emperyalist sistemin kırılma potansiyeli taşıyan fay hatlarında siyasi bir sarsıntıyı tetiklemiş değil. Krizin "irili ufaklı" taraflarının tutumları, sistemin krizinin bazı boyutlarına ilişkin ipuçları barındırıyor.

KDHC'nin hamleleri Çin'i mi yoksa ABD'yi mi sıkıştırdı

Dünya basınında KDHC'nin nükleer denemelerinin zamanlamasının özellikle Çin Halk Cumhuriyeti'nin önemli bir dış politika hamlesine denk getirmeyi tercih ettiği, bu nedenle de denemelerin askeri açıdan ABD ve müttefiklerini tehdit anlamına gelse de, politik açıdan Çin'i sıkıştırdığı öne sürüldü. Denemenin, BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) zirvesinin açılış toplantısının hemen öncesinde gerçekleşmiş olması, bu kanıyı güçlendirdi.

Denemenin ardından Renmin Üniversitesi'nden Çeng Şiaho, The Guardian'ın aktarımına göre Çin'in "köşeye sıkışmış halde ve çok az seçeneği kalmış durumda" olduğu yorumunda bulundu.

Çin'in KDHC'yi nükleer programını en azından askıya almaya ikna etmek için atabileceği tartışılan adımlara aşağıda değinilecek. Ancak bu noktada bir parantez açıp Çin'in bu misyona nasıl layık görüldüğü ve pek de istekli olmamakla birlikte nasıl bu rolü üstlenir hale geldiğine değinelim.

ABD inisiyatif kaybediyor

Trump'ın Beyaz Saray'ın yönetimini üstlenmesiyle ABD'nin dünya sistemindeki hegemon rolünün sarsılmakta olduğu ve bu role yükselen Çin'in aday olduğuna ilişkin tartışmalar yoğunlaşmıştı. Sol Portal’da da sıkça işlenen bu tartışmalarda Trump'ın Başkanlığı hem sistemdeki hegemonya değişimini ABD lehine döndürmek üzere bir deneme hem de ABD burjuva siyasetinin bu dönüşüm karşısındaki göreli çaresizliği olarak okunması öne çıkarılmıştı.

Kore kriziyle ilgili yaşananlar bu okumanın haklılığını teyit eder nitelikte. Hatırlanacağı üzere geçen yıl KDHC'nin nükleer ve uzun menzilli füze denemelerini hızlandırmasıyla birlikte Trump yönetimi tehditlerle gerginliği tırmandırarak krizi yönetemeyeceğinin ilk işaretini vermiş oldu. Bu süreçte Rusya ve Çin'in Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarına onay vermeleri ilk bakışta anlamlandırılamasa ve Trump'ın hanesine yazılan bir başarı gibi dursa da Beyaz Saray yönetimi işe yaramayan yaptırımlar ve giderek Başkan’ın deli saçması gibi algılanan tehditleriyle inisiyatifi kaybetmişe benziyor.

Sürecin başında Trump yönetiminin niyetini "KDHC'yi nükleer silahlardan arındırmak" olarak kodlamıştı. Ancak gelinen noktada KDHC son uzun menzili füze denemesiyle menzilini yaklaşık 5 katına çıkararak ve son nükleer denemesiyle de "termonükleer" bir silah geliştirdiğini kanıtlayarak önemli bir sıçrama kaydetmiş oldu. Bu açıdan ABD'nin kendi amacına ulaşma bakımından şu ana dek izlediği politikanın fiyaskoyla sonuçlandığı ortada.

Trump yönetimi böylelikle sürecin en başlarında KDHC ile masaya oturmayarak, ki Sputnik Radyo'dan Brian Becker KDHC'nin amacının “nükleer statüsünü” kabul ettirmek değil ABD'yi masaya oturtmak olduğunun altını çiziyor, tam anlamıyla köşeye sıkışmış oldu. Artık ABD KDHC'yi doğrudan hedef alan yaptırımların kapsamını iyice genişlettiğinden yaptırım silahını ancak ikincil derecede aktörlere, dolayısıyla da en başta Çin Halk Cumhuriyeti'nin önemli kişi ve kurumlarına yöneltmek durumunda.

Çin'le gerilim ya da KDHC ile müzakere

Bu seçeneğin ABD ve Çin arasında henüz bu aşamada kaçınılan yüksek bir gerilimle sonuçlanacağı ve dünya ekonomisinin de ciddi oranda olumsuz etkileneceği gelişmelere yol açabileceği düşünülüyor. ABD sermaye sınıfının net bir ortak akla sahip olmamakla birlikte Çin ile erken bir yüksek gerginlikten kaçındığı Trump'ın Çin'i hedef alan açıklamalarından sonra baş stratejisti Steve Bannon'ı görevden almasıyla yakın zamanda yeniden teyit edilmişti.

ABD'nin KDHC ile ticari ilişkileri bahane ederek Çin'i hedef alması örneğin Çin'in en büyük dört bankasını hedef alması gerektiği anlamına geliyor. CNBC'nin aktardığına göre güncel Standarts & Poor verileri bu bankaların aynı zamanda dünyanın da en varlıklı bankaları haline geldiğini gösteriyor. S&P Global Market Intelligence 2016 sonuna gelindiğinde Çin Sanayi ve Ticaret Bankası'nın toplam varlıklarının 3.47 trilyon doları bulduğunu aktarıyor. Diğer üç banka olan İnşaat Bankası, Tarım Bankası ve Çin Bankası'nın varlıkları ise 2.60-3.02 trilyon dolar arasında değişiyor. Karşılaştırma için ABD'nin en büyük bankası JPMorgan Chase'in toplam varlığının yine aynı kaynağa göre 2.49 trilyon dolar, Avrupa devi HSBC'nin ise 2.37 trilyon dolar olduğu hatırlanabilir. Yine çarpıcı bir veri ise Financial Times'ta çıkan bir analizde yer aldı. Çin'in finansal sistemi 33 trilyon dolarlık varlık ile dünya liderliğini Avro Bölgesi bankacılık sisteminden, Alman emperyalizmi olarak da okuyabilirsiniz, devraldı.

Çin'in yaptırımların hedefi haline gelmesi olasılığı belki ABD için bir pazarlık kozu olarak dillendirilebilir ancak kısa vadede böyle bir seçeneğe gerçekten başvurulması pek olası görünmüyor. Çin ile ticari bir savaş ABD tekelci siyasi sisteminde bazı güçler için isabetli bir seçenek gibi görünüyor olabilir ancak şu an ABD yönetimi tarafından desteklendiğine ilişkin bir veri yok. Bunu en çok ima eden gelişme yine geçtiğimiz haftalarda Trump'ın ABD'li şirketlerin fikri mülkiyet haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle Çin hakkında bir soruşturma başlatabileceğini hissettirmesiydi. Ancak bu seçenek hayata geçirilse dahi sonuç vermesi en az bir yılı bulacakken bir BMGK yaptırımının etkili hale gelmesi bir ay içerisinde gerçekleşiyor. Dolayısıyla Trump'ın “fikri mülkiyet” hamlesi Çin'le ticari bir savaşta ilk kurşunu atmaktan çok sopayı göstererek pazarlık kozunu artırma denemesine benziyor.

Tüm bunlar ABD'nin dünya siyasetine damga vuran gelişmelere belirleyici müdahalede bulunma yeteneğinin zedelendiğine işaret olarak değerlendirilmeli. Bu tür krizlere diplomatik araçlarla müdahale edecek "akil güç" boşluğunu doldurabilecek yegane aday olan Çin böylece sahneye davet edilmiş oluyor.

Çin sıkıştı mı yoksa elini mi güçlendirdi?

KDHC'nin nükleer caydırıcılığını sıçratan son denemenin Çin Halk Cumhuriyeti'ni köşeye sıkıştırdığını düşünen yorumculardan Pekin merkezli Carniege-Tsinghua Küresel Politika adlı kuruluşun analistlerinden Zao Tong'a göre, Çin'in KDHC'yi nükleer programını dondurmaya zorlamak için elinde üç seçenek var: KDHC'nin tekstil ihracatına kısıtlama getirmek, çoğu Çin'de olmak üzere ülke dışında çalışan KDHC'li işçileri engellemek ve son olarak KDHC'ye petrol akışını durdurmak.

Geçtiğimiz aylarda yürürlüğe giren BMGK yaptırımlarının ülkenin önemli maden kalemlerinin ihracına kısıtlama getirmiş, tekstil ve giyim ülkenin en önemli dış ticaret geliri haline gelmişti. Bu seçenek KDHC'nin gelirinde hissedilir bir daralmaya neden olma potansiyeli taşısa da bu alanda KDHC Çin'in fason üretimini de gerçekleştirdiği için yaptırım Çin'in bir açıdan kendisini de hedef alması anlamına gelecek. 100.000 civarında ülke dışında çalışan KDHC’li işçilerin engellenmesi kısmi bir zarara yol açacaktır. Dolayısıyla üç seçenek içerisinde KDHC üzerinde sonuncusunun etkili olacağı düşünülüyor.

KDHC'nin en önemli petrol tedarikçisi toplam petrol ihtiyacının yaklaşık %80'ini sağlayan Çin. Çin'i izleyen önemli tedarikçiler sırasıyla Rusya ve Japonya. ABD'nin şu an BMGK üzerinden masaya sürmek istediği yaptırım hamlesinin odak noktasında da KDHC ile ticaret yapan ülkelerin hedef alınması ile birlikte petrol kaynağının kesilmesinin yer aldığı biliniyor.

Çin'in petrol akışını kesmesi oldukça düşük bir olasılık. Çin'in KDHC'ye petrol akışını gerçekleştirdiği "Dostluk Boru Hattı" oldukça eski bir hat. Çin Ulusal Petrol Şirketi'ne bağlı mühendislerin 2011'de kaleme aldıkları bir rapora göre, eğer boru hattındaki akış 8 saatten uzun süre kesilirse ciddi teknik sorunlar ortaya çıkabilir. Dahası mühendisler raporda bu sürenin kış aylarında 2 saate kadar indiğini belirtiyorlar.

Elbette asıl neden teknik değil politik. 19 Ekim'de başlayacak olan Çin Komünist Partisi Kongresi öncesinde Genel Sekreter ve Devlet Başkanı Şi Çingping’in böylesine kritik bir konuda adım atması zor. Petrol kaynaklarının kesintiye uğraması, konuya ilişkin düşüncelerini Doğu Ekonomik Forumu sırasında paylaşan Rusya Federasyonu lideri Putin'in de belirttiği gibi KDHC'li yurttaşları ciddi anlamda zor durumda bırakacak bir karar olurdu. Sonuçta petrol kesintisinin KDHC’de orta vadede iç karışıklıklara yol açabileceği ve Çin yönetiminin böyle bir riske girmeyi asla tercih etmeyeceği üzerinde duruluyor.

Bu konudaki isteksizlik önemli Çin yayınlarından Global Times’ın nükleer deneme sonrasında yayınladığı başyazıdan anlaşılabiliyor. Birkaç ay önce yine Global Times’ta yayınlanan bir yazıda KDHC’nin bir sonraki nükleer denemesinin gerekirse petrol ambargosunu gündeme getirebileceği tehdidi dillendirilmişti. Başyazıda ise KDHC’ye dönük kapsamlı bir ambargodan uzak durulması gerektiği belirtildi.

Sputnik’e konuşan Kolkovo İş Okulu ve Enerji Merkezi analisti Artom Malov, KDHC’ye dönük olası petrol ambargosundan Çin ekonomisinin de ciddi zarar göreceğini, ayrıca Rusya ve Japonya’nın da ambargodan olumsuz etkileneceğini kaydetti.

Bu tablo yukarıda aktarılan Çin’in “köşeye sıkıştırıldığı” tezini doğrulamıyor mu? Bu noktada Çin’in en başından bu yana Kore krizine ilişkin yaklaşımını hesaba katmak gerekiyor. Çin tıpkı Rusya gibi KDHC’nin “nükleer statüsünü” tanımayacağını başından beri söylüyor, ve KDHC’nin programını dondurmasını talep ediyor. Ancak Çin’in yaklaşımının ABD’yi bağlayan bir boyutu daha var. Çin ABD’nin Güney Kore ile birlikte yarımadada gerçekleştirdiği ortak tatbikatlarına son vermesini talep ediyor.

Çin’in yaklaşımı Kore krizinin çözümüne değil, müzakerelerin başlayabileceği bir zeminin oluşmasını amaçlıyor denebilir. Söz konusu zeminin yaratılmasına en büyük engel elbette ABD yönetimi. Nautilus Enstitüsü direktörü Peter Hayez, The New York Times’a yaptığı açıklamada KDHC denemesinin Çin’i sıkıştırdığı tezini yinelerken, KDHC’nin amacının Çin’in ABD’yi masaya oturmaya zorlamak olduğuna dikkat çekti.

Böylece Kore krizinin emperyalizmin Asya-Pasifik fay hattındaki sıkışma ile bağlantısı belirginleşiyor. “Sıkışan” taraf bu aşamada ABD gibi görünüyor. BMGK’yı yeniden toplayıp ambargonun kapsamını genişletmek dışında bir seçeneği bulunmayan Trump, böylece Çin ve Rusya’ya kapsamı kendilerine doğru genişletmeyi önermiş olacak. Bu durumda bir kez daha “oy birliği” ile karar çıkma olasılığı sizce ne?