Yalan söylemeye devam İsmail!

Yalan söylemeye devam İsmail!

Çağlar Ezikoğlu
10/08/2015 Pazartesi

Adı İsmail Kılıçarslan, 1976 Ankara doğumlu İslamcı şair, yazar, entelektüel. Yani entelektüel olduğunu iddia eden, AKP dönemi yıldızı parlayan mütedeyyinlerden. Fethullah Gülen Cemaati ile araların iyi olduğu, ‘Yetmez ama Evet’çilerin AKP sevgisi ile yüreklerinin dolup taştığı bir dönemde önce Meksika Sınırı programı ile keşfediliyor. Cihangir yörelerinde namı Sırrı Süreyya Önder ile birlikte önce Meksika Sınırı daha sonra Kafa Dengi isimli programlarla daha da yayılan Kılıçarslan, AKP döneminin ‘hem demokrat hem de muhafazakar’ genç prenslerinden birisi haline geliyor. Fakat daha sonra olanları az çok tahmin edebilirsiniz, AKP’nin artan otoriterleşmesi sonucu liberallerin bile desteğini kaybetmesi İsmail’in kendi dünyasına geri dönmesi ve Yeni Şafak gazetesinde entelektüel! birikimini yansıtmasıyla devam eden bir süreç.

Peki İsmail bu entelektüel birikimini hangi muazzam yazılarla süslemiş? Arşiv içerisinden çok sayıda ilginç yazı çıkartılıp bu yazıma konu edebilirdim ama son yazısında yani 25 Temmuz tarihli köşe yazısındaki derinlik içeren analizi üzerinden birkaç kelam etmek ve AKP medyasında özellikle ‘Reis’ severlerinin sürekli bir argüman olarak sunduğu ‘Recep Tayyip Erdoğan’ nefreti üzerine bazı şeyler karalamak elzem oldu.

ERDOĞAN NEFRETİ'NE SIĞINMAK
Kılıçarslan yazısında özellikle son günlerdeki IŞİD ve PKK operasyonlarını AKP’nin politikaları üzerinden eleştiren kitleye vurmak amacıyla ciddi bir çaba sarf etmiş. Öncelikle kendisinin sarf ettiği bu ciddi efordan dolayı kutlamak isterim. Fakat bu eforu sarf ederken, Erdoğan nefretinden dolayı AKP’ye muhalif olan insanların yalana inandığını iddia ediyor. Öncelikle diyor ki; Türkiye’nin Suriye’de savaş çıkmasını isteyen en son ülke olduğunu biliyormuşuz da inanmıyormuşuz. Entelektüel şair yazar Bay İsmail; peki Suriye’de Esad rejimine karşı muhalifleri silahlandırdığını hem dünya kamuoyuna hem de kendi kamuoyuna açık ve net bir şekilde ifade etmiş bir ülke nasıl oluyor da Suriye’de savaş istemiyor? Devam edelim, Bay İsmail diyor ki; AKP’nin IŞİD’e karşı durduğunu biliyorsunuz ama inanmak istemiyorsunuz, AKP sadece Türkmenlere yardım ediyor. Burada nispeten Bay İsmail’e katılıyorum, AKP Suriye’de Esad rejimine karşı savaşan Sünni İslamcı örgütlere yıllardır destek veriyor ki Bayırbucak Türkmenleri de bu örgütlerin arasında yer alır. Ama Bay İsmail’in bilinçli olarak ‘yalan’ söylediği kısım, IŞİD’in de kuruluş itibariyle bu örgütlerin içinden doğan bir yapı olduğu. ‘Bunlar hep İsrail’in oyunu’ paranoyasıyla IŞİD’i İngiliz anahtarı gören Bay İsmail’in bu hususta komplo teorilerinde kendini geliştirmesini salık veririm.

İsmail yazısının devamında; ‘sakalı var diye infaz edilenler’ hikayesinden devam ediyor. Meğer ise biz muhalifler ‘sakalı’ yüzünden infaz edilen insanlara inanmıyormuşuz. Peki öngörü dehası Bay İsmail’e sormak lazım; bölgede yaşanan PKK-Hüda Par çatışmaları hakkında ne düşünüyor? Sakalı var diye öldürülen insanların tamamının Hüda-Par üyesi olması ile bu çatışma arasında bir bağ kurmak için nasıl bir entelektüel birikime ihtiyacımız var? Bu sorulara yanıt verirse ziyadesiyle memnun olurum zira benim entelektüel birikimimin yetemeyeceği açık.

Ve gelelim yazının sonunda zurnanın zırt dediği yere. Burada kendi yazısından kopyalıyorum, Bay İsmail diyor ki; ‘Bilal Erdoğan'ın ciğerciye değil IŞİD karargahına gittiğine inandın. Cumhurbaşkanlığı külliyesinin klozetlerinin altından olduğuna inandın. Sunta masanın 400 bin lira olduğuna inandın. Gezi'de kimyasal silah kullanıldığına inandın. İnsanların üzerinden tankla geçtiklerine inandın. 3 gün daha direnilirse hükümetin düşeceğine inandın. CHP'nin tek başına iktidar olacağına inandın. %60'ı temsil eden 3 partinin derhal birleşip koalisyon kuracağına bile inandın. Atatürk'ü Recep Tayyip Erdoğan'ın öldürdüğüne niçin inanmayasın?’.

Yani demek istiyor ki Bay İsmail, eyy %60 sizin önünüze ne veriliyorsa yiyorsunuz, bakın işte hepsine inanıyorsunuz. Evet bu yalanlara inananlar olmuştur, toplumdaki Erdoğan nefretinin belli bir süre sonra bu tip gerçek üstü hikayelerin uydurulmasında ve inanılmasında etkisi yüksektir. Fakat aynı şekilde Erdoğan sevgisinden uydurulan ve inanılan yalanlara niye ses etmiyorsun İsmail? İslamcı ahlakın mı engel oluyor buna yoksa entelektüel birikimin mi? Diyorsun ki; ‘Atatürk'ü Recep Tayyip Erdoğan'ın öldürdüğüne niçin inanmayasın’. Yapma be İsmail, o yazdığın gazetede çarşaf çarşaf ‘Atatürk’ü İsmet İnönü öldürdü, aslında İsmet İnönü de Fethullah Gülen Cemaati adına hizmet eden birisiydi dolayısıyla Atatürk’ü de öldüren parallelerdi’ yazılarına inandın da bundan sonra önüne ne verilirse niçin inanmayasın?

Büyün entelektüel İsmail yazısını ise Metin Arolat’ın şarkısıyla bitiriyor; Olsun varsın ah çekinme / sen yine yalanlar söyle / yürek paramparça zaten / dert değil. Ben ise kendisine aynı şekilde müzik dünyasından Gökhan Semiz’i rahmetle anarak Grup Vitamin ile seslenerek bitiriyorum bu yazıyı;

Kırdığın potlar bini aştı/ Bak yanlışsın herkes kaçtı/ İsmail de buna şaştı/ Aklını seveyim lan İsmail/… İsmail önemli şahsiyetim benim/ İsmail felsefe yapma/ İsmail tut ki mucizeyim/ Ne desem laf değil/ İsmail beni anlamadın ya ona yanıyorum.