'Kızıl Tıp'tan 'Kızıl Bilim'e

'Kızıl Tıp'tan 'Kızıl Bilim'e

İzge Günal
23/03/2015 Pazartesi

Geçen ay Yazılama yayınlarından yeni çıkan “Kızıl Tıp” isimli kitabı okudum. 1932-1933 yıllarında Newsholme ve Kingsbury’nin Sovyetler Birliği’ne, sağlık sistemini incelemek üzere yaptıkları ziyaret sonrası izlenimleri oluşturuyor kitabı. Kesinlikle teknik ayrıntılara boğulmuş bir rapor değil; aksine, sağlık verileri izlenimler şeklinde aktarıldığından hem rahat okunabiliyor, hem de Sovyetlerde günlük yaşamla ilgili ayrıntılara başka açılardan da bakmayı sağlıyor. Yazarlar da belirtmişler, bir ülkenin tıbbını incelemek o ülkenin sosyal hayatının da incelenmesini gerektirir: “İncelenen ülkenin sosyal hayatı özellikle evlilik, aile, barınma koşulları, endüstriyel ve tarımsal işgücü gibi başlıkların yer alması kaçınılmazdı. Sağlığın en başta gelen düşmanının cahillik olduğu hatırlanırsa incelediğimiz toplumun eğitim düzeyi ve dine bakış açısı da değerlendirme dışı bırakılamaz. Dolayısıyla sosyal hayatın bu yönlerini daha ayrıntılı olarak inceleyeceğiz.” (s.74).

Anılar, izlenimler böyledir işte; ne niyetle okursan onu görürsün. Burası da bilim köşesi olduğuna göre ben de Kızıl Tıp’ta kızıl bilime bakmaya çalışacağım.

İlk dikkati çeken şey adı geçen hemen her sağlık kuruluşunun bir araştırma merkeziyle ilişkili oluşu. Bu durum kitapta ya doğrudan anlatılıyor, ya da örneğin “karşılama komitesi içerisinde yer alan araştırma merkezi müdürü”nden bahsedilerek dolaylı biçimde yapılıyor.

Araştırma merkezleri, Sovyet biliminin yapıtaşları arasındaydı. Merkezlerin üç tür işlevi vardı; birincisi beraber çalıştıkları kuruluşlarda ortaya çıkan sorunlara yerinde çözüm bulunuyordu, ikincisi doğrudan yaşam pratiğinden kaynaklanan, başka bir deyimle ayakları yere basan bir araştırma gündemi oluşmuş oluyordu. Bu hem araştırmacılara hem de halka karşılıklı yarar sağlıyordu. Üçüncü işlev ise araştırma merkezlerinin bir kitle eğitim aracı olmasıydı.

Elbette bu yapılanma sadece sağlık alanıyla sınırlı değildi, üretimin olduğu her yerde benzer bir örgütlenme vardı. Sanayide, tarımda, eğitimde; her birim bir araştırma merkeziyle bağlantılıydı (Bu yapı, özellikle tarım alanında, genç Türkiye Cumhuriyeti’ne de örnek olmuştu).

Neyse, biz yine sağlık alanına dönelim; 1912 yılında Rusya’da hiç tıbbi araştırma kuruluşu yokken, yirmi yıl içinde bu sayı 102’ye çıkmış (s.83), otuz yıl sonra ise tüm araştırma merkezlerinin sayısı 4196’ya ulaşmıştı (1).

Kitapta bir dokubilim profesörüyle yapılan konuşmada bilim insanlarının konumundan da bahsediliyor: “Mevcut proletarya hükümetinin profesörlerin bilimsel çalışmalarına engel olmadığını belirtti. Profesör çocuklarının artık işçiler kadar öncelikli hakka sahip olduğunu söyledi. Laboratuvarda çalışan bilim işçileri etkinliklerine bağlı olarak ikramiye alabiliyorlar. İkramiyeler için aday önerileri tüm işçilerin katıldığı üretim toplantılarında yapılıyor. Bu adaylar profesörlerin katıldığı toplantılarda gözden geçiriliyor.”(s.63-4).  Ayrıca, konut dağıtımında profesörlerin laboratuvar ve kütüphane olarak kullanmaları için fazladan bir oda hakları oluyor (s.130).

Gerçekten de, Sovyetlerde ayrıcalıklar ortadan kaldırılırken, az da olsa bilim insanları gözetiliyordu. Öyle ki, Sovyetlerde bilim kurumlarında çalışmak, dışişlerinde çalışmaktan daha saygın bir konum olarak görülmekteydi.  Çarlık zamanından kalma saray ve benzeri yapıların tümü bilim insanları için sosyal tesislere dönüştürülmüştü. Böylece toplumun en yeteneklileri bilim alanına yöneliyordu.1

Komünist olmayan bilimcilere de saygı gösteriliyordu: “Profesör Pavlov ve Profesör Orbeli komünist değiller ve genel olarak alınan önlemlerin yararlılığı konusunda devlet ile aynı fikirde olmadıkları bilinir. Ancak buna rağmen Kremlin, bilimsel çalışmaların değerini takdir ediyor ve onları kontrol altında tutmuyor. Tam tersine bilimsel çalışmalarını sürdürmeleri için kendilerine tüm olanakları sunuyor.” (s.48).         

Başta da söylediğim gibi, Kızıl Tıp, bilim açısından okunduğunda ilk dikkat çeken şeyler bunlar. Siz isterseniz başka açıdan okuyun ama bu açı bile kitabı okunmaya değer kılıyor.


(1) bilimsol.org/bilimsol/blog/bilimin-izleri/sovyetlerde-bilim