Rıfat Okçabol
YÖK'ün uluslararasılaşması!
Yayın Tarihi: 05.02.2026 , 22:17 Güncelleme Tarihi: 06.02.2026 , 00:04
Uluslararasılaşma son yıllarda, bir bakıma kapitalist sömürü düzenine, sömürmek umuduyla sömürülmeyi benimseme anlamına geliyor. Belirgin olarak YÖK’ün ilk uluslararasılaşma hamlesi, YÖK başkanı ve bir ara Amerikancı olduğunu açıklamış olan Prof. Dr. Kemal Gürüz zamanında, 2001’de Bologna Sürecine girmekle başlamıştı. Bologna Süreci ise, Avrupa Birliği (AB) tarafından, AB’yi dünyanın en güçlü ekonomik gücü haline getirmek için "Avrupa Yükseköğretim Alanı" oluşturmak üzere 1999’da başlatılmıştı. Biz de, çoktan Türkiye Yükseköğretim Alanı’nı oluşturmuş olduğumuzdan (!) “sıra Avrupa alanına geldi” diyerek ve de sorgusuz sualsiz Bologna Sürecine katılmıştık. Bir yıl sonra iktidara gelen AKP de, laiklik ve bilimsellik konusunda K. Gürüz ile hiç anlaşamamış olsa da, herhalde “ne de olsa işin ucu piyasacılıkla ilgili” diyerek bu süreci canı gönülden benimsemişti. 10-15 yıldır, üniversite mezunlarımız arasında yurt dışına gitme özleminin artmasında, ülke koşulları yanında, bu sürecin de katkısı olmuştur ve olmaktadır.
YÖK belki de, Prof. Dr. M. A. Yekta Saraç’ın başkanlığında “yeteri kadar sömürülüyoruz, biraz da biz sömürelim” diyerek, 30 Haziran 2017 tarihinde bir "Yükseköğretimde Uluslararasılaşma Strateji Belgesi: 2018-2022"1 yayımlanmıştı (bkz. soL, 25 Aralık 2020). Bu belgede YÖK, "… yükseköğretim sistemimizin Avrupa Yükseköğretim Alanının önemli bir parçası olmasını” yükseköğretim sistemimizin güçlü yanı olarak görüyordu! Yine bu belgede YÖK, "yabancı dilde program sayısının yetersizliğini” ise yükseköğretim sisteminin zayıf yanı olarak değerlendiriyordu. YÖK için, yükseköğretimde yabancı dille eğitim yapılmasının Türkçenin gelişimini engellemesinin ve de öğrencilerin yurt dışına gitmesini kolaylaştırmasının bir önemi yoktu. Bu belgede, "1) Türkiye’nin yükseköğretim alanında çekim merkezi haline gelmesini sağlamak ve 2) uluslararasılaşmada kurumsal kapasitenin artmasını sağlamak” gibi iki stratejik amaca yer verilmişti.
Prof. Dr. Erol Özvar’ın başkan olduğu YÖK, ikinci kez "Yükseköğretimde Uluslararasılaşma Strateji Belgesi: 2024-2028"2 hazırlayıp Şubat 2025’te yayınlamış. Bu belge, “Türk yükseköğretim sisteminin uluslararası öğrenciler ve akademisyenler için çekim merkezi haline getirilmesi” amacıyla hazırlanmış (s.2). Genellikle YÖK belgelerinde görüldüğü gibi bu belgeyi de kimlerin hazırladığı belirtilmiyor. Son belgede de, aşağıda örneklendiği üzere, bazı ilginç bilgilere yer veriliyor:
- Türkiye’deki yabancı öğrenci sayısı 2018-2024 yılları arasında 125 binden 336 bine çıkmış (s.9). Ancak aynı dönemde yabancı öğrenciler içinde yüksek lisans ve doktora programlarına kayıtlı olan öğrenci oranları, yüksek lisansta 5,43’ten 3,29’a ve doktorada da 13,99’dan 9,35’e düşmüş (s.12). Aynı dönemde yabancı öğrenci sayısı vakıf üniversitelerinde 22 binden 107 bine çıkarken, devlet üniversitelerinde de 102 binden 226 bine çıkmış (s.10).
- 2023 yılı verilerine göre, kayıtlı yabancı öğrencilerin hepsi Müslüman ülkelerden gelmiş (s.13)!!! Yabancı öğrencilerin başını 60 binle Suriyeliler, 40 binle Azerbaycanlılar, 29’ar binle de Türkmenistanlılarla İranlılar çekiyor.
- Türkiye’ye gelen yabancı personelin 1.224’ü Müslüman ülkelerden ve 619’u da Batı ülkelerinden gelmiş (s.15). Yabancı Müslüman personelin yarısını İranlılar ve Suriyeliler oluştururken, Müslüman olmayan yabancı personelin üçte bir kadarını Amerika’dan gelenler oluşturuyor.
- YÖK, 31 ülke ile 327 eğitim-öğretim protokolü imzalamış (s. 20). Üniversiteler TÜGVA ve Diyanet gibi gerici kuruluşlarla protokoller imzalarken, YÖK’ün bu protokolleri neden imzaladığı bilinmediği gibi, protokol imzalanan ülkeler içinde Moğolistan ve Tayvan varken dünyanın süper güçlerinden Çin ile neden protokol yapılmadığı da merak ediliyor.
- YÖK ayrıca 68 ülke ile 106 işbirliği protokolü imzalamış (s. 21). Ancak yurt dışında en çok öğrencimizin bulunduğu ABD ve Almanya ile bir protokolün olmaması da dikkat çekiyor.
- 2018-2023 yılları arasında, Erasmus Değişim Programı çerçevesinde yurt dışına giden öğrenci sayısı 18,5 binden 4,5 bine, personel sayısı da 3.334’ten 982’ye düşmüş. Bu program çerçevesinde gelen öğrenci sayısı ise 4.642’den 3.059’a düşerken, personel sayısı da 2.384’ten 1.184’e düşmüş (s. 29).
Son belgede şu iki stratejik amaç yer alıyor: “1)Türkiye’de yükseköğretimin uluslararasılaşma düzeyinin yükseltilmesi ve ülkemizin nitelikli uluslararası öğrenciler ile akademisyenler için bir çekim merkezi haline getirilmesi; 2) Uluslararasılaşmada kurumsal kapasitenin geliştirilmesini sağlamak.”
Bu son belgede de, “… yükseköğretim sistemimizin Avrupa Yükseköğretim Alanının önemli bir parçası olması” yükseköğretim sistemimizin güçlü yanı olarak ve “yabancı dilde program sayısının yetersizliği” de sistemin zayıf yanı olarak görülüyor! Bu nedenle başkanlar değişse de YÖK kafasının değişmediği anlaşılıyor.
Türkiye’deki yabancı öğrencilerin tamamının Müslüman ülkelerden gelmesi ve yabancı personelin de yüzde 60’tan fazlasının Müslüman ülkelerden alınması şu anlama gelmektedir: Yükseköğretim sistemimizde keyfilik artıp laiklikten ve bilimsellikten uzaklaşıldıkça, akademik olarak uluslararasılaşmanın mümkün olamayacağını bilen YÖK, uluslararasılaşmayı yalnız Müslüman ülkeleri üzerinden yürütmeyi yeğlemektedir.
- 1
https://uluslararasi.yok.gov.tr/documentFiles/17530860534.Y%C3%BCksek%C3%B6%C4%9Fretimde%20Uluslararas%C4%B1la%C5%9Fma%20Strateji%20Belgesi%202018-2022.pdf
- 2
https://uluslararasi.yok.gov.tr/documentFiles/17528431744.Y%C3%BCksek%C3%B6%C4%9Fretimde%20Uluslararas%C4%B1la%C5%9Fma%20Strateji%20Belgesi%202024-2028.pdf