Rıfat Okçabol
Ülkemizde çocuk olmak!
Yayın Tarihi: 23.04.2026 , 23:45 Güncelleme Tarihi: 24.04.2026 , 00:00
Gazetelerde yazıldığına göre, toplumun yüzde 60 kadarı yoksul ya da dar gelirlidir. Genellikle dar gelirli ailelerde çocuk sayısı da daha fazladır. Aile dar gelirli ise o ailede yaşayanların yeterince beslenemediği de, çocukların istedikleri yiyeceği ve giyeceği alamadıkları da bilinmektedir.
Bu arada Türkiye’de erkek egemen anlayış hâlâ belirli ölçülerde geçerli olduğundan, çocukların önemli bir bölümü baba şiddetine ve erkek çocuğa kız çocuğundan daha fazla değer verildiğine tanık olarak büyüyor. Genelde ekonomik güçlüklerin yaşandığı ailelerde, çocukların gelişimini olumlu yönde etkileyecek olanaklar da sınırlı oluyor.
Okula gitmeye başlayan çocuklar, pek de olumlu bir ortamla karşılaşmıyor. Dar gelirli aile çocuklarının önemli bir bölümü, okula aç karnına gidiyor, birleşik sınıflarda okuyor, sabahçı/öğlenci oluyor ya da taşımalı eğitim görüyor. Ailesinin varlık düzeyinden bağımsız olarak, her çocuk okulda, akran şiddetiyle, haksızlıklarla, kimilerine yönelik ayrıcalıklarla karşılaşıyor. Bir şekilde arkası güçlü olan çocuğun sırtının yere gelmediğini görüyor. Bazı çocukların şımarıklıklarına, sigaraya ve hatta uyuşturucuya başlamalarına, bazılarının diğerlerini bu yönde teşvik ettiğine tanık oluyor.
Ailesinde Atatürk ve Cumhuriyet sevgisini kazanmış çocuk, okulda farklı bir durumla karşılaşabiliyor. Okulda, çocuğun bilişsel, devinimsel ve duyuşsal gelişimine önem verilmediği gibi, okul türüne göre de bu alanlardaki gelişimleri farklı düzeylerde oluyor. Okulda bilimsel derslere yeterince yer verilmediği gibi, sportif etkinliklere de çocuğun devinimsel gelişimini sağlayabilecek etkinliklere de pek yer verilmiyor. Çocuğun duyuşsal gelişimini sağlayacak müzik, resim, güzel sanatlar vb. alanlarda yeterli sayıda ders olmadığı gibi, etkinlikler de olmuyor. Bunlara karşın çocuk, oruç tutmaya, namaz kılmaya, camiye gitmeye, istemediği seçmeli dersleri almaya, tarikat niteliğindeki kuruluşların etkinliklerine katılmaya ve de sözde öğretmen olan kişilerin gerici ve aşağılayıcı söylemlerini dinlemeye zorlanıyor. Kız arkadaşıyla yan yana olmasına izin verilmiyor; el ele tutuşsa en azından azarlanıyor.
Çocuk Güneydoğulu ise, tüm bu sorunlara ek olarak, ailesini, akrabalarını ve arkadaşlarını kaybettiği, enkaz altında kaldığı ve yaralandığı deprem felaketinin acılarını yaşıyor. Devletin depremzedelerin derdine deva olamadığını unutamıyor.
Televizyon seyreden ya da sosyal medyada gezinen çocuklar da, olumlu denebilecek şeylerle pek karşılaşmıyor. İzlediği dizilerde genelde, insanların birbirlerine çektirdikleri eziyetlere, güçlü olanın her zaman haklı olduğuna, başarmak için başkalarını ezmenin, sömürmenin ve/ya da yalan söylemenin geçerli olduğunu görüyor. Haberleri izlese, yetkili kişilerin başkalarına ağzına geleni söyleyebildiğini, bazı siyasetçilerin kişisel çıkarları için fırıldak gibi döndüğünü, adaletin işlemediğini duyuyor ve görüyor. Arkası güçlü olana suç işlese de pek dokunulmazken, çocukların bile cumhurbaşkanına hakaretten yıllarca mahkûm edildiğine, Atatürk’e saldıranlara ve şeriat çağrısı yapanlara dokunulmazken, laik yaşamı savunanlara göz açtırılmadığına tanık oluyor.
Ortaokul öğrencisi, liseye geçiş sürecinde, parası olanın istediği özel liseye gidebilecekken, parası olmayanın bakanlığın nitelikli dediği liseleri kazanması olasılığının düşüklüğünü de biliyor, büyük bir olasılıkla imam hatip lisesine/MESEM’e/açık liseye gitmek zorunda kalacağını da biliyor.
Sorunlu çocuklara resim, müzik ve spor gibi etkinlikler yanında rehber öğretmenler ve de psikologlarla yardım edileceğine, ÇEDES uygulamasıyla imam ve hafızlarla yardıma kalkışılması, çocukların yaralarına tuz biber ekiyor.
Çocuk genelde evde de, okulda da çocukluğunu yaşayamıyor.
Çocuklar ayrıca AKP iktidarında,
- Kadınların ve çocukların sevilmediğini, çocukların ve kadınların istismar edildiğini, hemen her gün bir kadının öldürüldüğünü;
- Uyuşturucu kullandığı iddiasıyla insanlar tutuklanırken, uyuşturucu tacirlerine pek dokunulmadığını;
- Kendi yaşındaki kızların zorla evlendirildiğini, MESEM’lerde çağdaşlarının sömürüldüğünü;
- Hakkını arayan öğretmenlere, işçiye ve herkese, ormanını/gölünü/doğasını korumak isteyenlere polisin ya da askerin saldırdığını;
- Şehrin göbeğinde caddede yürüyenlere ya da arabadaki insanlara saldırıldığını, 2025 yılında evlerde 30 milyon silahın bulunduğunu, 3 bin 422 olayda 2 bin 225 kişinin öldürüldüğünü ve 3 bin 167 kişinin yaralandığını;
- Çocuk yaştaki işçilerin açlık sınırında çalıştırılıp sömürüldüğünü;
- Öğrencilerine ve Cumhuriyet’e sahip çıkanlarla haksızlıklara karşı çıkan öğretmenlerin sürüldüğünü;
- Kedilerin, köpeklerin ve ormanların her türlü saldırıya açık olduğunu;
- Üniversiteyi bitirse bile iş bulması olasılığının çok düşük olduğunu;
...duyuyor ve görüyor.
Bu tür olaylar, ailelerin gelir düzeyine bakılmaksızın tüm çocukları olumsuz yönde etkiliyor.
Böylesi olaylarla eğitim ve öğretim süreçleri, çocuklarımızın, erkek egemen anlayıştan uzaklaşmasını, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi insan haklarını benimsemesini, ırkların ve inançların eşdeğerde olup herkesin yaşama hakkına sahip olduğunu kabul etmesini zorlaştırıyor. Sorunlar karşısında sağlıklı çözümler üretmesini de engelliyor.
Türkiye’de yılda ortalama 180 bin çocuğun suça karışmasının ve soruşturulan çocuk sayısının son 10 yılda yüzde 17,5 artış göstermesinin sorumlusu kim? Çocuklar mı?
Çocuklarımızın geleceğini kurtarmanın yolu, laik, bilimsel, kamusal ve parasız eğitimden geçiyor. Çünkü ancak bu nitelikte bir eğitimle, olayları sağlıklı bir biçimde çözümleyecek fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür öğrenci yetiştirilebiliyor.