Rıfat Okçabol
Ortaöğretimde Yeniden Yapılanma IV: Yeniden Yapılanma Gereksinimi 2
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
Geçen haftaki yazımda değinilen ortaöğretimle ilgili sorunlar, birimlerin sorumluluk alanlarının çakışmasından kaynaklansa da, temelde bakanlığın tutum ve anlayışından kaynaklanıyor.
Eğitim bakanları genelde eğitsel kaygılar taşımıyor, bireyin özgürleşip gelişmesini sağlayacak eğitim anlayışına sahip çıkmıyor ve particiliğini öne çıkarıyor. Hemen her yeni bakan, kendi düdüğünü öttürüyor.
Bakanlar bürokratik görevlere getirecekleri kişilerde yeterlikten çok her istediklerine "Hay hay efendim" diyecek ve Bekçi Murteza gibi istenenleri sorgusuz sualsiz yerine getirmeye çalışacak özellikler arıyor. Bakanın göreve getirdiği kişiler içinde "yeterli" sayılabilecek kişilerin uzun süre görevde kalamayıp çeşitli biçimlerde ve nedenlerle ayrılmak zorunda kalmaları, sistemdeki partizanlığın boyutlarını yansıtıyor.
Belki de bu nedenle, eğitim sisteminde, bilgi ve yaşantı birikimiyle üst düzeydeki birimlerin başına getirilebilecek adayları belirleme süreci bulunmuyor. Atamayı yapacak bakanın önüne, nesnel bir biçimde oluşturulmuş ve bu işi kıvırabileceklerin listesi gitmiyor. İktidar partisine yakın olanların listesi gidiyor ve bu birimlere yapılan atamalarda genelde partizanlık öne çıkıyor. Partizanca bu göreve gelenler ya yeterli olamadıklarından ya da "eğitim" yerine partizanlığı yeğlediklerinden, yetkilerine gerektiği bir biçimde sahip çıkamıyor, var olan durumu sorgulamıyor ve sorun çözme derdini yaşamıyor. "Eğitsel" kaygıları olmadığından hiçbir konuda, "Bu kadarı da olmaz" diyemiyorlar. Neredeyse her uygulama yeni bir soruna dönüşüyor.
Sistemde görev ve sorumluluklarının ayrımında olanlar, okuma, öğrenme ve kendilerini geliştirerek yetkinleştirenler, sistemin işlevlerini irdeleyip sorunlara çözüm arayanlar ve de bu çabalarını örgütlü bir biçimde sürdürenler var. Ancak sistem onları ya çeşitli yollarla cezalandırıp terfi ettirmiyor ya da "kendi adamları!" olmadığı için yetkili görevlere getirmiyor.
Benzer durum yalnız genel müdürlük düzeyinde değil her düzeyde yaşanıyor. Örneğin, eğitim sisteminde 12 Eylül 1980 darbesinden bu yana, genelde "öğretmen/eğitimci" olmayan, sistem dışından getirilen ve sistemi hiç tanımayan kişilerin müsteşar yapıldığı görülüyor. Diğer bakanlıklarda ilgili alandan gelen bir kişi müsteşar olabilirken, eğitimde herkes müsteşar olabiliyor. Bu tür müsteşarlar için birincil hedef "eğitim" olmuyor bakanın istediklerini yerine getirmek oluyor.
Çelik bakan olduğunda,"Bir peygamberin ümmetinden" olduğunu söyleyen, "Menemenlizade Mehmet Tahir" konulu araştırmasıyla doktor unvanı almış ve İstanbul Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı alanında öğretim üyesi olan Prof. Dr. Nejat Birinci'yi müsteşarlığa getiriyor. Yargıtay tarafından "görevde keyfi davranmaktan" beş kez mahkum olan (gazeteler 26 Ocak 2007) bu müsteşarın bakanlıktaki hizmetleri (!), 2007 seçimlerinde milletvekili yapılarak ödüllendiriliyor. Birinci ayrılınca, kaymakamlık, personel genel müdürlüğü yardımcılığı ile vali yardımcılığı gibi görevlerden sonra AKP tarafından 2003'te GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanı yapılan Muammer Yaşar Özgül, içişleri bakanlığı değil de 2007'de milli eğitim bakanlığı müsteşarlığına getiriliyor!
Sistemin sorunu, sorumlu mevkilere adam bulmayla/bulamamayla sınırlı değil tabii. Hemen herkesin gördüğü ve bildiği sorunlar yanında, eğitim-öğretim sürecinin hiçbir aşamasında ve de özellikle ortaöğretimde, bakanlık öğrencilerin 1739 sayılı yasadaki amaçlar doğrultusunda eğitilmesini de önemsemiyor. Eğitim hakkı, fırsat ve olanak eşitliği, bilimsellik, planlılık gibi bu yasada yer alan 14 temel ilkeye de uyulmuyor. Bu konular irdelenmiyor, güncelliğini yitiren ya da eklenmesi yararlı olabilecek amaçlar ve ilkeler konusunda çalışmalar yapılmıyor, yeni öneriler üretilmiyor. Bu tür sorunlara, ancak bakan istediğinde ve onun beklentileri doğrultusunda el atılıyor. Meclisteki muhalefet de, öğretmen yetiştirmeye odaklandırılmış ve eğitim bilimleri kadük edilmiş eğitim fakülteleri de yeterince ilgilenmiyor. Sendikaların çabası da yetersiz kalıyor. Bu nedenle hemen her uygulama, yeniden yapılanma gereksinimini pekiştiriyor.
Bakanlıkta, bu ve benzeri konular üzerinde çalışacak birimlerin başında, 1926 yılında kurulmuş olan Talim ve Terbiye Kurulu (TTK) geliyor. Bu kurul, göreve gelip gitmeleri bakanın iki dudağı arasında olan 15 öğretmenle (ya da son yıllarda öğretmen yerine üniversitelerden getirilen birkaç akademisyenle) ancak bakanın istedikleriyle uğraşabiliyor.
Bakanlıkta ayrıca, Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu, Eğitim Araştırma ve Geliştirme Dairesi ile Mesleki ve Teknik Eğitimi Araştırma ve Geliştirme Merkezi başkanlıkları gibi birimler de bulunuyor. Ancak bu birimlerin işlevleri de bakanın istediklerini yerine getirmekle sınırlı kalıyor. Hemen hiçbir birimde, özgür iradeleriyle irdeleme ve araştırma yapılmıyor, bakanın istediklerini yerine getirmeye çalışırken seçenek üretme geleneği bulunmuyor. Bakanın isteğini yerine getirme sürecinde değişik ses çıkaranları, aylarca/yıllarca bakanın her dediğini yapmış olsalar da, Çelik'in göreve getirdiği ilk iki TTK başkanının başına gelenler bekliyor, bir şekilde görevlerinden ayrılmak zorunda kalıyorlar.
Anayasa Mahkemesi'ne göre "laiklik karşıtı eylemlerin odağı olan AKP", bu karşıtlığı en iyi bir biçimde eğitim kurumlarında gerçekleştiriyor. Eğitim kurumlarında her gün yüzlerce kişi türbana bürünüyor, sorunlarının çözümünü bilimsel bulgular yerine dini kaynaklarda arama alışkanlığı ediniyor.
Tüm bunlar yetmezmiş gibi bakanlık, eğitimin geleceğini, dini öğeleri pekiştirirken yabancıların önerilerine ve beklentilerine göre belirlemeye ve onların isteklerini yaşama geçirmeye çalışıyor.
Pek çok sempozyumda olduğu gibi, 21-22 Kasım 2008 günlerinde Ankara'da gerçekleştirilen "Gerici ve Piyasacı Eğitime Karşı Nasıl Bir Eğitim İstiyoruz?" sempozyumunda da dile getirildiği üzere, eğitim sistemi giderek gericileşiyor ve paralı hale geliyor ülke insanını kendisine yabancılaştıracak bir niteliğe bürünüyor.
İnsanımızın, toplumumuzun ve ülkemizin geleceği için, bakanlığın tutum ve anlayışları başta olmak üzere, ortaöğretimin ve de eğitim sistemimizin ivedilikle yeniden yapılandırılması kaçınılmaz oluyor.