Öğrenmeye direnenler

20/12/2013 Cuma
Öğrenmeye direnenler

Dershane dalaşı, yeni bir evreye girdi dershane gitti dalaşma kaldı. Dershane dalaşının temel kaynağının dershane olmadığı çoktan ortaya çıkmıştı. Son günlerde yaşanan olaylara bakınca, dalaşmanın, dalaşan tarafların içine düştüğü kirliliğin dayanılmaz boyutlara ulaşmasından kaynaklandığı anlaşılıyor. Bu arada, Ergenekon ve Balyoz gibi davalar sırasında dile getirilen polisteki ve yargıdaki F-tipi kadrolaşma söylemlerinin de gerçekliği bir kez daha ortaya çıkmış oluyor.

Ne yazık ki dalaşan taraflardaki kirliliğin toplumun bazı kesimlerine de yansıdığı görülüyor. Gezi Parkı eylemlerinde olduğu gibi, dershane dalaşından da, öğretim olanaklarından yeterince yararlanamamış yurttaşlar bile bir şeyler öğrenirken, başta bazı akademisyenler olmak üzere kimilerinin öğrenmeye karşı gösterdikleri direnç akıl-almaz boyutlara ulaşıyor. Dalaşmada ortaya çıkan kirliliğin akademisyen unvanlı bazı kişileri de etkisi altına alması, daha çok yadırganıyor. Çünkü akademisyenin temel işlevi, gerçeği aramak ve paylaşmak oluyor. Gerçeği aramaya yönelik araştırma yaparken akademisyen, akademik ahlaka uymadığı için bilim dünyasında tu kaka ediliyor. Akademik ahlak, başkasının çalışmasını aşırmamayı (intihal yapmamayı) gerektirdiği gibi, akademisyenin görüşlerini açıklarken de gerçekleri saptırmamasını (gerçeğe sadık kalmasını) gerektiriyor.

Oysa dalaşma sürecinde ekranlara çıkan kimi akademisyenler, olaylarla ilgili gerçekleri, ait oldukları ya da kendilerini yakın hissettikleri cemaate/AKP anlayışına göre değiştirdiği görülüyor.

Akademisyen unvanlı kişi cemaatçiyse, örneğin, “hizmet hareketini” göklere çıkarıyor. O arkadaş, Osmanlıda 1583’te açılmaya başlayan ve II. Abdülhamit zamanında sayıları 300’lere varan yabancı özel okulların hangi misyonlarla kurulmuş olduğunu biliyor. O arkadaş, sömürgen ülkelerin örneğin, İspanyolların 1611’de Filipinlerde, Fransızların 1663’te Quebec’te, İngilizlerin 1850’de Avustralya’da ve 1857’de Hindistan’da, Amerikalıların da 1871’de Beyrut’ta neden üniversite açtıklarını da biliyor. O arkadaş cemaatin kasetçilik yanında yargıda ve poliste kadrolaşması nedeniyle suçlandığını da biliyor. O arkadaş, halkının çoğunluğu Müslüman olan Özbekistan dahil bazı ülkelerde cemaat okullarının kapatıldığını da biliyor. O arkadaş, cemaat okullarına giden öğrencilere ablalar ve ağabeyler aracılığıyla nelerin aşılandığını da biliyor. 21’inci yüzyılda, bu tür aşılamaların ve yabancı ülkelerde okul açmasının, insan hakları ve demokrasi anlayışıyla bağdaşmadığını biliyor. Ancak hizmet hareketini övmekten geri durmuyor.

Akademisyen unvanlı kişi AKP’li/AKP yandaşıysa, örneğin, “AKP iktidara geldiği günden beri yolsuzlukların üzerine gitmiştir” diyebiliyor! Oysa o arkadaş, AKP milletvekilleri arasında, başka partidekilerden çok daha yüksek oranda haklarında yolsuzluk fezlekesi olan milletvekili olduğunu biliyor. O arkadaş, AKP iktidarının ilk yılında, alelacele yolsuzluklarla ilgili yasa değişiklikleri yapılıp pek çok milletvekili aleyhindeki fezlekelerin ortadan kaldırılmasının sağlandığını da biliyor. O arkadaş, AKP’li belediyelerle iş yapmak zorunda kalanlarla konuştuğu her 10 kişiden 3-4’ünün işini rüşvetle hallettiğini söylediğini de biliyor. O arkadaş, Batı ülkelerinde, adı yolsuzluğa karışan kamu görevlilerinin, hangi görevde olurlarsa olsunlar, anında görevlerinden istifa ettiklerini de biliyor. O arkadaş, AKP üst düzey mensuplarının çocuklarının, kısa zamanda birer büyük iş adamı olduklarını da biliyor. O arkadaş, geçmiş yıllarda muhalefetin yolsuzluk yaptığına dair delilli iddialarına karşı suçlanan milletvekillerini AKP’nin nasıl koruduğunu da biliyor. Almanya’da yolsuzluk nedeniyle mahkum edilen ve Türkiye’deki sanıklar hakkında Almanya’nın suç duyurusu üzerine açılan Deniz Feneri davasının hâlâ sonuçlanmadığını, bu davada sanıkları gözaltına alan savcıların görevden alınıp yargılandığını da biliyor. O arkadaş, yolsuzluk sıralamasında dünyada üst sıralarda olduğumuzu da biliyor. O arkadaş, polisi, Gezi eylemlerinde göklere çıkarıp ödüllendirenlerin şimdi tu kaka ettiğini de biliyor ve yolsuzluk operasyonunu yürüten sorumlu polislerin bir bir görevden alındığını da görüyor bu durumun ne anlama geldiğini de biliyor. Yine de o arkadaş, AKP yolsuzlukların üzerine giden bir partidir diyebiliyor.

Oysa hiç kimseye, öncelikle de akademisyene, gerçekleri saptırmak da yakışmıyor, ne olup bittiğinin farkında olan dinleyicileri/izleyicileri küçümsemek de, toplumun gözünde akademisyenliğin itibarını sarsmak da.

Olayın niteliği ne olursa olsun akademisyenden gerçeklere sadık kalması, son olayda da yandaşlarını korumak yerine onları temizlenmeye davet etmesi bekleniyor. Bu tür temizlik ancak önce iktidardakilerin istifasıyla başlayabiliyor.

[email protected]

ÖNCEKİ YAZILARI