Rıfat Okçabol
Nereden nereye?
Yayın Tarihi: 23.10.2025 , 22:07 Güncelleme Tarihi: 24.10.2025 , 00:15
Ülkemiz neredeyse her konuda bu soruyu soracak hale getirildi. Cumhurbaşkanlığı yapanlara baktığımızda da bu soru geçerli oluyor.
İlk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa, ülkeyi düşmandan temizleyip padişahlığa son verince, başka ülkelerde yaşandığı gibi kendini kral ilan etmiyor; halk egemenliğine dayalı Cumhuriyet rejimini kuruyor. Kendi iktidarını sürekli kılmak için değil, hilafet ve saltanat yerine halk egemenliğini işlevsel hale getirecek dönüşümlere (devrimlere) imza atıyor. Laiklik, bilimsellik ve "Yurtta barış ve dünyada barış" gibi anlayışların geçerli olduğu, tarikatların kapatıldığı bağımsız ve saygın bir ülke yaratıyor. Çağdaş evrensel değerlere sahip çıkıp Ortodoks kilisesinden camiye dönüştürülmüş olan Ayasofya’yı müze yapıyor. 1934’te Soyadı Kanunu kabul edildiğinde TBMM ona, halk egemenliğini gerçekleştirmek için yaptıkları nedeniyle, "Atatürk" soyadını uygun görüyor.
Atatürk ölünce, Kurtuluş Savaşı paşalarından İsmet İnönü Cumhurbaşkanı seçiliyor. İ. İnönü, ağırlıklı olarak 1946’da çok partili rejime geçmeye karar verene kadar, kendi iktidarını sürdürmek için değil halk egemenliğini işlevsel kılacak kararlara imza atıyor. Hasan Ali Yücel’in arkasında duruyor, kültür ve sanat alanında atılan adımlara, köy enstitülerinin kurulup yaygınlaşmasına, 4936 sayılı Üniversite Kanununun çıkmasına destek veriyor. Ancak çok partili düzene geçme kararı verdikten sonra, ABD ile yaptığı anlaşmalar ya da iktidarı kaybetme korkusuyla mı nedendir tutum değiştiriyor; toprak ağalarına ve gericilere taviz veriyor. Dört solcu akademisyenin, 1948’de kabul edilen bir yasayla kadrolarının iptal edilmesiyle meslekten çıkarılmalarına, köy enstitülerin niteliğinin bozulmasına ve ilkokullara seçmeli din dersi konmasına göz yumuyor. Verdiği tavizler onu kurtarmaya yetmiyor: 1950 seçimlerini Demokrat Parti (DP) kazanıyor.
DP’liler, Kurtuluş Savaşı’nda önemli hizmetleri olan ve Atatürk’ün son başbakanı Celal Bayar’ı Cumhurbaşkanı olarak seçiyor. C. Bayar, başbakan Adnan Menderes’in hemen hiçbir gerici/piyasacı kararına ve “Her mahallede bir milyoner yaratılması” ve “Odunu aday gösterse milletvekili seçileceği” gibi söylemlere karşı çıkmıyor. NATO’ya üye olma ve bunun için Kore’ye asker gönderme, köy enstitüleri ile halk evlerini kapatma, imam hatipleri ayrı okullar olarak değil de ortaokul ve lise niteliğinde açma, tarikatlara taviz verme, "Vatan Cephesi" kurulması, demokratik anlayışa köstek olunması ve Anayasaya aykırı olarak "Tahkikat Komisyonu" oluşturulması gibi olumsuz gelişmelere de karşı çıkmıyor. Cumhuriyetle hesaplaşma alttan alta o dönemde filizleniyor.
27 Mayıs 1960’da, DP’yi devirip iktidara el koyan ve kendilerine "Milli Birlik Komitesi" (MBK) adını veren askerler, iktidarı uyaran bir mektup yazıp izine çıkmış olan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel’i devlet başkanlığına getiriyor. Başbakanlığı ve Savunma Bakanlığını da üstlenen C. Gürsel zamanında, kapatılan DP'nin milletvekilleri tutuklanıp yargılanıyor. DP’ye yakın durdukları düşünülen, subaylar emekli ediliyor, 147 akademisyen meslekten çıkarılıyor ve bazı Kürt ağalar sürgüne gönderiliyor. Aynı C. Gürsel, bir gurup akademisyeni yeni bir Anayasa hazırlamakla görevlendiriyor, siyasal tutukluları serbest bıraktırıyor, kapatılmış gazeteleri yeniden açtırıyor, emekli Orgeneral Ragıp Gümüşpala’nın DP’lileri bir araya getiren Adalet Partisi’ni kurmasına izin veriyor. Yassıada Mahkemesinin 15 idam kararını MBK’da ancak üçe indirebiliyor, Milli Birlik Komitesi içinde Alpaslan Türkeş’in başını çektiği diktacı gurubun yurt dışına sürülmesini, TBMM’de kabul edilen yasaların anayasaya uygunluğunu denetleyecek Anayasa Mahkemesi’ni (AYM) kuran yeni Anayasa’nın halkoyuna sunulup kabul edilmesini ve 10 Ekim 1961’de seçim yapılıp sivil yönetime geçilmesini sağlıyor. Bu arada Cumhuriyet devrimlerine sahip çıkmaya çalışılırken, DPT, Devlet İstatistik Enstitüsü ve TÜBİTAK kuruluyor, 5 Ocak 1961 tarih ve 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu kabul ediliyor. Seçim sonrasında oluşan TBMM onu Cumhurbaşkanı olarak seçiyor. Hastalığı nedeniyle 1966’da görev yapamayacak hale geldiğinde, TBMM onu görevden alıyor ve Genelkurmay başkanlığından emekli olup senatör1 yapılan Orgeneral Cevdet Sunay’ı Cumhurbaşkanı olarak seçiyor.
C. Sunay için, “Kritik bir dönemde, bulunduğu mevki sebebiyle sorumluluk üstlenmiş ve aldığı kararlar Türk siyasetine yön vermiştir”2 şeklinde düşünenler olsa da, onun Türk siyasetine verdiği tek yön, gericilik oluyor. 1965’te başbakan olan Süleyman Demirel boşuna, “Beş yıl, Cumhurbaşkanı Sunay ile rahat çalıştık. Birbirimizi anlıyorduk. Çankaya ile hükûmet arasındaki bu uyum Türkiye'ye pek çok şey kazandırmıştır" demiyor (Milliyet, 28 Mart 2020). C. Sunay, gerici S. Demirel hükümetleri ile 12 Mart 1971’de kurulan faşist Nihat Erim hükümetlerinin hemen hemen tüm gerici icraatlarını destekliyor. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamları için canla başla çalışıyor. Yetinmiyor, “Memleketin geleceği bunlara (ABD karşıtı gençlere) teslim edilemez. On yıl sonra bunlar işbaşına geçecekler, Ülkeyi perişan ederler... bunlara güvenemeyiz. Onun için laik okullara karşı imam hatip okullarını alternatif olarak düşünüyoruz. Devletin kilit mevkilerine bu okul mezunlarını yerleştireceğiz”3 diyebiliyor.
C. Sunay’ın görev süresi 1973’te bittiğinde, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve Moskova Büyükelçiliği yaptıktan sonra senatör olan Oramiral Esseyit Hasan Fahri Korutürk, Cumhurbaşkanı oluyor. Yedi yılda 8 farklı hükümetin4 kurulduğu çalkantılı bir dönemde görev yapan F. Korutürk, demokratik parlamenter sistemin yerleşmesi ve laik anlayışın korunması için çaba harcıyor.5 Atatürk Orman Çiftliği arazisinin bir bölümünün belediyeye devriyle ilgili yasayı 1973’te veto etmesi gibi, bazı yasaları veto ediyor. S. Demirel’in tüm ısrarına karşın Diyanet İşleri Başkanı Dr. Lütfü Doğan’ın görevden alınmasına bir yıl direniyor. 1976’da ilgili kararnameyi imzalamak zorunda kaldığında, “laiklik ilkesinin dinsizlik olmadığını, laikliğin inanç ve ibadet hürriyetini koruyan bir ilke olduğunu” açıklıyor. 28 Aralık 1977’de akademisyenlere yönelik saldırıların önlenmesi için S. Demirel hükümetine yazı göndermesi gibi, sık sık "anarşik" olaylar nedeniyle iktidarları uyarıyor. S. Demirel’in Ocak 1980’de, Emekli Hava Kuvvetleri Komutanı ve Adalet Partisi üyesi Orgeneral Emin Alpkaya’yı MİT müsteşarlığına atayan kararnamesini imzalamıyor. Ancak S. Demirel’in 1975-1980 yılları arasında, imam hatip okulu sayısını 39’dan 300’lere çıkarmasını engelleyemiyor.
F. Korutürk’ten sonra, B. Ecevit-S. Demirel anlaşmazlığı nedeniyle bir türlü bir cumhurbaşkanı seçilemiyor. Dört kuvvet komutanları ile birlikte, dönemin CIA Türkiye şefinin ABD’ye “Bizim çocuklar başardı"6 mesajı gönderdiği iddia edilen 12 Eylül 1980 askeri darbesini gerçekleştiren Genelkurmay başkanı Orgeneral Kenan Evren, devlet başkanı oluyor. 27 Mayıs 1960 devrimi döneminde bazı yanlışlıkların yapılmasına karşın, Cumhuriyet’e sahip çıkılmasına çalışılmışken, 12 Eylül darbecileri, hemen her alanda Cumhuriyet devrimlerine karşı icraatta bulunuyor. 1977’de Milli Selamet Partisinden senatör adayı olan Amerikancı ve tarikatçı Turgut Özal, darbe hükümetinde ekonomiden sorumlu Devlet Bakanlığına getiriliyor. Darbe hükümeti 1981 yılını "Atatürk Yılı" olarak ilan ederken, tüm icraatlarını DPT’ye hazırlattıkları "Milli Kültür Raporu"nda yer alan, “… Dinsiz ilim felakettir. … Türk-İslam sentezi, din-devleti; millet, din cemaati; milli kültür, İslam kültürü; milliyet, İslamiyet; milliyetçilik, İslamcılık; Türk milleti, yüzde 99’u Müslüman olan Türkler; laiklik, din düşmanlığı; bilim de Kur’an’daki bilgiler”7 olarak gören anlayış doğrultusunda sürdürüyor. Darbecilerin hazırlattığı gerici bir Anayasa, 7 Kasım 1982’de halkoyuna zorla kabul ettirilirken, bu anayasadaki bir madde sayesinde K. Evren de otomatik olarak 7 yıl için Cumhurbaşkanı oluyor. Bu anayasayla din kültürü ve ahlak bilgisi dersi zorunlu olurken, 27 Mayıs Anayasasının demokratik açılımları törpüleniyor, YÖK kurulup özel üniversitelerin açılmasına izin veriliyor. Rektörler ve dekanlar ağırlıklı olarak Türk-İslam sentezi anlayışı sahiplerinden seçiliyor. 1983’te de imam hatip lisesi mezunlarının öğretmen ve hakim gibi meslek sahibi olmalarının yolu açılıyor. Siyasal partiler yeniden kurulurken, sosyal-demokrat kişilerin parti kurmalarına izin verilmezken, Özal’ın ANAP’ı kurmasına izin veriliyor. K. Evren Cumhurbaşkanı olduğunda da (1982-1989), başbakan T. Özal’ın gerici ve piyasacı tüm icraatlarına destek veriyor. Örneğin MİT’in T. Özal’a sunduğu kaçınılması gereken gerici gelişmeler,8 1-2 yıl içinde üniversitelerde bile yaygınlaşıyor. Günümüzün Cumhuriyet ile laiklik karşıtı ve şeriattan/ümmetten yana olan kesimler, 12 Eylül döneminde ve sonrasında yeşeriyor.
K. Evren’den sonra ANAP, “Benim memurum işini bilir; Anayasa bir kez delinirse bir şey olmaz” gibi söylemleriyle bilinen, tarikatların eğitim kurumu açmasına ve çocuklara gerici kitapların önerilmesine izin vermiş olan başbakan Turgut Özal’ı Cumhurbaşkanı yapıyor. T. Özal da ne kadar ciddi bir cumhurbaşkanı olduğunu, askeri tören kıtasını şortlu olarak selamlayarak gösteriyor!
T. Özal’ın 1993’te ani ölümü üzerine TBMM, 1965-1980 yıllarında gericilere ve faşistlere kol kanat germiş olan S. Demirel’i Cumhurbaşkanlığına getiriyor. S. Demirel, iktidar olma kaygısı yaşamasa da, fırsat buldukça gericileri rektör atıyor. 1995 seçimlerinden sonra ilk iki yıl N. Erbakan’ın ve sonraki iki yıl da Tansu Çiller’in başbakan olacağı anlaşmasıyla Refah Partisi (RP)-Doğruyol Partisi (DYP) koalisyonu kuruluyor. Milli Güvenlik Kurulu’nun 28 Şubat 1997 kararlarından sonra, T. Çiller’in başbakan olacağı beklentisiyle N. Erbakan istifa ediyor. Ancak mecliste DYP-RP ittifakı hükümet kuracak sayıya sahip olsalar da, S. Demirel teamüllere (ilgili demokratik geleneğe) aykırı olarak (belki de olası askeri müdahaleyi önlemek için) T. Çiller’e hükümet kurma görevini vermiyor, bir süre hükümet krizinin doğmasına yol açıyor.
TBMM, S. Demirel’den sonra AYM başkanlarından Ahmet Necdet Sezer’i 2000’de Cumhurbaşkanlığına seçiyor. N. Sezer, YÖK’e hemen hemen ilk kez demokrat kişilikleriyle tanınan üyeler atıyor ve olabildiğince laik Anayasa’ya sahip çıkmaya çalışıyor: Bu konuda Ecevit’le, S. Demirel’in gözdesi YÖK başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz ve AKP iktidarı ile anlaşamıyor. AKP hükümetlerinin bazı kararnamelerini imzalamadığı gibi çıkardıkları bazı yasaları da veto ediyor. Atatürkçü olarak geçinse de hukuk dışı davranan ve İstanbul Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdar’ı görevden alıyor.
N. Sezer’in cumhurbaşkanlığı bitip bir AKP’linin cumhurbaşkanı seçileceği belli olduğunda, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt 12 Nisan 2007’de, laik bir cumhurbaşkanı istendiğini açıklıyor. O günlerde bu istek doğrultusunda Ankara ve İstanbul’da da kitlesel gösteriler yapılıyor. Muhalefet partileri TBMM’deki cumhurbaşkanlığı oylamasına katılmasa laiklikle barışık bir AKP’li cumhurbaşkanı olarak seçilebilecekken, MHP’nin seçimlere katılmasıyla 2007’de Abdullah Gül Cumhurbaşkanı oluyor. “6. Filo Defol” gösterisi yapanlara 16 Şubat 1969’da "Kanlı Pazar"ı yaşatan Milli Türk Talebe Birliği üyesi olan A. Gül, bir röportajda, “İslam’a aykırı kanunlar kalkacak” demesiyle biliniyor (Milliyet, 10 Aralık 1995). A. Gül, cumhurbaşkanlığı süresince AKP noteri gibi görev yapıyor: Hiçbir yasayı/yasa maddesini, Anayasa’ya aykırı bulduklarını bile veto etmiyor. Üniversitelerin seçtiği 6 rektör adayından olabildiğince yandaş olan kişileri rektör olarak atıyor. Cumhurbaşkanlığının son aylarında da toplumla dalga geçercesine, “... laiklik, devletin bütün dinler ve mezhepler ile inanç grupları ve inançsızlar karşısında tarafsız olmasını, hepsine saygıyla yaklaşmasını öngörmektedir” diyebiliyor (Posta, 6 Şubat 2014).
A.Gül’ün görev süresi dolunca TBMM, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı 2014’te Cumhurbaşkanlığına getiriyor. R. T. Erdoğan, yıllar önce belediye başkanıyken, “Bütün okullar İmam Hatip yapılacak” (Cumhuriyet, 17 Eylül 1994) ve “Elhamdülillah şeriatçıyız” (Milliyet, 21 Kasım 1994) gibi söylemleriyle biliniyor. R. T. Erdoğan başbakanken, AKP, “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu” gerekçesiyle, T. Özal’ın atadığı AYM başkanı Haşim Kılıç sayesinde, 2008’de kapatılmaktan kurtulup para cezasına çarptırılıyor. AKP, Anayasa değişikliğinin 12 Eylül 2010’da “yetmez ama evet”çilerin desteğiyle halkoyunda kabulü üzerine, yargı organlarında kadrolaşma olanağını buluyor. 2012’de çıkarılan 4+4+4 yasasıyla da eğitim sistemi, halk egemenliğine sahip çıkacak yurttaş yetiştirmek yerine, “dininin ve kininin davacı olacak” gençler yetiştirecek şekilde yapılandırılıyor. Yeni AYM, A. Gül’ün atadığı üyeler nedeniyle, 4+4+4 yasası gibi laiklik karşıtı olan hiçbir yasa maddesini iptal etmediği gibi, Danıştay da laiklikle bağdaşmayan hiçbir uygulamayı durdurmuyor. Cumhuriyet Savcıları ise, tarikatların medrese/sıbyan mektebi adını verdikleri kaçak kurumlardan Cumhuriyet düşmanı olarak mezun olanların sokaklardaki gösterilerini bile görmüyor.
R. T. Erdoğan, 2015 genel seçimleri sonrasında, demokrasi geleneğine aykırı olarak CHP’ye hükümet kurma görevi vermeyip erken seçim kararı veriyor. 15 Temmuz 2016 tarihli "Fetöcü" darbe girişimi sonrasında OHAL ilan ederek, pek çok yetkiyi eline alıyor. Bu süreçte gündeme getirdiği Cumhurbaşkanlığı başkanlık sistemi ile ilgili anayasa değişikliği, Yüksek Seçim Kurulu’nun hukuk dışı bir kararla geçersiz oyları geçerli saymasıyla 16 Nisan 2017’de halkoylamasında kabul ediliyor. Bu yeni sistemle, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel kuruluş ilkelerinden biri olan kuvvetler ayrılımı ilkesi önemini yitiriyor. Neredeyse tüm yetkiler halk tarafından seçilecek cumhurbaşkanına bırakılıyor ve cumhurbaşkanı seçilen kişinin partisinden istifa etmesi kuralına da son veriliyor. 2018 ve 2023’te seçmenin oyuyla cumhurbaşkanlığı seçilen R. T. Erdoğan neredeyse tüm yetkileri elinde toplamış oluyor. Cumhurbaşkanı fırsat buldukça, “Müslümanların en büyük özgürlüğü Allah'a boyun eğmesi, kulluk etmesidir” (6 Kasım 1919); “İslam bize göre değil, biz İslam’a göre hareket edeceğiz” (28 Kasım 2019); “Diyanet İşleri Başkanlığımız, … başta gençler olmak üzere tüm insanlığın Kur’an ve Sünnet rehberliğinde, İslâm medeniyetini tanımalarına ve bilinçlenmelerine vesile olacaktır”9 gibi, “egemenlik halkındır” ve laiklik anlayışı ile bağdaşmayan açıklamalar yapıyor. 2020’de Ayasofya Müzesi, yeniden camiye dönüştürülüyor. 20 Mart 2021’de de TBMM’nin yıllar önce kabul ettiği ‘İstanbul Sözleşmesi’nden, TBMM kararıyla değil bir cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile çıkılıyor. Yasak olan tarikatlar, sivil toplum kuruluşu olarak görülüyor; yetmiyor tarikatlar özel okullarıyla ve/ya da medrese /sıbyan mektebi adı verilen kaçak kurumlarıyla açıkça cumhuriyet karşıtı insanlar yetiştiriyor. Diyanet Akademisi ile Milli Eğitim Akademisi kurularak ve Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli uygulanarak, eğitim sistemi iliklerine kadar gericileştiriliyor.
Cumhurbaşkanlarımızın önemli bir bölümünün halk egemenliği anlayışı ile laik düzene sahip çıkmamalarına ve de 23 yıllık AKP iktidarında eğitim sisteminin tümden gericileştririlmesine karşın, toplumun önemli bir bölümünün hâlâ halk egemenliği ile laik anlayışa sahip çıkmaları, Türkiye Cumhuriyeti’nin ne denli sağlam temeller üzerine kurulduğunu kanıtlıyor.
- 1
27 Mayıs Anayasası TBMM’yi, Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu’ndan oluşturmuştur. Senato ise tabii üyelerle seçilmiş üyelerden oluşmaktadır.
- 2
Türk Siyasetinde Etkin Bir Genel Kurmay Başkanı: Cevdet Sunay, Dergi Park, Ekim 2019, s.157–182.
- 3
M. İ. Erdost, Türkiye’nin Kararan Fotoğrafları, Onur Yayınları 2003, s. 250-251.
- 4
S. Demirel, Necmettin Erbakan, Turhan Feyzioğlu ve Alpaslan Türkeş 1975’te "I. Milli Cephe" hükümetini kurduğunda, Adalet Partisi Siirt milletvekili İdris Arıkan, “Tanrı şimdi Türk’ü korusun” demiştir.
- 5
İ. H. Damat, Türkiye Cumhuriyeti 6. Cumhurbaşkanı Fahri S. Korutürk, Y. L. Tezi, Marmara Ü. 2004.
- 6
(http://www.imo.org.tr/resimler/ekutuphane/pdf/16651_10_12.pdf, TMMOB İnş. Müh. Odası, 30 Ocak 2019.
- 7
B. Güvenç, B.; G. Saylan, ve İ. S. Tekeli, İ. S. (1991). Türk İslam sentezi, Sarmal Yayınevi, 1991, s.15, 49.
- 8
Bkz. YÖK, Türkiye’de anarşi ve terörün sebepleri ve hedefleri, 1985.
- 9
https://stratejigelistirme.diyanet.gov.tr/Documents/2024-2028%20Stratejik%20Plan.pdf