Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Rıfat Okçabol

Rıfat Okçabol

Eğitim-Bir-Sen’in 'eğitime' bakışı!

Herkesin ulaşamayacağı verilere ayrıntılı olarak yer verilen bu raporu hazırlayanların, sol gözlerini kapatıp yalnız sağ gözleriyle eğitim sistemine baktıkları anlaşılıyor.

Yayın Tarihi: 11.12.2025 , 21:28 Güncelleme Tarihi: 12.12.2025 , 00:01

Bu sendika, "Eğitime Bakış 2024: İzleme ve Değerlendirme Raporu"nu da yayımlamış. 149 sayfalık bu rapor, "Eğitime erişim ve katılım, eğitimin çıktıları, öğretmenler ve okul yöneticileri, eğitim-öğretim ortamları, finansman" gibi beş bölümden oluşuyor. Bu bölümlerden önce, "Takdim, Önsöz, Giriş, Yönetici Özeti" sayfaları yer alıyor.

Sendika başkanı "Takdim" sayfasında, “Bu rapor, eğitimin kalitesinin artırılması adına büyük bir fırsattır. Hem yerel hem de küresel düzeyde, eğitim alanında atılacak adımların belirleyicisi olacaktır” diyor. 87 şekil, 23 tablo ve 3 de haritanın bulunduğu bu raporun "Giriş" sayfasında, temel amacın, "Türkiye eğitim sistemini, somut ve ölçülebilir veriler¬den hareketle oluşturulan göstergeler çerçevesinde izleme ve değerlendirmesini yapmak" olduğu açıklanıyor. Raporda yer alan verilerin bir kısmı aşağıda özetleniyor:

Toplam öğrenci sayıları 2014 ten 2022’ye kadar genellikle artarken, nedense 2022’den 2023’e okulöncesinde ve ilköğretimde yaklaşık 100’er bin ve ortaöğretimde ise bir milyon kadar düşüş gösteriyor (Şekil A.1.1)! Bu yıllar arasında genel ortaöğretimdeki yeni kayıt yaptıranların 737 binden 582 bine ve mesleki ortaöğretimde de 471’den 447 bine düştüğü görülüyor (Şekil A.1.3). Bu arada 2019-2020-2021 yıllarında ilginç bir durum yaşandığı anlaşılıyor: Genel ortaöğretimde 2019’da 626 bin olan yeni kayıt 2020’de 838 bine çıkıp 2021’de 621’e iniyor. Benzer şekilde mesleki eğitimdeki yeni kayıt sayısı da 2020’de 442 binden 652 bine çıkmışken 2021’de 450 bine düşüyor. Raporda, yeni kayıtlardaki bu belirgin düşüş konusunda herhangi bir bilgi verilmiyor ve yorum yapılmıyor. 2022 yılında OECD ülkeleri içinde, 4-5 yaş grubunda okullaşma oranı bakımından Türkiye’nin (%48 ile) sonuncu (Şekil A.2.2) ve 15-19 yaş grubunda ise (%67 ile) sondan beşinci olduğu görülüyor (Şekil A.2.5).

Genel ortaöğretimdeki öğrenci sayısı 2014’te 2,9 milyon iken 2022’de 4,4 milyona çıkıp 2023’te 3,5 milyona iniyor; mesleki ortaöğretimde 2,2 milyondan 1,7 milyona ve dini öğretimde de 546 binden bir yıl sonra 677 bine çıkıp giderek azalarak 525 bine düşüyor (Şekil A.3.1). Şekil A.1.3’e göre genel ve mesleki eğitimde 2021 yılında 200’er bin kadar düşüş olurken, Şekil A.3.1’de toplam öğrenci sayısının 2021’de artmaya devam ettiğinin görülmesi, bu sayısal verilerde bir yanlışlık olduğunu düşündürüyor. Bu durum, ister istemez rapordaki veriler hakkında okuyucuda kuşku uyandırıyor. 2014-2023 yılları arasında, öğrenci sayıları fen liselerinde 62 binden 143 bine (Şekil A.3.2) ve sosyal bilimler liselerinde 17 binden 40 bine (Şekil A.3.3) çıkıyor. İmam hatip ortaokullarında 386 binden 691 bine çıkıyor (Şekil A.3.4) ve imam hatip liselerinde ise 546 binden 2020’de 567 bine çıkıp 441 bine düşüyor (Şekil A.3.5). 

Aynı dönemde özel öğretimdeki öğrenci sayıları ise, okulöncesinde 171 binden 353 bine, ilköğretimde 411 binden 716 bine ve ortaöğretimde de 240 binden 562 bine çıkıyor (Şekil A.4.1). Özel öğretimdeki öğrenci sayısının toplam öğrenci sayısına göre değişim oranı raporda 2014-2023 yılları için değil de 2019-2023 yılları için veriliyor. Bu oran, 2019’da 17,7 iken 2023’te 18,1’e yükselince fazla artmamış gibi oluyor (Şekil A.4.2). Bu durum raporu yazanların özel öğrenci oranının yüksek görülmemesi için, değişim yılını bilerek 2014 yerine 2019’dan başlattıklarını düşündürüyor.

Açıköğretim ortaokuluna giden öğrenci sayısı, 2014 ve 2015 yıllarında 300 binlerde iken 2021’de 171 bine düşüp 2022’de 385 bine çıkıyor, 2023’te de 154 bine düşüyor. Açıköğretim lisesinde ise 2014’te 1,4 milyon olan öğrenci sayısı, 2020’de 2 milyona çıkıp 2023’te bir milyona düşüyor (Şekil A.5.1). Bir yılda bir milyon öğrenci azalmasının nedenleri ise irdelenmiyor ve de bu denli yüksek sayısal değişim, raporda kullanılan veriler hakkında bir kez daha kuşku uyandırıyor.

İlk bölümün "Sonuç ve Öneriler" kısmı, “Sosyal bilimler liselerinin öğrenci sayıları son yıllarda aynı seviyelerdeyken fen liselerinin öğrenci sayıları sürekli olarak artmaktadır. 2023/24 eğitim-öğretim yılı itibarıyla sosyal bi¬limler liselerinde 40 bin 665 öğrenci bulunurken fen liselerindeki öğrenci sayısı 143 bin 152’ye yükselmiştir. Dolayısıyla bu artışla birlikte fen liselerine gelen öğrencilerin ve verilen eğitimin niteliği de etkilenmektedir” paragrafıyla başlıyor (s. 55). Raporda Yükseköğretim Kurumları Sınavında diğer liselerden çok daha başarılı olan ve öğrenci sayısı ancak 143 bine çıkan fen liseleri sorgulanırken, nedense öğrenci sayıları çok daha yüksek olan imam hatip liseleri ile açık liselerin niteliği sorgulanmıyor. Bu durum raporu hazırlayanların fen liselerinden pek hoşlanmadıklarını düşündürüyor. Bilindiği gibi fen liselerine gitmek isteyen çok daha fazla öğrenci olsa da, bakanlığın fen lisesi kontenjanlarını imam hatipler kadar artırmadığından bu liselerde okuyan öğrenci sayısı sınırlı düzeylerde kalıyor. 

OECD ülkelerinde 18-24 yaş arası ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranının en yüksek olduğu ülkenin Türkiye olduğu görülüyor (Şekil B.5.6). Bu oran 2016-2023 yılları arasında Türkiye’de pek değişmemişken, örneğin Meksika ve Polonya gibi ülkelerde anlamlı düzeylerde azalmış olması, bakanlığın bu konuyu pek önemsemediğini düşündürüyor.

Öğretmen sayıları 2014-2023 yılları arasında yaklaşık olarak okulöncesinde 68 binden 122 bine, ilköğretimde 555 binden 649 bine ve ortaöğretimde de 296 binden 398 bine çıkmış (Şekil C.1.1). Toplam öğretmen sayısı 1,2 milyona yaklaşırken kadın öğretmenlerin oranı giderek artmış.

Türkiye’deki 50 yaş üzerindeki öğretmen oranının, OEDC ortalamasının çok gerisinde ve OECD ülkeleri içinde sondan ikinci sırada olduğu anlaşılıyor (Tablo C.1.9). Bu veri, öğretmenlerimizin sistemden pek memnun olmadıklarını, başka bir iş aradıklarını ya da erkenden emekli olduklarını düşündürüyor. Öğretmen istihdamının seçim yapılacak yıllarda arttığı, diğer yıllarda ise yılda 20 binlere kadar indiği görülüyor (Şekil C.2.1). 2024 yılında sözleşmeli olarak atanan 19 bin 968 öğretmen arasında sırasıyla sınıf öğretmenleri, özel eğitimciler, rehber öğretmenleri ile din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenleri çoğunluğu oluşturuyor (Tablo C.2.2).

Tablo C.3.1’de eğitim kademelerine göre OECD ülkelerinde öğretmen maaşlarına yer veriliyor. Ancak tablodaki rakamlara göre, Türkiye öğretmenlerinin maaşlarının pek çok Avrupa ülkesinden daha yüksek olması, bu veriler hakkında da insanda kuşku uyandırıyor.  

2023 yılında ülkemizde kamuya ait, 3.607 genel lise, 5.679 mesleki ve teknik lise (Tablo D.1.1), 815’i lise bünyesinde olan 3.404 imam hatip ortaokulu, 1.722 imam hatip lisesi, 366 fen lisesi, 95 sosyal bilimler lisesi ile 2.926 Anadolu lisesi bulunuyor (Tablo D.1.2). Tablo D.1.3’te eğitim kademelerine göre derslik ve şube sayıları, Tablo D.1.4’te de bu konulardaki veriler ortaöğretim ve mesleki öğretim üzerinden de verilirken,  nedense dini öğretimle ilgili sayılara yer verilmiyor.

Daha sonraki bölümde 12 şekil kullanılarak ayrıntılı bir biçimde derslik ve şube başına düşen öğrenci sayıları verilirken, imam hatiplerle ilgili sayılar hiçbir yerde yer almıyor! Sonraki sayfalarda da 7 şekil kullanılarak yine ayrıntılı bir biçimde eğitim kademelerine ve okul türlerine göre öğretmen başına düşen öğrenci sayıları verilirken imam hatip okullarıyla ilgili verilere yine yer verilmiyor!

Raporda ilk ve ortaokul ile genel ve mesleki programlarda öğrenci başına düşen harcamalar gösterilse de (Tablo 2.3), bu harcamaların imam hatiplerde ne kadar olduğu gösterilmiyor. 2021 yılında, OECD ülkelerinde öğrenci başına yapılan harcama açısından da (Şekil E.2.2), eğitim kademelerine göre öğrenci başına yapılan harcama açısından da (Tablo E.2.3) Türkiye, OECD ülkeleri arasında sondan ikinci sırada yer alıyor.

Raporu okuyunca, dini öğretimle ilgili pek çok veriye yer verilmediği görülüyor. Ayrıca raporda, eğitim sisteminde yaşanan olumsuzluklar da yer almıyor. Rapor, OECD raporlarına bile yansıyan öğrencilerimizin önemli bir bölümünün okula aç gittiğini de okuyucudan saklıyor. Liseye Giriş Sınavında yıllardır başarı ortalamasının düşük olduğu da irdelenmiyor. Raporda, öğrenci sayısı 102 bine çıkan Bilim ve Sanat Merkezlerine (BİLSEM) yer verilirken, öğrenci sayısı 400 bine yaklaşan Mesleki Eğitim Merkezlerinden (MESEM) de hiç söz edilmiyor. Herkesin ulaşamayacağı verilere ayrıntılı olarak yer verilen bu raporu hazırlayanların, sol gözlerini kapatıp yalnız sağ gözleriyle eğitim sistemine baktıkları anlaşılıyor.

Piyasada olumsuzluklara değinmeyen bu tür raporlar olunca da, iktidarın bildiğini okuması kolaylaşıyor.

[email protected]

Rıfat Okçabol 'ın Son Yazıları