Sansasyon kurbanı bipolarlar

08/04/2015 Çarşamba
Sansasyon kurbanı bipolarlar

Sansasyon kurbanı bipolarlar

Savcı Kiraz’ın rehin alınması, eylemcilerin cenazelerinin taşlanması; Emniyet Müdürlüğü’ne, CHP binasına, Fenerbahçe otobüsüne saldırı; Öz öğretmene kalbini etkileyecek kadar ağır hakaret edilmesi, doktor Köstekçi’nin bıçaklanması, katırların öldürülmesi…Sadece son günlerde yaşanan önemli şiddet olaylarıydı bunlar ki mutlaka unuttuklarım da vardır. Hemen her gün örneğini yaşadığımız şiddet vakalarını da bu listeye ekleyebiliriz; kadın ve işçilere yönelik şiddet, trafik kurallarına uymayanlar nedeniyle ölenler, yaralananlar…

İktidar sahiplerinin söz ve eylemlerinin, hepimizi fiziksel ve/veya psikolojik olarak etkileyen en önemli şiddet kaynaklarından olduğu da şüphesiz. Yargısız infazlar, tehditler, gözaltılar, doğa ve tarih katliamları…

Peki biz, bu şiddet vakalarının hepsinin akıl hastaları tarafından mı yapıldıklarını düşünüyoruz? Hem şiddet olaylarına bizzat şahit olduğumuz için hem de bu olayların sıklığından haberdar olduğumuz için aslında genel olarak böyle düşünmediğimizi varsayabiliriz sanırım (Ancak söz konusu şiddet kabaca AKP zihniyetinden kaynaklanıyorsa bu durumu akıl hastalığı ile bağdaştıranların sayısı hiç az değil. Bu kaygı verici duruma “Erdoğan benzetmeleri” isimli yazımda değinmiştim).

Soruyu bir de tersten soralım; Akıl hastalarının şiddete meyilli, zararlı insanlar olduklarını düşünüyor muyuz? Bu sorunun yanıtı ne yazık ki her yerde, en azından bir kısım insan için “evet” olacaktır.

Oysa azımsanamayacak sayıdaki bilimsel araştırma, akıl hastalarının şiddet vakalarında, toplumun düşündüğü kadar çok payı olmadığını gösteriyor. Örneğin Güleç ve arkadaşları (1)“Bir kısır döngü olarak şiddet” adlı makalelerinde şöyle demiş;“Psikiyatri pratiğinde görülen şiddetten kısaca bahsetmek gerekirse, şiddetin ruhsal bozukluklarla olan ilişkisini araştıran çalışmalar bu ilişkiyi üç açıdan ele almışlardır. Bunlar ruhsal bozukluğu olanlarda şiddet varlığı; suçlularda ruhsal bozukluk varlığı ve toplum örnekleminde her ikisinin birlikte bulunmasıdır. Epidemiyolojik çalışmaları gözden geçiren Eronen ve arkadaşları; şizofreni, afektif bozukluk gibi genel psikiyatrik tablolarda, şiddet varlığının diğer hastalara oranla hafif düzeyde daha yüksek olduğunu belirlemişlerdir. Öte yandan kişilik bozukluğu, erkek cinsiyet ve madde kötüye kullanımı ile birlikteliğin diğer ruhsal bozukluklara göre şiddet görünümünü daha çok ön plana çıktığını saptamışlardır.” (2)

Ne yazık ki bilim ile toplum arasında bir büyük boşluk var. Bu nedenle bilimsel araştırmalardan yeterince haberdar olmuyoruz. Bu durumda arada köprü görevi görecek kişi ve kurumlara çok önemli görevler düşüyor. Medya bunların en önemlilerinden değil mi?

Ne yazık ki şiddet ile akıl hastalıkları konusunda toplumu yanlış bilgilendiren ve bu hastaların üzerinde halihazırda var olan psikolojik baskı ve ayrımcılığı arttıranın da en başta medya olduğunu geçtiğimiz günlerde gördük. Bipolar olduğu söylenen bir oyuncunun babasını öldürmesi “Baba katili yapan hastalık!” gibi başlıklarla duyuruldu. Şimşek ailesinin yaşadığı acı olay, ünlü biri söz konusu olduğu için tabii ki 3.sayfada yer almayacak kadar “değerli” bulunmuş medyamız tarafından. Bir de “bipolar bozukluk” söz konusu olunca olumsuz haberleri servis etmeyi zaten daha çok seven medya yorumlarda kendini kaybetmiş. Haberi sansasyonel olarak ele almayan ve kısacık değinen haber siteleri bile akıl hastalarının özellikle şiddet ile ilişkilendirildikleri için damgalandıklarını, bu konuyla ilgili sorumlulukları olduğunu unutarak “bipolar bozukluk” bilgisine yine de yer vermişler.  Ancak Yeni Şafak, Zaman gibi tahmin etmediğim bazı sitelerde daha sorumlu bir habercilik gördüğümü de belirtmeliyim.

Her şiddet haberinde söz konusu kişilerin akıl sağlıkları hakkında bilgiye yer vermiyoruz. Mesela “ Şu kişi, akıl sağlığı yerinde olmasına rağmen eşini parçalayarak öldürdü” demiyoruz. Hatta bir sürü 3. sayfa haberinde isimler de haklı olarak yazılmıyor. Ancak bir şekilde şiddet olayına karışanın akıl hastası olduğu, bazı ilaçlar içtiği gibi bilgiler elde edildiyse, sanki yargılama sürecinde bizim görüşlerimiz de alınacakmış, hepimiz hukukçuymuşuz gibi bu bilgi medyada yer alıyor. Ayrıca pek çok cinayette insanlar yakınlarını öldürdükleri halde bu haberde bir insanın babasını öldürmesi az rastlanan bir şeymiş gibi, böylesi bir vahşeti de işte ancak bir akıl hastası yapabilirmiş gibi bir vurgudan da söz etmek mümkün.

Çok sık söylenir, doğrudur; insanlar bilmedikleri şeylerden, bu örnekte akıl hastalıklarından korkuyorlar.  Kendisi ya da yakını akıl hastası olmayan insanların büyük çoğunluğu bu hastalıklar hakkında pek bir şey bilmiyor. Belki de birçok kişi bu tür hastalıklarla ilk olarak böyle bir haberi okuyarak karşılaşıyor. Örneğin sorumsuzca yazılmış, yüzeysel ama kesin ifadeli haber metinleri nedeniyle okurlar bipolar bozukluğu olan insanların sürekli ya mani ya da depresyon döneminde yaşadığını, hiç “normal” olmadıklarını, her bir bipoların karakter ve davranışının birbirine tıpatıp benzediğini, bu insanların hastalık tanımında belirtilen her özelliği gösterdiğini ve daha birçok yanlış izlenimi edinebilirler. Böyle durumlarda kimi haber sitelerinde bulunan, aslında oldukça yararlı olabilen yorumlar kısmı da, kimi insanların bu haberlerin verdiği gazla cahilliklerini kusarak bilgi kirliliğini yaydıkları bir platform haline gelebilir.

Akıl hastaları zaten büyük psikolojik baskı altında yaşıyor, toplum tarafından damgalanıyorlar. Damgalanmaya neden olan en büyük şeylerden biri insanların bu hastalıklardan korkması, bu insanları “tehlikeli” olarak görmesi. Bu nedenle bu insanlar işyerinde, sosyal çevrelerinde belki de hastalıklarını gizlemek zorunda kalıyorlar. Tüm bu olumsuz durumlar zaten zor olan hastalıkları kabullenme sürecini (çünkü yaşam boyu koruyucu tedavi görecek, ilaç içecekler, buna rağmen örneğin bipolar olmaktan kurtulamayacaklar) daha zorlaştırıyor.

Elbette halkı yanlış bilgilendiren ve zaten baskı altında yaşayan bipolarları ve yakınlarını üzen, kaygılandıran bu haberlere uzmanlardan yanıt gelmiş. Hürriyet’ten Buse Özel, Bipolar Yaşam Derneği’nden Doç. Dr. Sibel Çakır’la söyleşi yapmış. Çakır konuyla ilgili şunları söylemiş “Bipolar Bozuklukta başkasına zarar verme sık görülen bir durum değildir. Başkasına zarar verme daha çok sosyopati (antisosyal kişilik bozukluğunda), daha nadiren psikotik bozukluklarda ya da kişide halüsinasyonlara neden olan madde kullanımında görülebilir. Cezaevlerinde yapılan araştırmalara göre psikopat denilen antisosyal kişilik bozukluğu olan insanların zarar verme ihtimali olduğu biliniyor. Bipolar bozukluk tanısının bir cinayetle bir arada anılması çok üzücü. Bu kişinin tanısını kesin bilmeden bu tür beyanatların yüzbinlerce masum hastanın damgalanmasına neden olacaktır. Bazen antisosyal kişilik bozukluğu olan insanlar da zaman zaman ceza indiriminden yararlanabilmek amacıyla başka hastalıklara sahip olduklarını belirtebiliyor”. (3)

Uzmanların medyanın yanlışına değindiği ve bipolar bozuklukla ilgili bilgi verdiği haberlere çok sevindim ancak kimi başlıkları yine kaygı verici buldum. Örneğin Hürriyet’teki haberin başlığında Çakır’ın sözleri çarpıtılarak “ Bipolar hastaları başkalarına zarar vermez” denmiş.   Medyanın sansasyonel başlık atma sevdası, bilim ve toplum arasındaki uçurumu ancak açar, bilime güveni azaltır ve her örnekte söz konusu insanlara zarar verir.

Gelecek hafta ABD halkının akıl hastalıklarına yaklaşımı konusuna değinmek istiyorum.

****

Yazımı toparlamaya çalıştığım sırada Türk Tabipleri Birliği ile Türkiye Psikiyatri Derneği`nin “Medya ve psikiyatri” başlıklı ortak açıklamasını okudum. Metinin ilgi bölümünde şöyle diyor “Şizofreni ve bipolar bozukluk hastalarının suç ve şiddet olaylarına karışma oranı herhangi bir psikiyatrik tanısı olmayan kişilerden çok daha azdır. Bir şizofreni hastası tarafından öldürülme riski 14.3 milyonda birdir. Buna karşın bir şizofreni hastasının başkalarından zarar görme riski diğer bireylerden 2-14 kat daha fazladır.” (4)

Bu konularla ilgilenen, ara sıra araştırma yapan biri olarak şizofreni ve bipolar hastalarının suç ve şiddet olaylarına karışma oranının herhangi bir psikiyatrik tanısı olmayan kişiden çok daha az olduğu bilgisini ilk kez bu açıklamada okudum. Ne yalan söylemeli, bilimsel araştırma bulgularının farklılığının da bilgi ile toplum arasındaki engellerden biri olduğunu düşündüm. Birkaç gündür konuyla ilgili medyada yer alan tüm haberleri okuyan birinin kafası az karışmamıştır. Demek ki bu önemli konuları her gün yazmalı, tartışmalıyız. Gazetemizin yayımlanmaya başladığı ilk günlerde bir bipoların özellikle işyerinde karşılaştığı zorlukları anlattığı mektupları yayımlaması ne kadar önemliydi.

Kaynaklar

http://dergipark.ulakbim.gov.tr/pskguncel/article/view/5000076349/500007...
Eronen M, Angermeyer MC, Schulze B. The psychiatric epidemiology of violent behaviour. Soc Psychiatry Psychiatr Epidemiol 1998; 33:13-23.
hurriyet.com.tr/kelebek/saglik/28647144.asp
http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/ttbtpd-5278.html