Orhan Gökdemir
'Çıldıran' kardeşliği
Yayın Tarihi: 05.12.2025 , 23:20 Güncelleme Tarihi: 07.12.2025 , 09:09
Sondan başlayalım. Profesör Ahmet Özer, sırf Kürt kökenli diye Esenyurt’a belediye başkanı atanmıştı. Atanmıştı diyorum çünkü seçim epey bir zamandır ortadan kalkmış haldedir. Yerel seçimlerde CHP ile DEM Parti örtük bir ortaklığa gitti, adına “kent uzlaşısı” dediler. Özer’in Esenyurt’taki varlık nedenidir. Ama AKP bunu kriminalize etti, pek çok atanmış Kürt kökenli siyasetçiyi tutup içeri tıktı. Ahmet Özer’i ise tutmakla yetinmedi, belediyesine de el koydu.
Yeni “barış süreci” tam üstüne geldi. PKK ile masaya oturmuşken, sırf DEM’e yakın diye Ahmet Özer’i içeride tutmak AKP için bile fazlaydı. Saldılar. O da ilk iş Devlet Bahçeli’ye övgüler düzdü, barışa katkı yapmasına fırsat vermişti. Sonra “Malazgirt ruhu”nu kuşanıp sahaya çıktı. Bir kanala çağırdılar, Malazgirt’e ek yaptı, “1514’te Çıldıran’da-Çaldıran demek istiyor- birlikte mücadele ettik” deyiverdi. Hızını alamadı “1891’de Erzincan’da birlikte olmuşuz” diye ekledi. “Erzincan da nereden çıktı” diyeceksiniz. AKP azizi Abdülhamit’in Sünni Kürtlerden devşirdiği askerlerle Hamidiye Alayları’nı kurmasının tarihidir. Bu alaylar Rusya’ya karşı bir duvar ve İran’a karşı bir güç gösterisi için kurulmuştu. Tabii esas amaç ayaklanan Ermenileri bastırmak için yerel bir güç oluşturmaktı. Hamidiye Alayları asi Ermenilere karşı erken köy koruculuğu girişimidir.
***
“Çıldıran”da ise durum daha vahim. Görünüşte Osmanlı Sultanı Yavuz Selim ile Safevi Şahı İsmail savaşıyordu. Esasında ise savaş Sünni Kürt aşiretlerinin desteğindeki Osmanlı kuvvetleri ile Şah İsmail’in Şii ve Kızılbaş Türk aşiretlerinden oluşan kuvvetleri arasındaydı. Safevi -Türk aşiretleri kaybetmiş ve Osmanlı-Kürt aşiretleri kazanmıştır.
Son açılım süreci böyle başladı. “1071’de Malazgirt’te Bizans’a karşı birlikte”… diye yola çıktı. Hızını alamayacağı belliydi, iş Çaldıran’a ve Hamidiye alaylarına kadar uzandı. Henüz “Kızılbaşları da birlikte kestik” diyememişlerdi, Ahmet Özer sağ olsun açığı kapattı.
Dil çürük dişe gidermiş. Bu sürecin çürük dişi gericilik, dincilik, mezhepçilik ve tarikatçılıktır. Ortak noktasında cumhuriyet düşmanlığı var. Bunların hepsinin bir sentezi olan AKP-MHP'nin Malazgirt kayığına binersen inemezsin. Savaşlara atıfla kardeşlik olmaz. Sonunda sana kalacak olan Hamidiye Alayı'na nefer yazılmaktan ibarettir. Sonra çıkıp “ben öyle demedim” falan diye kem küm edersin.
Uyarmıştık, bu sürecin taşıyıcı kolonu İdris-i Bitlisi ruhudur diye. Kürt aşiretini içte ve dışta cepheye sürmeyi planlıyorlar. Gönüllü işbirlikçilere ihtiyaçları var. Işığı gören koşuyor. "Çıldıran" kardeşliğidir!
***
Varacağı yerde savaş olduğu için süreci komisyoncuların inisiyatifine bırakmadılar. Her aşamasında MİT devreye girdi. Hatta İmralı ziyaretini bile MİT organize etti. MİT’in helikopterine bindiler, gittiler geldiler. Nereye gittiler, kiminle görüştüler kendileri de bilmiyor. Konuşmaların tutanağını MİT görevlisi tuttu. Haliyle konuşulanlar gizli bilgi oldu. Şimdi kıvranıp duruyorlar açıklayın diye. Nasıl açıklanacak, suç!
E haliyle sürece bir günah keçisi gerekti. DEM Parti’yi celladına âşık olmakla eleştiren zavallı Özgür Özel ve adaya gitmekte ayak sürüyen biçare CHP’yi hedefe oturttular. Tayyip Erdoğan fırsatı görünce atladı, cumhuriyeti ve yöneticilerini esas cellat ilan etti; “Benim Kürt kardeşim kimin cellat olduğunu çok iyi bilir. Şurada, Ulus Meydanı’nda, İstiklal Mahkemeleri’nde alelacele kararlar alıp darağaçlarında iskemleyi kimin devirdiğini milletim gayet iyi bilir” dedi. Böylece cumhuriyete karşı ayaklanmış tarikatları bir çırpıda temize çekti.
Cumhuriyete başkaldırmış Şeyh Sait aklananlardan biri. Cumhuriyet yıkıldı. Nakşi-Halidi Şeyh Sait hem İslamcılar hem de DEM-PKK nezdinde bir aziz. Onu bertaraf eden cumhuriyet ortak düşman…
Peki PKK ayaklanmasının ateşinin yakıldığı günden bu yana Kürtlerin celladı olan MHP? E o da son süreci başlatan yeni aziz değil mi? Herkes yeni celladı unutup eski celladı hedef tahtasına oturtmak istiyor. Bu hem yeni celladı aklıyor hem de ortak düşman cumhuriyete birlikte yüklenme imkânı sağlıyor. Cellatları cumhuriyettir!
***
Bu ülkenin, bu halkın Süleymaniye kökenli Molla Halid’in kurduğu Nakşi-Halidi tarikatı ile ilgili travmatik bir geçmişi var. Osmanlı devletinin kucağında büyüyen bu tarikat 1826’dan bu yana ülkedeki her ilerici adıma gerici bir isyanla karşılık verdi. Yeniçerilik ve Bektaşilik kovalanınca o boşlukta çoğaldılar. Abdülhamit bu ilişkiyi taçlandırdı, fırsatını buldukça bu tarikatı muhaliflerine karşı kışkırttı. En büyük ayaklanmaları 1909'da Hürriyet’e karşı oldu. II. Meşrutiyet ile hesaplaşma istekleri, İngilizlerin tahriki ve maddi yardımıyla İstanbul'da 31 Mart gerici ayaklanması olarak adlandırılan büyük bir kalkışmaya dönüştü. Kısa Halidiye tarihidir.
Kurtuluş Savaşı boyunca da pek çok ayaklanma başlattılar. Şeyh Eşref, Bozkır, Konya, Anzavur, Ali Batı, Düzce, Yozgat ve Zile ayaklanmalarında öncülük Nakşi-Halidilerdeydi. Cumhuriyetin kurulmasından sonra da bu ayaklanma girişimleri sürdü. Yeni iktidar, merkezi otoriteyi güçlendirmek, Osmanlı bakiyesi yerel güç odaklarını dağıtmak istiyordu. Bir taraftan eski imtiyazlarını kaybetme endişesi, diğer taraftan güç aldıkları hilâfetin ilgası onlardaki cumhuriyet düşmanlığının kaynağıdır.
Tarihleri ortada. Nakşi-Halidi kalkışmalarının tamamı gerici kalkışmalardır, birini diğerinden ayırmak için bir neden göremiyoruz.
Bu tarihte meşhur iki Sait var. Biri Şeyh Sait, diğeri Said-i Nursi veya Said-i Kürdi’dir. Bu iki Sait artık, iktidarda veya muhalefette, yeni azizlerimizdendir. Azizi Sait olanın yönü İslamcılıktır, Osmanlıcılıktır, antikomünizmdir, cumhuriyete-laikliğe düşmanlıktır. Hem Saitperver hem ilerici olamazsınız. Tartışmamız budur.
***
Sürece gelince, bu açıdan bir yeniliği yoktur. Şeyh Sait’in bir ulusal önder ilan edilmesi 1990’lı yıllarda oldu. Esası yeni bir tarih yazımı ihtiyacıydı; ulusal harekete ulusal kahramanlar gerekiyordu. Bu ihtiyaç nedeniyle ümmet hanesinde yer alan kimi başlıklar, ulus hanesine yazılmaya çalışıldı.
Ahı gitmiş vahı kalmış CHP’nin, Şeyh Sait’e pek saygılı Özgür Özel’in cellat olacak, cumhuriyetin mirasını taşıyacak hali mi var? Cumhuriyet demeye korkuyorlar, laikliği daha yeni çıkardılar programlarından. “Çıldıran”ı kardeşliğin kaynağı sayan Ahmet Özer’in kaynağı budur.
Tabii, 1789’dan beri cellatları var. Hiçbir devrim gericileri, eski rejim yanlılarını hoş görmez, astığı için pişman olmaz. Kral ve kraliçe asılmasa Fransız Devrimi ve cumhuriyet mümkün olmazdı. Romanov’lara merhamet gösterilse Ekim Devrimi imkân bulamazdı. Şeyh Sait’e “tamam paşam, hilafeti derhal geri getiriyoruz” diyen devrim olur mu? Cumhuriyet cellatlarıdır.
***
Osmanlı iyi, cumhuriyet büyük felaket. ABD’nin Orta Doğu komiseri Tom Barrack, "1919 sonrası ulus-devletleşme, Doğu Akdeniz'in jeoekonomik düzenini kilitleyip engel oluşturdu" demedi mi daha birkaç gün önce. Beslemeleri Taner Akçam ne dedi peki? “1918-1923 süreci Kurtuluş-Bağımsızlık Savaşı süreci olarak değil apartheid rejimini inşa süreci olarak okunmalı.” DEM’liler, AKP’liler de farklı ifadelerle aynı şeyi söylemiyorlar mı? Düzenin resmi tarihçisi Püsküllü Kadir, “Keşke Yunan galip gelseydi” diye kusmadı mı kinini?
Dil çürük dişe gidermiş. Bu sürecin çürük dişi gericilik, dincilik, mezhepçilik ve tarikatçılıktır. Ortak noktasında cumhuriyet düşmanlığı var. Karanlıkta debelenmenin anlamı yok. Ne Malazgirt’te ortaklık var ne Çaldıran’da kurtuluş. 1919’da 1920’de 1923’te 1924’te kapattık o kapıyı. Onlara kapanan kapı bize yolu açmıştır. Devrim diyoruz.
Şeyh Sait’e “tamam paşam, madem öyle istiyorsun hilafeti-saltanatı derhal geri getiriyoruz” diyen devrim olur mu? Tarihin bir mantığı var, devrimin ipine sıkıca sarılır, geriye gönüllü gitmez, direnir. Bundan dolayı cumhuriyet cellatlarıdır.