Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Mesut Odman

Mesut Odman

Yenmek ve yenilmek

Yenile yenile öğrenilen, yenmek değil, yenilgilere dayanabilmektir. Ama dayanmak da az buz iş sayılmaz, diyen olursa, yabana atmamalı. Dayanma gücü, insanların hayranlık verici yengilere sıçramalarını sağlayabilir.

Yayın Tarihi: 18.09.2025 , 23:42 Güncelleme Tarihi: 19.09.2025 , 00:01

Bir mücadelede, ister sınıflar arasında ister, sözgelimi, spor alanında olsun, kendini ya da kendi tarafını, iş bittikten sonra diyorum, kollamanın birkaç yolu olabiliyor. Bu yollardan hangisi seçilirse seçilsin, mantık da genellikle şöyle oluyor: Eğer yenildiyseniz, bunun aslında bir yenilgi olarak görülemeyeceğini, mücadele içi ve dışı haksız etkenlerin belirleyici olduğunu, ayrıca bulunduğunuz tarafın övülesi bir çaba göstermesine karşın yenilmekle birlikte, gelecekteki kapışmalar için umut verici bir görüntü sergilediğini öne sürüp işin içinden sıyrılıvermek, yadırganan bir davranış olarak görülmüyor. Nasıl görülsün ki, tersini düşünmek, hele hele dillendirmek, “Pes ettik, her türlü cezaya razıyız!” anlamına geliyor. Hem yenilmiş, hem yenik düştüğünü kabul etmiş. Ne kaldı geriye? Esnaflara özgü sayabileceğimiz deyişle, “kapat dükkânı, git!”
Neyse, yeryüzündeki milyonlarca mı demeli, milyarlarca desek çok mu abartılı olur, onca insanı tutsak eden anlamsız kapışmaları bir yana bırakalım.

Ezilen sınıfların daha fazla ezilmemek için verdikleri mücadelede yenilginin ve katlanılacak sonuçlarının, ikincisi daha düşük olasılıkla, iki türü vardır, denebilir. Biri, amacı daha fazla ezilip perişan olmamakla sınırlı mücadelede yenilerek zaten ne zamandır yaşayıp durduklarına razı olmak; öbürü, yaşamakta olduklarından daha kötüsünü sineye çekmek. Ancak, bunlar mücadelenin anlamsızlığını değil, güçlüğünü ve sonucun güvence altında olmadığını gösterir.

Yenilginin iki türü dedik, ama onlarla birlikte ele alınamayacak bir üçüncüsünden daha söz edebiliriz. Bir de, doğrudan siyasal iktidara yönelip başarısız olmak var. Ötekilerle birlikte ele alınamaz deyişimizin nedeni şu: O durumda yenilenler iktidardaysalar onlar açısından yenilginin bedelinin çok daha ağır olacağı aşağı yukarı bellidir; çünkü, iktidarın yeni taliplerinin kazanması durumunda bunun bedeli karşı taraf için bir var olma sorununa dönüşerek kabul edilebilirlik sınırlarının çok ötesine geçebilir. İktidara yönelip başarısız olanlar için de bedel ağır olur, tamam, ama onlar açısından aynı yönelişi yinelemek, koşullar güçleşmiş olsa bile, mümkündür. Buna karşılık, iktidardakiler için yenilginin kabul edilebilirlik sınırlarının çok ötesinde oluşu, yapacağı savunma ile karşı saldırının her biçime bürünmesini ve süreklilik kazanmasını sağlar. Sağladığı, en son, çeyrek yüzyılı aşkın bir süre önce görülebilir olmuştu. O günden bu yana da anlamak kolaylaşıyor ve anlayabilenler çoğalıyor. Daha doğrusu, çoğaldığını varsayıyoruz.

Türkiye kapitalizminin 12 Eylül günü ile simgeleştirilen en azgın saldırısını izleyen dönemdeydi galiba, bir “yenilgi öğretmen”den söz eder olmuştuk. Bir inadı anlatması dışında dikkate değer katkısı var mıydı, vardı denilebilirse neydi o katkı? Şimdi düşündüğümde, buna benzer soruları yanıtlamakta güçlük çekiyorum. Öğretmen genellikle olumluluk anlatan bir sözcüktür, onunla birlikte söyleyince yenilgiyi iyilikle anmış oluyoruz, yenilgisever bir tutuma kapılıyoruz sanki.

Sözü şuraya getirmek istiyorum: Abartılı ya da yerli yerinde bir yenilgi saptaması yapıldıktan sonra bu sonucu yaratan etkenler üzerinde durulması doğaldır. Bu sırada genellikle düşülen iki yanılgıdan söz edilebilir. 

Birincisi, karşı tarafın gücünü abartma eğilimidir. Kim olsa yenilirdi, ne yapsak sonuç değişmezdi demeye getirmektir bu. Kuşkusuz, sağlıklı bir değerlendirmeyi güçleştirir; hatta büsbütün imkânsızlaştırır. Üstelik, en kötüsü, benzer koşulların oluşması durumunda, yeni bir yenilginin ortaya çıkmasına yol açar. En kötüsü dedik ama, daha kötüsü de var. Karşımızdakiler çok güçlü, onlarla baş edemeyiz, iyisi mi dediklerini dinleyelim, kavgayı bırakıp sulh olalım, demektir ki, hiç de az görülmüş değildir.

Daha az rastlanan ikinci bir yanılgı ise, mücadelenin sürdürüldüğü dışsal koşulların, tarafların az çok ortaklaşa paylaştıkları ortamın hep hasımların yararına işlediğini düşünmektir. İlkindekine benzer sonuçlara yol açması aşağı yukarı kaçınılmazdır.

Yenenle yenilenin, kazananla kaybedenin daha belli olmadığı durumlara gelince…

Başlangıçta, kapışmanın sonuna daha çok varken yapılan değerlendirmelerde, karşı tarafın gücünü abartmakla bağlantılı bazı olasılıklara yukarıda değinmiş bulunuyoruz. Şimdi de bunun tersi, düşmanın gücünü küçümseme eğilimi üzerinde biraz durabiliriz. Sözgelimi, karşımızdakilerin kadrolarının çeşitli niteliklerini dikkate alarak birtakım değerlendirmeler yapmak doğaldır. Bu değerlendirmelerin sonunda kendi tarafımızın apaçık görülebilen bir üstünlük sağlıyor olması da, haydi eski bir deyişi kullanalım burada, mümkün ve muhtemeldir. Ama böyle bir değerlendirme yeterince güvenilir bilgilere dayanılarak ve nesnel bir yaklaşımla yapılıyor olsa bile, bu noktada sıkça karşılaşılan bir eksiklik ortaya çıkabilir. Karşı tarafın iktidarı elinde bulundurduğu ve bu üstünlüğe yeterince uzun bir süredir sahip olduğu durumlarda, siyasal örgütlerle kadrolarının kendi yetersizlikleri, devletin tanımı gereği geliştirmiş olduğu kurumlar ve onların yetiştirdiği kadrolar eliyle giderilir. Ayrıca, bunlara, aynı devletin çeşitli uluslararası kuruluşlarla yapmış olduğu açık/gizli anlaşmalarıyla kurduğu ilişkilerinin sağlayabileceği üstünlükleri de eklemek gerekir. Böyle yapıldığında, karşı tarafın bizim tarafımıza göre pek yetersiz görünen, görünmekle kalmayıp gerçekten öyle olan nitelikleri, bir bakıma sınıf atlamış olur.

Sonuç olarak, yenile yenile yenmesini öğrenme beklentisi, bir avuntudur aslında. Yenile yenile öğrenilen, yenmek değil, yenilgilere dayanabilmektir. Ama dayanmak da az buz iş sayılmaz, diyen olursa, yabana atmamalı. Dayanma gücü, insanların hayranlık verici yengilere sıçramalarını sağlayabilir. 

Mesut Odman 'ın Son Yazıları