Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Mesut Odman

Mesut Odman

Ne kadrolar ama!

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:57 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:57

İki hafta yazamadıktan sonra, biraz eğlenceli bir yazı ile başlamak iyi gelebilir. Ancak, böyle zamanda ne kadar eğlence olabilirse, o kadar işte…

Malum, Davutoğlu parti başkanlığı ve başbakanlık giysilerini soyunduktan, daha doğrusu, soyunacağını açıkladıktan sonra, epey dalga geçildi olup bitenlerle. Daha da sürecektir; yeterince malzeme var çünkü, henüz ortaya çıkmamış olanlar da cabası.

Ama benim niyetlendiğim, doğrudan olayın kendisiyle ilgili değil. Azledilişini adını böyle koymadan ve ne büyük bir davaya bağlılık, ne akıllara sığmaz bir özveri, ne kuşaklara örnek gösterilecek ahlaklı davranış olarak anlatırken henüz sabık olmamakla birlikte tez zamanda sabık olacağını ilan etmiş başbakan, ana muhalefet partisinin kadirbilir başkanının da gözlerini yaşartıp hakkını helal etmesine yol açan veciz konuşmasında, bundan böyle beş temel hukuka toz kondurmayacağını söyledi. Ardından, bunları tek tek sıraladı ve her biri için üçer beşer dakikalık açıklamalar yaptı. Birinci sırada, elbette, haşmet-meâb hazretlerinin hukuku geliyordu. İkinci sırada partisinin hukukunu saydı ayın 22’sine kadar yerinde kalacak olmakla birlikte o yerin neresi olduğu pek de belli olmayan siyasetçi. Geri kalan ve hukukları korunacak olan üçünü atlıyorum; çünkü, yazımızın konusu  hukuku korunacakların ikinci sırasında sayılanlarla ilgili.

Davutoğlu, hukukunu koruyacakları arasında ikinci sırada vurguladıklarının kimlerden oluştuğunu anlatırken, partisinin kurucularından milletvekillerine, il ve ilçe örgütlerinden gençlik ve kadın kollarına kadar çok geniş bir kesimi sıraladıktan sonra bunların hepsinin içinde yer aldıkları anlaşılan “akkadrolar” diye adlandırdığı bir kavramlaştırma yapmış, böyle bir kategori saptamış oldu. Eh, ne de olsa, “hoca”, ona da böylesi yakışır!

Bundan sonrasını dinleyemediğimi itiraf etmeliyim. Dikkatim dağıldı. Dağılan dikkatimin yoğunlaştığı nokta ise pek nezih tartışma ve atışmalar yapmakla meşhur parlamentomuzda birkaç gün önce gerçekleşmiş bir oturumdu ve bu oturumun kahramanları adı geçen  “akkadrolar” içinde herhalde en seçkin kümeyi oluşturan milletvekilleri idi.

Belleğimde canlandığı için dikkatimin başbakanın tarihsel veda konuşmasından uzaklaşmasına yol açan oturumun gerçekleştiği yer, daha somut olarak belirtilirse, Meclis’in anayasa komisyonu. Komisyonun dokunulmazlıklarla ilgili görüşmeleri sırasında, söz alıp konuşmaya çalışan bir Mardin milletvekili ile ona sataşıp duran bir Tokat, bir İstanbul, bir Çorum ve bir Trabzon milletvekili arasında geçen konuşmaları, internete düşmüş Meclis tutanaklarından yararlanarak hikâye etmeye çalışacağım.

Konuşan milletvekili HDP’li, onu hayranlık veren incelikteki dokundurmalarıyla söz aldığına pişman edenlerse AKP’li, başka bir deyişle, müstafi mi, azledilmiş mi, sabık mı, sakıt mı, ne denileceği bilinmeyen başbakanın hukuklarına toz kondurmamaya yemin ettiği “akkadrolar”dan…

Konuşmacı, söze başladıktan kısa bir süre sonra, Oscar Wilde’ın bir sözünü aktaracağını dile getiriyor.

Ama bunu der demez, bir Tokat milletvekilinin itirazı ile karşılaşıyor: “O kim ya?”

Bir başkası, bu itirazın hem biçem hem içerik olarak biraz kaba kaçtığını fark ettiğinden olacak, çünkü kendisi bir İstanbul milletvekili, söze karışıyor: “Bu kültür, bu medeniyete dair örnekler hafızanızda var mı?”

Bu tür hinoğluhince sataşmalar sürüp giderken Çorum ahalisini temsilen orada bulunduğu tutanaklarda yazılı bir parlamenter, konuşmacıyı büsbütün şapa oturtan soruyu soruyor: “Necip Fazıl’dan örnek verir misiniz? Bu medeniyetin değerleri de var. Buradan örnek ver.”

Her neyse, konuşmacı sözlerine devam ediyor. Anlaşıldığı kadarıyla, dokunulmazlıktı çözüm süreciydi şuydu buydu derken, konu biraz dağılıyor, biraz da belki sıkıcı yerlere gidiyor olmalı ki, memleketimizin şirin beldelerinden Trabzon’u temsilen yüce meclisin çatısı altında bulunan bir milletvekilinin konuşmacıya yönelttiği öneri kayıtlara geçiyor: “Oscar ödüllerinden bahset.”

Tam burada, o ana kadar sessiz kalmış, Muş temsilcisi bir kadın milletvekili, Trabzonlu meslektaşına hatırlatmadan edemiyor: “Oscar Wilde, Wilde. O ödül falan değil yani. Oscar Wilde diye bir adam.”

Nasıl derdik çocukken, yalanım varsa iki gözüm önüme aksın!

Zerre kadar yalanım olmadığı için gözlerim sağlam kalacak da, şu aklıma geldi şimdi: Deminden beri konuşmacı diye andığım profesör milletvekili yine de ucuz kurtulmuş. Ya o külyutmaz muhatapları Oscar Wilde’ın kimliğinden birazcık haberli olsalardı... Ya İrlandalı bu şair, yazar ve sanat kuramcısının siyasal olarak sosyalizan eğilimler taşıyan biri olduğunu bilselerdi… Ya on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısındaki kısa sürmüş ömrünün sonlarında iki yılını eşcinsellik suçlamasıyla mahkum edildiği için Reading Zindanı’nda geçirdiğini öğrenmiş olsalardı… Ya orada yazdığı efsaneleşmiş bir uzun şiir olan ve ülkemizde de  “Ben bir komünistim.” diyen Tuncel Kurtiz’in sesiyle tanınıp sevilmiş Reading Zindanı Baladı’nda şöyle dizeler olduğunu birileri onlara söylemiş olsaydı:

Kulak verin sözlerime iyice,

Herkes öldürebilir sevdiğini

Kimi bir bakışıyla yapar bunu,

Kimi dalkavukça sözlerle,

Korkaklar öpücük ile öldürür,

Yürekliler kılıç darbeleriyle.

(…)

Kabil’in Habil’i öldürdüğü

Günden beri hiç dinmedi acılar

Çünkü insanların insanlar için

Koymuş olduğu bütün yasalar

Tıpkı adaletsiz bir kalbur gibi

Taneyi eleyip samanı tutar.

Kuşkum yok, bunlardan birazcık haberli olsalardı, öyle ufak tefek sataşmalarla yetinmezlerdi. Konuşmacı ucuz atlatmış deyişimin nedeni bu. Demek, yakınlarda, cahilleri okumuş yazmışlara tercih ettiğini söyleyen rektör yardımcısı çok da haksız değilmiş!

Yazı başlığıyla birlikte düşünüldüğünde bir sonuç çıkıyor çıkmasına da, birkaç sonuç daha yazmayı deneyebiliriz.

Birincisi, yukarıda açıkça belirtmedik ama, öykümüzün kahramanları olan milletvekillerinin adları tutanaklarda yazılı; buna karşılık, genel kurul ve komisyonlardaki performanslarına ilişkin bir bilgimiz yok. Dolayısıyla, böyle bir yargıya ulaşmakla onlara iltimas geçmiş olabilirsek de şunu söyleyebiliriz: Buradakiler, her gerginlikte ortaya atılıp kafa göz yarma konusunda uzmanlaşmış parlamenter grubundan değiller herhalde… Daha çok, kendilerinde bulunup bulunmadığına bakmaksızın, en az düzeyde olsun bir  kültür birikimi gerektiren polemiklere girmekten hoşlanıyorlar ve engin birikimlerinin yanı sıra “milli kültürümüz”ü savunma konusunda ödün vermeyecek ve savunmalarının vazgeçilmez unsuru olarak o kültürün biricik timsali Necip Fazıl üstatlarını her fırsatta, hatta gerektiğinde olmayan fırsatları yaratarak öne sürecek kadar da ideolojik angajmanı eksiksiz kimseler. Bunlara, kendilerinin de hoşlanacakları bir adlandırmayla, “fikir cengâverleri” diyebiliriz.

İkincisi, hâlâ kalmış olabilecek işini ciddiye alan parlamenterler açısından, öteki cengâverlerdense bunlarla karşılaşıp kapışmak tercihe şayandır; çünkü, hem eğlenceli hem de can güvenliği bakımından daha tehlikesizdir.

Üçüncüsü,  Oscar Wilde’ın tek romanı ve benim gibi birçoklarının gözünde de başyapıtı olan Dorian Gray’in Portresi’nde bir kahramanına söylettiği şu sözlerin geçerliliği, sık sık, tartışma götürmez biçimde ortaya çıkmaktadır: “Gerçekten büyüleyici insanlar iki çeşittir: her şeyi bilen insanlarla hiçbir şeyi bilmeyen insanlar.”

 

 

 

     

 

 

Mesut Odman 'ın Son Yazıları