Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Mesut Odman

Mesut Odman

Kıpırtısız Denizde Yelken Açanlar

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:23 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:23

Böyle hissettiğimiz, buna benzer yakıştırmaları kendimize uygun gördüğümüz çok olmuştur. Hatta, aşağı yukarı son 30 yılın en büyük zaman dilimini bu tür bir ruh durumu içinde geçirdiğimizi söylersek, ne kendimize haksızlık etmiş ne de gerçekçiliğe aykırı davranmış oluruz. Aslında, böyle bir ruh durumu içinde olduğumuzu fark etmemiz, işin son aşamasıdır. Oraya gelmeden yaptıklarımızın gösterdiği genellikle şudur: Yaşantılarımızı, gözlemlerimizi, elimizdeki verileri düpedüz yanlı biçimde değerlendirerek yelkenlerimizi şişirecek rüzgârın eli kulağında olduğunu sanırız.

Eh, ne de olsa, iradecilik içimize işlemiştir ve iradecilikten hiç nasibini almamış olanlar arasından devrimci çıkmayacağını öğrenmişizdir.
Bununla ilgili olduğunu ileri sürmenin pek de yanlış sayılmayacağı bir örneği, bundan iki üç yıl kadar öncesinden hatırlıyorum. Çok eski dostlarımdan biriyle konuşuyordum. Yaşça, başça benden büyük bir insandı. O arada, madem biraz önce değinmiş bulunduk, o yanını da vurgulayalım: İradecilik bakımından da bana fark atan, benim sözüm mü olur, değme narodnikle boy ölçüştürülse tuhaf kaçmayacak bir devrimciydi. Kısaca aktarırsam, denizin artık öyle kıpırtısız falan olmadığını anlatıyordu. Kanıt ya da gösterge niyetine verdiği örnekse, Levent Kırca’nın “Olacak O Kadar” adıyla bilinen televizyon programının, hem uluslararası bir medya tekelinin adını ve ortaklığını taşıyan hem de hükümet yanlısı olan bir kanalda, küfre kadar varan ağır eleştirilerle dolu olarak cayır cayır yayımlanmakta oluşu idi cayır cayır pek uygun düşmüyorsa, çatır çatır yahut şakır şakır da denebilirdi. Bunu artık önünde durulması kolay olmayacak bir muhalefet dalgasının işaretleri arasında görme eğilimindeydi o saygı duyduğum çok eski dostum. Yaşına başına hiç uymayacak kadar çocukça görünmesine karşın, pek itiraz etmeyerek geçiştirmiştim çünkü, telefonda konuşuyorduk ve hemen kapatıp bir yere yetişmek zorundaydım.

Yelkenlerimizi dolduracak rüzgârın varlığı ve şiddeti konusunda iyimserliğin bu kadarı fazla görünüyor, katılırım. Ama bunun tam tersi, herhalde, hiç kıpırdamadan oturmaya yol açar yaprak kıpırdamadığı ve bunun uzun süreceği yolundaki gözlemlerle tahminler, çarşaf gibi kımıltısız yatan denizin kıyısında keyif çatmaktan başka yapılacak iş bırakmayabilir.

Bununla birlikte, böyle bir başlıkta düşünüp söyleşip giderken, en azından iki önemli noktayı atlamamak gerekir. Biri, bu tür görece dingin toplumsal, siyasal koşullarda da yapılacak çok iş bulunabileceğidir. İşgüzarca aranışlarla bulunup çıkartılabilecek, keyfe keder, olmasa da olur işlerden söz ediyor değilim basbayağı kesinlikle yapılması gereken, yapılmadığında karşı tarafı büsbütün rahatlatıp bizim tarafı daha kötü durumlara sürükleyecek işler, görevler vardır. Şöyle de anlatabiliriz: En açık biçimde egemenlerden yana olan koşullarda bile, sınıf mücadelesi sürer gider sınıf mücadelesinin sona erişinin mümkün olmaması bir yana, bir ara vermesi, geçici olarak paydos etmesi de imkânsızdır. Olsa olsa, sınıf mücadelesindeki güçler dengesi bir tarafın lehine olarak aşırı ölçüde bozulduğunda, öteki taraf pek seyrek görülen bir eylemsizliğe sürüklenebilir böylece, kavga gürültünün azaldığı, kavganın başka zamanlara oranla sessizce ve saptanıp sergilenmesi ustalık gerektiren farklı biçimlerde sürdüğü bir ortamda her şeyin olmasa bile çok şeyin tatlıya bağlandığı, sonsuz barışın gelmek üzere olduğu izlenimi doğabilir.

Atlamamak gerektiğini belirttiğimiz ikinci noktaya geçmeden önce, şunu da vurgulayalım ki yanlış anlamalara yol açılmasın: Yaşamakta olduğumuz günlerde bizim ülkemiz için buna benzer bir sonsuz barışa doğru yönelişin varlığından söz etmeye en umutsuz devrimcinin karamsarlığı bile yetmez. Üstelik, umutsuzluk ve karamsarlık ile devrimciliğin ne kadar bağdaşabileceği, ayrı bir tartışma konusudur elbette.
İkinci nokta ise egemenler açısından güven ve mutluluk kaynağı olan her dinginliğin gelip geçici bir nitelik taşıdığı gerçeğidir. Sınıflı toplumların tarihinde itici güç sınıf mücadelesidir ve değişik zamanlarda, değişik yollardan tarihin sonunun geldiği yanılsamasına kapılanlar, hep, sınıf mücadelesinin ulaştığı uğrakları, büründüğü biçimleri kavrayamayanlar ve ortaya çıkan geçici sonuçları mutlaklaştıranlar arasından çıkmışlardır. Bu yanılgıya ideolojik bir amaçla, bilerek ve isteyerek düşülüp düşülmediği, ikincil önemde bir konudur yanılanlara sadece acımak mı yoksa aynı zamanda onları düşman bellemek mi gerektiği kararını vermeye yardımcı olur.

Tekrardan çekinmeyerek birkaç sonuç ya da temel önerme yazabiliriz.

Birincisi, devrim için mücadele edenler açısından, hiçbir durum karşı taraf lehine sütliman bir hava anlamı taşımaz. En ölümcül görünen bir sessizliğin egemenliğinde yaşarken bile mutlaka yerine getirilmesi gereken, tamamlanmazsa eksikliğinin ileride giderilmesi mümkün olmayan görevler yapılması mümkün ve gerekli işler vardır.

İkincisi, benzetme uygunsa, sınıf mücadelesinin iklimi en az bizim ülkemizin iklimi kadar zengindir en az onunki kadar çeşitlilik gösterir. Ancak, kuşkusuz, doğanın sergilediği düzenlilikten uzaktır durmadan yinelenen bir sıra gözetmez.

Üçüncüsü, her mücadele ikliminde yapılması gerekenler farklı olmakla birlikte, bu farkları abartmak, hele mutlaklaştırmak yanlıştır. Bunlar arasında bir geçişkenlik her zaman ortaya çıkabilir farklı dönemlere ilişkin olduğu düşünülen, yaşanan döneme özgü olmadığı tarihin dersleri olarak bellenmiş mücadele biçimlerinin kendini dayatması, çok da seyrek karşılaşılan durumlar sayılamaz.

Dördüncüsü, mücadele biçimleri ve tamamlanması gereken görevler açısından farklılaşan dönemlerin varlığı, nihai hedefin gündemdeki birincil konumunu değiştirmez. Kuruculuk işlevi gündeme gelinceye kadar, nihai hedef siyasal iktidarı ele geçirmektir ve bunu belirsizleştirici her türlü ideolojik/siyasal/kuramsal eleştiri, irdeleme, geliştirme çabası, iktidarı ilk alışından beri, devrime yönelen işçi sınıfının aklını bozmaktan ve kararlılığını sarsmaktan, dolayısıyla devrimi ötelemekten başka bir sonuç vermemiştir.

Mesut Odman 'ın Son Yazıları