Mesut Odman
Kanıtlar dizilmiş geliyor
Yayın Tarihi: 18.07.2024 , 22:49 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Kapitalizmin ömrü çok uzadı; bile isteye uğraşanların yanı sıra ondan acı çekenlerin de katkılarıyla. Bu uzamanın emperyalizm adı verilen bir aşamaya ulaşarak devam etmesi, üstelik güçlü bir düşmanın varlığı sona erdikten sonra da sürüp gitmesi, keyif çatanları hiç bitmeyecekmiş sandıkları bir mutlulukla, tarifsiz acılar içindekileri ise kapkara bir umutsuzlukla kuşatıyor. Yalnız, bu cümlede bir uygunsuzluk olduğunu belirtmeden geçmemeli: Her iki taraf için uygulanan eylemi de “kuşatma” sözcüğüyle anlatmak olmaz. Eğer kuşatma eylemine konu edilen mutluluk ise, payına tarifsiz acılar düşene uygulanan kuşatma değil, sözgelimi, boğma ya da boğulma olsa ilk okunuşta rahatsız eden uyumsuzluk giderilebilir.
Brecht’ten esinlenmiş irdelemelerin ardına düşüp gitmektense, yazının çıkış rotasına dönmek yeğdir. Böyle diyerek gereğini yapalım.
Çıkış rotamız, insanlığın, daha doğrusu emekçi insanlığın büyüyüp duran dertleriyle ilgili üç beş söz etmekti. Bunun için her okuyanın hemen kabullenmeyeceği, hatta eğer o türün içinden de bu yazıları okuyan varsa, ne saçma diyerek yahut buradaki saçma sözü yerine ona yakın anlamlar taşıyan başka sözcükler kullanarak açıkça, hem açıkça hem sertçe karşı çıkabileceği bir yargı ile başlayabiliriz. Yargıyı baştan vermek sayılmaz, çünkü yıllardır yaşamış ve yaşayıp anlatanlardan okuyup dinlemişizdir: Bugün emekçi insanlığın bütün dertlerinin kaynağı da kökeni de sorumlusu da kapitalizmdir. Buradaki “bütün” sözcüğünün yanına yöresine bir yumuşatıcı getirmiyorum. Her okuyan ya da işiten ne anlıyorsa, onu demek istiyorum. Toplumsal olarak ne kadar derdimiz varsa onu.
Çok eskiden şöyle bir tartışmanın, belki de atışma demek daha doğru olacak, yapıldığını hatırlar gibiyim. Bu sosyalistler de alem doğrusu, kirazların kurtlanmasını bile kapitalizme bağlayacaklar nerdeyse! Aşağı yukarı böyle derlerdi, bir tür aşağılamaydı. Bizim içimizden kimilerimiz de “doğrudur, sorumlusu kapitalizmdir” diye karşılık vermişizdir.
Kurtlanma bir yana da 12 Eylül saldırısı ile uygulanabilir duruma gelmiş “ihracata dönük kalkınma hamlesi”nin sonucu olarak, kirazların ya da elmaların kurtlusunu biz içerdekilerin iyisini ise başka diyarlarda yaşayıp ihraç ettiklerimizi satın alanların yiyeceklerini söylediğimiz olmuş ve söylediğimiz “aynen çıkmıştır”.
Neyse, yine rotamızdan sapma eğilimi gösteriyoruz sanki. Dümeni sıkı tutmalı.
Kanıtlar çok, hemen her zaman da dizi dizi geliyor, demiştik. Ancak, hepsi bir yana, bazılarından söz etmek bile birden çok yazıyı gerektiriyor. Dolayısıyla, son birkaç günün olaylarına değinmekle yetinmeli.
Benim ilk aklıma gelenlerden biri, hani şu “özelleştikçe güzelleşir” diye diye halkın zenginliklerini satıp savdıkları oldu. Onların arasında da şu İzmir’deki dere gibi akan sokakta karşıya geçmek üzere adımını atar atmaz yana devrilip ölen genç tıp öğrencisi çocukla onu kaldırıp kurtarmaya koşan genç adamın görüntüleri. Sokağa sular akıp gitsin diye konulan ızgaraya basıp elektrik akımına kapılan gençlerin ölümünden sonra, sorumlu aranıyor bir de. Yok belediyenin ihmaliymiş, yok özelleştirme ile kamu malına konan şirketin sorumluluğu imiş…
Birkaç hafta önce de Mardin’de yine elektrik özelleştirmeleri furyasında voleyi vuran şirketin sorumluluğu olduğunu Elektrik Mühendisleri Odası gibi uzman kuruluşların açıklamalarından anladığımız yangınlar sonunda hayatlarını kaybeden insanlar olmuştu.
Göllerimizin, akarsularımızın, su kaynaklarımızın, ormanlarımızın göz göre göre yok oluşuna yol açan hummalı madencilik yağmalarını da hemen eklemek gerekir herhalde.
Özelleştirmelerin ülke ekonomisini ve onun bin bir emekle yaratılmış ürünleri ile kaynaklarını değil sadece, toplumsal hayatımızın bütün güzelliklerini de silip süpüreceğini, yalayıp yutacağını söylemekten dilimizde tüy bitmişti. Ama doğruları söylemek de, olacakları önceden görmek de yetmiyor. Onların hayata geçirilmesini sağlamak gerekiyor. Yoksa, çok duymuşuzdur bu sözü, en acısını o seçim miydi neydi ondan hemen sonra işitmiştik: “Atı alan Üsküdar’ı geçti.” Eğer hâlâ bir Üsküdar kalmışsa.
Bu yazı daha yazılmadan ABD’nin şu anda başkanı olan, ama üç beş ay sonra başka bir yerde olacağı tahmin edilen zat-ı muhteremin covid testinin pozitif çıkmakla birlikte genel durumunun iyi olduğu yolunda bir haber yayımlandı. Görür görmez şu geldi aklıma, fesatlığın bu kadarı olur diyenler çıkabilir: Acaba, dedim kendi kendime, şu geçen hafta yüce yaratıcının akıl sır ermez bir lütfuyla ölümden kurtulan Trump ya da onun kampanya danışmanları şöyle bir yorumu allayıp pullayıp yaygınlaştırsalar ne olur?
“O mermi Başkanı vurup öldürmek üzereyken, yüce Tanrı ona seslendi ve başını hafifçe şu tarafa çevir dedi. Böylece onun Amerika’yı yeniden büyük yapması için hayatını sürdürmesini sağladı. Aradan bir hafta geçmeden de artık Amerika’ya yapacağı tek iyiliğin evine çekilmek olacağı rakibine uzun süredir hepimizin unuttuğu virüsü gönderdi. Daha başka ne işaret bekliyorsunuz?”
Bu çok uzun elbette. Kampanyanın çeşit çeşit uzmanları nasıl uzatıp kısaltıp etkili kılacaklarını bilirler. Onların işidir.
Bana sorulursa, etkisi az olmaz. Hatta, olur da, Bay Başkanın hastalığı nasıl ve ne kadar zamanda atlatacağı bilinmez, biraz ağır geçer ve uzun sürerse, o Tanrısal müdahalenin varlığına iman edecek Amerikalı seçmenlerin sayısını kimse tahmin edemez.
Kapitalizm elindeki malzemeyi istediği gibi yoğurup hazırlayacak kadar uzun sürmüştür çünkü. Hâlâ da sürüyor. Yalnız oralarda değil, bizim buralarda da…