Güzel bir slogan için küçük bir öneri

10/01/2020 Cuma
Güzel bir slogan için küçük bir öneri

Çevremizde kan gövdeyi götürür duruma gelmişken, füzeler atılıyor, sivillerin ve sıradan askerlerin dışında generallerin de gövdeleri havaya uçuruluyorken, diplomasi mi, uluslararası siyaset mi, ne denirse, orada “sembolizm” basbayağı bir üsluba, onun da ötesinde, en çok benimsenen iletişim aracına dönüşmüşken, slogan ya da slogan için öneri de nereden çıktı? Böyle denebilir belki. Halkımızın canı çıkmış, sefalet ile rezalet diz boyunu çoktan aşmışken hele, güncelden uzaklaşmanın bu kadarı olur mu, anlamında itirazlar gelebilir.

İtiraza da karşı çıkışa da eleştiriye de kim ne diyebilir. Keşke gelse! Hiç eksik olmasa, diyemeyeceğim; çünkü, o kadarına, itiraz ile eleştirinin hep var oluşuna ilişkin her dilek, tümüyle dayanaksızdır, tek bir amin deyici bile bulamayan “olmayacak dua” kategorisine girer.

Çok eski bir arkadaşım vardı, beklenmedik işler, sözler karşısında “Buyur burdan yak hemşerim!” derdi yarı öfkeli yarı esprili. Bu satırları okursa, yine böyle der, hiç kuşkum yok. Nerden çıktı şimdi dualar, aminler? 

Şuradan çıktı: Vakit akşam oldu ve sadece sabah, öğle, ikindi, akşam değil, arada ölen insanları ve namazlarını haber veren duyurular da eklenirse, sayıları epey artan Arapça çağrıları sımsıkı kapalı çaresiz pencerelerimizin ardında ve kimselerinkine benzemez bir huşu içinde dinledikçe, duasız, aminsiz düşünüp yazamaz olduk. 

Şimdi bir sessizlik oluşmuş görünüyor. Bir gayret tamamlayabiliriz yazıyı.

Önce, sloganların hiçbir yakıcı gündem karşısında güncellikten uzak düşmeyeceğini belirtelim. Her iyi ya da güzel slogan, onsuz edemeyeceğimiz düşüncelerimizi, duygularımızı, öfkelerimizi, umutlarımızı, adanmışlığımızı ortaya koyar; haykıranları kaynaştırır, güçlendirir, eyleme çağırır.

Burada sözünü edeceğim slogan, bir gün mutlaka, her şeyin emeğin, emekçilerin olacağını ileri sürüyor. “Her şey emeğin olacak!” diyor. Güzel. Ama bu kadarla kalmıyor, “her şey” denilenin neler olduğunu da belirtiyor. Daha doğrusu, bunun örneklerini veriyor. “Fabrikalar, tarlalar, siyasi iktidar” diye sıralıyor ve işte bütün bunlardan oluşan “her şey” emekçilerin olacak, diyor. “Fabrikalar, tarlalar, siyasi iktidar, her şey emeğin olacak!”

Güzel, hatta harika!

Peki, sorun ne o zaman?

Sorun, yukarıdaki “sıralıyor” sözcüğünde. Sıralama yok ki burada, denemez; çünkü, hep aynı sırayla söylüyoruz. Sözgelimi, kimi zaman “tarlalar, fabrikalar, siyasi iktidar”; kimi gösteride “fabrikalar, siyasi iktidar, tarlalar” demiyoruz. Her zaman aynı sırayla “fabrikalar, tarlalar, siyasi iktidar” diyoruz. Demek, bir sıralama yaptığımız kesin.

Ne var bunda, sıralamanın ne sakıncası olabilir? Sakınca yok da, sıralama yapılıyorsa bunun neye göre yapıldığı önem kazanır. Bu sloganda emeğin olacağı kararlılıkla, coşkuyla, inançla haykırılan “her şey” nelerdir örneğin sorusuna yanıt verilircesine belirtilenlerin ya göreli önemlerine ya da zaman içinde önce yahut sonra gerçekleşeceklerine göre sıralandıklarını düşünmek yanlış olmaz. 

İşte bu noktada, küçümsenemeyecek bir takdim tehir yapıldığı kanısındayım. “Takdim tehir” özellikle muhasebecilerin çok iyi bildikleri ve kullandıkları eski bir deyiştir; rakamların yer değiştirmesi anlamına gelir. Aşağı yukarı zır cahil olduğum bir konu olduğu için ancak örnekle açıklayabilirim: Kayıtları tutarken, örnek olsun, 59 yazman gerekirken 95 yazdıysan, takdim tehir yapmış olursun. Böyle bir hatanın, zamanında fark edilip düzeltilmezse, çok büyük maliyetleri olabilir.

Sözlüklerde bu eski deyiş, daha genel anlamda, şöyle açıklanıyor: “Bir sözün iki öğesi arasında yer değişimi.” 

Şimdi söz yerine bu sloganı koyarsak, mücadelemiz zafere ulaştığında emeğin olacağına inandığımız ve bunu her zaman sevinçle, umutla, kararlılıkla haykırdığımız “her şey”i açıklarken dile getirdiklerimizi yeniden sıralamak, yanlış olarak yaptığımız yer değişimini düzeltmek gerekiyor. 

Nedir doğrusu? 

“Siyasi iktidar, fabrikalar, tarlalar…”

Daha önce alanlarda, salonlarda bir yandan slogana katılırken bir yandan da yanımdakilere pek çok kez mırıldandığım, ama ilk kez yazıya döktüğüm bu önerinin gerekçesi yeterince açık: Siyasi iktidar emeğin olmadıkça, ne fabrikaların, ne tarlaların, ne de bu tür başka iyi şeylerin emeğin, emekçilerin olması mümkündür. İster kuramsal olarak düşünülsün, ister şimdiye kadar dünyada olup bitenlere bakılsın, emekçiler önce siyasi iktidarı alırlar, sonra bu sloganda “fabrikalar, tarlalar” biçiminde özetlenen üretim araçlarını toplumsal olarak sahiplenirler ve “her şey”in onların olduğu yepyeni bir toplum yaratmaya girişirler. Bunun tersini düşünmek, hem gerçekliğe ve gerçekçiliğe uymaz, hem de emekçilerin mücadelesini saptırma tehlikesini barındırır. Örnek olsun, devrime gerek yok, siyasi iktidarı almadan da sermaye sınıfı ile anlaşıp uzlaşarak üretim araçlarını sahiplenmek ve baskısız, sömürüsüz bir toplum yaratmak mümkündür, biçiminde çok kabaca özetlenebilecek birçok sapmaya elverişli ortamlar doğabilir.

Burada önerdiğim değişikliği uygulamak için, biçimsel açıdan sakıncalı bir durum da söz konusu değil ayrıca.  

“Biçimsel açıdan” derken anlatmak istediğim şu: Sloganların çok sayıda insan tarafından birlikte seslendirilebilmesi için bir söyleyiş kolaylığının da bulunması gerekir. Bu nedenle slogan üretilirken uyaklara başvurulur, hece sayılarına dikkat edilir, dillendirilmesi özel bir güçlük yaratan sözcüklerden uzak durulur. 

“Siyasi iktidar, fabrikalar, tarlalar… Her şey emeğin olacak.”

Noktalama işaretlerini son yazışta biraz değiştirdim. Böylesi daha uygun görünüyor. Daha önemlisi, söylerken de herhangi bir güçlük ortaya çıkmıyor. Ben çok denedim. İsterseniz, siz de deneyin. Göreceksiniz. 

Gerçi, kitleler tarafından söylendiğinde durum biraz farklılaşır, diyenler de bulunabilir. Herhangi bir sorun çıkacağını hiç sanmıyorum ama, emin olmak için salonlarda, alanlarda ilk haykırışlara kulak vermek yetecektir.