Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Mesut Odman

Mesut Odman

Erken mi gelmişiz geç mi?

Nâzım’ın türü için “Ben yirminci asırlıyım/ve bununla övünüyorum” demekte bir tuhaflık yoktu. O da hapisane hapisane dolaştırılırken bunları yazıp söylemekten geri durmuyordu.

Yayın Tarihi: 25.09.2025 , 23:55 Güncelleme Tarihi: 26.09.2025 , 00:02

Dünyaya gelmek için erken mi davranmışız geç mi kalmışız? Halkımızın sıradan bireyleri bu soruyu sık sık sorarlar; çok sık diyemesek bile seyrek de sayılmaz. Sıklığı seyrekliği bir yana, buna soru yerine hayıflanma, yazıklanma, belki acınma demek daha doğru olabilir. Öyle deyince de soru biçiminden tümüyle uzaklaşmak gerekiyor. Zaten öyle söylenir: “Acele etmişiz dünyaya gelmekte kardeşim!” Sanırsın, erken gelmek ya da geç kalmak kendi elinde. Ayrıca, geç kalmış olmaktan çok, erken gelmekten dolayı bir yazıklanmadan, üzgünlükten söz edilip durulur genellikle.

Nâzım’ın 1941 yılının 11 Kasım gününde Bursa Hapisanesi’nde yazdığı şiirde de o anlamda  kullandığını, ama kendisinin öyle bir kötümserliğe kapılmadığını gördüm geçen gün yeniden okurken. Zaten, canım sıkıldığında yaparım, onun şiirlerini kim bilir kaçıncı kez karıştırırken aklıma düştü bu erken gelme geç kalma… İkilemi, diyelim bu kez. İkilem demek doğru olur mu, üzerinde durmadan… 

Geç kaldığına yerinmek, geride kalmış bir dünyaya, bir güzelliğe, bir hoşluğa erişememekle ve bir daha da erişemeyeceğini düşünmekle bağlantılıdır herhalde. “Niye erken gelmişim” sorusu ise gelecekten umutlu olmakla, en azından, bugün yaşanmakta olanların tiksinçliğinin izleri silinmiş, imrenilecek bir dünyanın gelecekte olabilirliğini görmekten, buna inanmaktan, hiç değilse bunun çok ciddi bir olasılık olduğunu bilmekten kaynaklanabilir. Ancak, burada bir hazıra konma beklentisinin varlığından da söz edilebilir. Gelmekte bu kadar erken davranmasaydım, daha yaşanabilir bir ortam da kendiliğinden ya da başkaları eliyle oluşmuş olurdu, türünden bir beklenti… 

Nâzım o şiirinde “Dünyaya erken gelmişim diye kahretmedim hiçbir zaman./Ben yirminci asırlıyım/ ve bununla övünüyorum” demiş. Onunki en kötü durumlarda iyimserliğini koruyan bir türdür, ondan olmalı. Cemal Süreya’nın bundan 59 yıl önce başında bulunduğu Papirüs dergisinin ikinci sayısında hem pek üstten bakan tutumuyla can sıkıcı hem de ilgiye değer  bir yazı yazmıştı. O zaman okuduğumda, bana öyle gelmişti. Orada Nâzım için “Türk şiirinin N vitamini. Okudukça yüzümüze kan geliyor” demiş ve bunu daha önce Roger Garaudy’nin Picasso için söylediğini eklemişti yazar. Biz de, yaşı çok genç okurlar için ekleyebiliriz: Garaudy Fransız Komünist Partisi’nin önde gelen adlarından biriydi, Çekoslovakya müdahalesinden sonraki tutumu partiden atılmasına yol açtı; ölümünden birkaç yıl önce de Müslüman oldu.1

Aradaki Cemal Süreya ve Garaudy ayracını kapatıp Kasım 1941 tarihli şiire dönelim.

O yıl Nazi orduları eşi az görülmüş bir saldırganlıkla sosyalist kuruluş çabaları içindeki genç Sovyet devletinin üstüne çullanmış, önüne gelen her şeyi ezip yok ediyordu. Emperyalist dünyanın öteki ülkeleri de çaresizlik içinde bu saldırıdan daha az ölçüde paylarını alıyorlardı. Bizim ülkemizde de, Nâzım’ın tanınmış örneklerinden biri olduğu, cumhuriyetimizin kendi ayağına sıkma alışkanlığı hızlı bir gelişme içindeydi ve karşısına kayda değer bir güç çıkmıyordu. Kısacası, nereye baksan, parlayan bir umut ışığı görülmüyordu. Ama Nâzım’ın türü için “Ben yirminci asırlıyım/ve bununla övünüyorum” demekte bir tuhaflık yoktu. O da hapisane hapisane dolaştırılırken bunları yazıp söylemekten geri durmuyordu.

Anlaşılmış olmalı, birkaç dizesine yer verdiğimiz şiirin başlığı “Yirminci Asra Dair” idi. Hem bu şiir hem de yirminci yüzyıla sahip çıkan, o yüzyılda yaşamış olmanın sevincinden, onurundan söz ettiği dizelerin yer aldığı başka şiirleri Nâzım’ın bende bir uyarıcı işlevi görmüştür diyebilirim. Ne zaman olumsuz, kötü, bu sözcükler yetmez çoğu kez, berbat koşullardan başkasını göremez olsa gözlerim, bu özellikteki dizelerini ve şiirlerini hatırlarım büyük şairimizin. 

Oysa, yirminci yüzyıl ne sadece şairimizin eşsiz bir inanç ve iyimserlikle göklere çıkardığı kadar başarılarla, onun sağladığı güzelliklerle dolu bir yüzyıldır; ne de kimi zaman kapıldığımız ve kahrolası mıdır, nedir, buna benzer sözlerle anlatılabilecek yenilgilerden başka bir şeyin görülmesini imkânsızlaştıran bir karabasanlar çağıdır.

Belki de tersine diye başlamak gerekir, yirminci yüzyıl, emekçi insanlığın kendi soyunun çok uzun zamandır cennet diye yaratıp inandığı iyilikler ve güzellikler âlemini gerçekleşebilir kılarak yeryüzüne indirmek üzere en büyük adımı attığı, ama kendi yanlışlarının yanı sıra tanımı gereği düşmanları olan sınıflarla onların ateşli ateşsiz silahlarıyla sürdürdüğü saldırıların kökünü kazıyamadığı için çok geçmeden teslim olduğu bir çağdır. Yalnız eylemli olarak içinde bulunup dövüşenlerin değil tanıklık etmekten öteye geçemeyenlerin de anlatılmaz acılarıyla sürüp gitmiş ve hiçbir trajedinin yeterince anlaşılmasını sağlamayı başaramayacağı bir sona ulaşmıştır. 

Bu yüzden, baştan beri sözünü ettiğimiz şiir, o yüzyılın insanı olmakla övünen şairin, hemen ardından, bu övünmenin nedenini açıklamasıyla sürer: “Bana yeter/ yirminci asırda olduğum safta olmak/ bizim tarafta olmak/ ve dövüşmek yeni bir âlem için…”

Şimdi denilecektir ki, izleyen yüzyılın ilk çeyreğinin de sonu gelmiştir ve emekçi insanlık için bırakalım yeni zaferleri, neredeyse tümden yok oluşun işaretleri çoğalıp durmaktadır. Soru biçiminde yazılmamış da olsa bu bir sorudur. En kısa yanıt şudur, varsın en doğru olmasın: Emekçi insanlık benzer tehlikeleri ve umutsuzluk görüntülerini o zaman da yaşamıştı. Şimdikini de yaşamasını ve aşmasını bilecektir. Yeter ki, vurgunun “emekçi” üzerinde olduğunu iyi bellesin; çünkü geçmiş çağların bütün paha biçilmez görgüsü orada birikmiş durumdadır.

  • 1

    “N vitamini de ne oluyor?” sorusunu ise, merak edenler olursa, şu kadarla yanıtlayalım: Temmuz 1966 tarihli dergide yazıldığına göre, “okundukça yüzlere kan getiren” şiirler ve onların şairi, demek oluyor. Bu “N vitamini” bildiğimiz vitaminlerden biri midir, yoksa neyin nesidir, onu da meraklısının konuyla ilgili bir uzmana sormasında yarar var. 

Mesut Odman 'ın Son Yazıları