Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Mesut Odman

Mesut Odman

Durdurul(a)mayan transferler

Kapitalizm koşulları altında politika, az sayıda oyuncunun sergilediği ve büyük insan yığınlarının seyretmek zorunda bırakıldıkları bir sahneden ibarettir.

Yayın Tarihi: 12.02.2026 , 23:21 Güncelleme Tarihi: 13.02.2026 , 00:09

Başlığın biraz tuhaf görünmesi, bir benzetme yapma kaygısının ürünü. Yanlış hatırlamıyorsam, göreve atanmayı bekleyen binlerce öğretmenle ilgili olarak söylenmişti ilk kez. Böylece “atanamayan öğretmenler” sorunu gündeme getirilmiş oluyordu. Çok geçmeden bunun gerçeği çarpıttığı düşünülerek, sorunun ülkedeki, özellikle eğitim alanındaki sorumlu yöneticiler tarafından yaratıldığını ve imkânsızlık ya da aşılamayan güçlüklerden kaynaklanmadığını anlatmak bakımından, “atanmayan öğretmenler” sorunundan söz etmenin doğru olduğu benimsenmişti. Bunun için a harfinin düşürülmesi yetiyordu; ama bir süre kullanılan yanıltıcı yazılış biçiminin vurgulanması bakımından korunması da gerekiyordu. Dolayısıyla, yanıltıcı harf düşürülmeden ayraç içinde belirtilir oldu. 

Bu yazının başlığında da ele alınan konuyla ilgili benzer bir durumu tek bir sözcükle dile getirmek için sözcüğün içinde ayraç işareti kullanıldı. Kurallara uygunluğu tartışma götürür, ama işe yarıyor.

Öte yandan, transfer sözcüğü, hele şu günlerde kısa sürede ve arada derede yapılanları henüz bittiği için, futboldakileri de akla getirebilir. Onlardaki akıl dışılıklar da irdelenmeye değer olsa bile bu yazı onlarla ilgili değil. 

Buradaki, kimi zaman yoğunluk kazanarak günlerce konuşulan, kimi zaman unutulmaya yüz tuttuktan sonra yeniden canlanan politikacı transferleri olacak.

Son günlerde gündemin ilk sıralarından aşağıya pek düşmeyen bu konunun her zaman ve herkesçe sorun olarak görüldüğü söylenemez. Şimdilerde çok gözden düşmüş olsa da bir zamanların önde gelen politikacılarından Ahmet Davutoğlu, başbakanlığı sırasındaki bir olaydan söz ediyordu galiba, bir “siyasi etik” yasası gereğini ya da hazırlığını gündeme getirmiş birinci derece amirine, ne diyorsun sen, böyle bir şeye girişirsek ilçe başkanı yapacak adam bulamayız, yanıtını almıştı. Belleğimde kaldığı kadarıyla yazıyorum. Özeti buydu, yalanlanmadığı için doğruluğunu kabul edebiliriz.

“Etik yasası” önerisine gösterilen tepkinin yeterince gerçekçi olduğunu teslim etmek gerekir. Transferlerin çoğaldığı bugünlerdeki ayıplamalara gelince, gerçi bazı durumlarda çok kıymete binen tek bir oyu bile kendi yanına alanların şikayetçi oldukları görülmemiştir, ama olayın kendisinin basbayağı bir nesnel dayanağının bulunduğu öne sürülebilir. Kimi zaman işin içinde parasal kazançların da varlığı bellidir. Ama bu tür kazançlar olsun ya da olmasın, transferin gerçekleştiği iki parti mi, diyelim, örgüt mü, konum mu her neyse, birbirinin aynı demeyelim hadi, çok benzeriyse, transfer olanın da pek fazla sıkıntı duymaması doğaldır. Kapitalizm temelinde kurulmuş politika sahnelerindeki uğrakların birbirine benzerliği ne kadar belirginse, o uğraklar arasında “sanat icra eden” oyuncuların hünerlerini göstermeleri de o kadar kolay olur. Hem kolay olur hem de kir göstermez; gösterse bile temizlenmesi, aynı anlama gelmek üzere, unutulması ve unutturulması büyük bir güçlük yaratmaz.

Şu son söylenenler, sahnenin temelini oluşturan kapitalizm açısından transferlerin hem işe yarar olduğu için çok da büyük bir sorun yaratmadığını, hem de kimi zaman vitrini berbat ediyor diye önlemeye kalkanlar ortaya çıkarsa onların önüne aşılmaz güçlükler çıkardığını anlatıyor.

Peki, az önce politika sahnesinin temelini oluşturduğu ileri sürülen kapitalizm yok olmadan da önemli iyileşmeler ortaya çıkması büsbütün imkânsız mıdır? Sözgelimi, seçme ve seçilme haklarını kullanan yurttaşların, sadece belli dönemlerde bu haklarını kullanmakla yetinmeyip, seçtiklerini “tamam, buraya kadar, bu işi yapamıyorsunuz” ya da “aldatmacanın bu kadarı da olmaz, bırakın o koltuklarınızı” deme hakları olabilir mi? Bu haklarını kullanarak sadece seçmenleri dolandıranları değil sözlerinin insanları olmadıkları anlaşılanları da önceden belirlenmiş süreleri dolmadan görevlerinden alabilirler mi? Kabaca ve kısaca anlattığımız, TKP’nin daha Kasım 2007’de açıklayarak kamuoyunun tartışmasına sunduğu “Toplumcu Anayasa” taslağında yer almış “geri çağırma hakkı” denilen bu hakkın kullanılması mümkün olamaz mı?

Konuyla ilgili bir uzmanlığım olmadan yahut o düzeyde bir inceleme yapmadan diyebilirim ki, olamaz. 

Bir kez, öyle bir dünyanın bazı bütünleyici parçalarının olması gerekir. Bunlar olsa iyi olur anlamındaki parçalar değil, olmazsa o dünyanın ya da sahnenin gerçek olamayacağı parçalardır. Nedir? Politikacılığın bir “meslek” ya da “ekmek kapısı” olmaktan tümüyle çıkmasıdır. Nedir? Belli bir dönem için politika olarak bilinen işlerin yapılması için seçilmiş yurttaşların kendi asıl işlerini yapmayı sürdürmeleri, yılın belli dönemlerinde seçildikleri merkezi ve yerel meclislerde bir araya gelerek oralardaki gündemlerin gerektirdiği çalışmaları yapmalarıdır. Dolayısıyla, nedir? Belli dönemler için seçildikleri meclislerdeki kolektif görevleri yerine getirirlerken, görevin eksiksiz yerine getirilmesi için gerekli harcamalar dışında, herhangi bir ücret almamalarıdır. Kısacası nedir? Bazı yurttaşların ülkenin ve toplumun iyiliği için ağız alışkanlığıyla “politika” denilen işleri ortaklaşa yapmak üzere yurttaşların tümü tarafından seçilerek belirli sürelerle görevlendirilmesidir.

Özet olarak böyle tanımlandığında temelini kapitalizmin oluşturduğu bir politika sahnesinin mümkün olduğunu en iflah olmaz kapitalizm sevdalısı bile ciddi ciddi ileri süremez herhalde.

Yine de, varsayalım yahut bir tür “fikir jimnastiği” yapmak üzere kabul edelim ki, oldu da kapitalizm temelinde böyle bir politika sahnesi gerçek oldu. Bu arada, niye deminden beri “sahne” deyip duruyoruz, sorusunu yanıtsız bırakmayalım. Şu basit nedenle: Tiyatro sanatından ve onun yaratıcılarından özür dileyerek bir benzetme yaparsak, kapitalizm koşulları altında politika, az sayıda oyuncunun sergilediği ve büyük insan yığınlarının seyretmek zorunda bırakıldıkları bir sahneden ibarettir.

Evet, öyle diyorduk, hayal bu ya, yurttaşlarının sadece seçme ve seçilme değil geri çağırma hakkına da sahip oldukları bir kapitalist ülke olsun. Orada, çok geçmeden, şimdiden kestirilmesi pek güç öyle mafyatik örgütlenmeler ortaya çıkar ki, geri çağırma hakkını kendi çıkarları uğruna kullanarak bugün yaptıklarından çok daha karmaşık, tiksindirici, kanlı entrikalarla seçilenleri seçildiklerine geri çağıranları geri çağırdıklarına pişman ederler.     

Mesut Odman 'ın Son Yazıları