Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Mesut Odman

Mesut Odman

Demokrasinin en yüksek aşaması

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 02:56 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 02:56

Türkiye’nin hem demokratik hem siyasi olduğu hep övünülerek gündeme getirilen hayatında, hani “demokratik ve siyasi hayatımızın en…” günlerini, sorunlarını, nimetlerini ve benzerlerini yaşadığımız haykırılan hayatımızda ve onunla ilgili yazılıp çizilenlerdeki en bol “şey”lerden biri söylentidir; dedikodu da diyebiliriz. Şu son baskın seçimin hemen öncesine, ve ortaya çıkışına ilişkin olarak da böyle oldu. Uzun sürmez, birkaç gün gider, sonra hızı kesilir. Yerini başka söylentiler, dedikodular alır. Almakla da kalmaz, onlara dayanan ne analizler yapılır!

Şaşılacak bir durum sayılmaz; ne de olsa, yaşamaya mahkum edildiğimiz, gerçeklerin gizlenip çarpıtıldığı, onların yerine yalan dolanın geçtiği bir dünyadır.

Bir iki cümle önce “baskın seçim” deyimini kullandık. Az önce sözünü ettiğim literatürde seçimler, örneğin yalanın ağırlığına göre sınıflandırılışı için yapılana benzer biçimde, üçe ayrılırdı: birincisi, normal ya da zamanında seçim, ikincisi erken seçim, üçüncüsü baskın seçim. Şimdi bunlara bir dördüncüsü eklenmiş görünüyor. Bir televizyon kanalında izlerken gözüme takılan, kıdemli sayılabilecek ve şu anda yandaş adı verilip de öyle olmayanı pek az kalmış basında yer alan bir gazeteci söylüyordu: “Bu baskın değil, ultra baskın seçim!” Sözcük seçimi üzerinde biraz daha titizlenilirse, dördüncü bir kategori olarak eklenebilir pekâlâ…

Söylentilerin yoğunlaştığı başlıklardan biri, belki de birincisi, kimin kime sürpriz yaptığı, yoksa danışıklı bir süreç mi yürütüldüğü idi. Söylentiler nasıl burada yoğunlaşmasın ki, ittifaklarının basbayağı tadını çıkarmakta olan iki müttefik siyasetçinin ikisi de, daha birkaç hafta öncesine kadar, baskın değil ultra baskın seçim bir yana erken seçimi bile kesin bir dille reddediyorlar; hatta, o kadarıyla da yetinmeyerek, bu söylentileri çıkaranları vatan hainliğiyle suçluyorlardı.

Aslına bakılırsa, bütün o dedikoduları, belli bir ustalıkla ulaşılmış yahut yayılsın diye seçili kulaklara fısıldanmış haberleri, onlara dayalı yorumları yer yer işe yarar bazı ipuçları barındırsa da, siyasi magazin olarak kabul etmek gerekir. Dediğim gibi, tümüyle önemsiz ve öylece bir kenara atılacak süprüntü değilse de, doğruluğu, gerçekliği yansıtma derecesi oldukça sınırlı, dolayısıyla üzerinde fazlaca kafa yormaya, öyle yaparak çokça vakit harcamaya değmez bir yığıntı…

Yine de böylesi bir ultra baskın seçim kararında, aylar geçtikçe, çok fazla da değil, toplamı bir yılı biraz aşacak kadar bir zaman geçtikçe durumlarının bugünkünden parlak olmayacağı saptamasının çok önemli bir payı olmuştur muhtemelen. Bunu söylemek, ne gerçekçilikten uzaklaşmakla ne de kaynakları farklı, ama birbirini çelmeyen haber ve yorumlara gereğinden fazla güven duymakla eleştirilebilir.

Ancak asıl önemlisi, böylece, demokrasinin en yüksek aşamasına gelmiş olmasıdır. Gelmiş olması ve artık bunun belli bir açıklıkla anlaşılabilmesi.

Kapitalizmin ulaştığı en yüksek aşama olarak emperyalizme ilişkin çok okunup yaygınlaşmış klasik inceleme, 1916 yılının ilk yarısında tamamlanmış ve ilk kez bir sonraki yılın ortalarında yayımlanmıştı. Orada bu aşamanın tanınmasına/tanımlanmasına ilişkin 5 karakteristik özelliğin belirlendiği bilinir. Demokrasinin ulaşmış bulunduğunu, bu arada bizim ülkemizin bunda öncülük etme ya da önlerde gitme türü bir övgüyü hak ettiğini ileri sürdüğümüz en yüksek aşamaya ilişkin olarak da o zamankine benzer bir karakteristik özellikler saptaması yapılabilir. Aşırı öykünmeci davranıp 5’e tamamlama ya da 5’le sınırlama çabasına girmemek koşuluyla elbette.

Kendi payıma, bugüne kadar, benzer başlıklarda epeyce yazı yazmışımdır. Bir yenisine şu anda gerek görmüyorum. Ancak, şimdilik, şu kadarına değinmekle yetinebiliriz.

Bizimkinin yahut bizimkilerin, bizim milli ve yerli demokrasimiz ile geliştiricilerinin demek istiyorum, bu yolda en son katkıları, geniş emekçi kitleler açısından hem tarihsel hem güncel önemi çok büyük olan genel ve eşit oy hakkının kısıtlanmasındaki yeni adımlar oldu. Bunlara genel oy hakkının şu anda gerçekleştirilebilir olan iptali demek de mümkün. Gerçekleştirilebilir derken anlatmak istediğimse verili koşullarda daha açık seçik, daha adlı adınca bir iptalin mümkün olmayışı ya da becerilemeyişi. Yine de ihtiyatı elden bırakmadan söylenirse, bundan ötesinin, demokrasiyi daha da yükseltmenin, onun yılmaz bekçilerinin toz pembe düşlerinde gerçeklik kazanabilmesi bile kuşkuludur. O düşleri görebilecekleri kadar rahat ve derin uykulara dalabildiklerine kim inanır? En kısa tavşan uykularını dahi uyuyabiliyorlarsa, yatıp kalkıp şükretsinler.

Son birkaç satırı “ihtiyatı elden bırakmadan” kaydıyla yazmaya cesaret edebildim; çünkü, yok yoksul ve çaresiz halkımızın, en azından onların arasındaki benim bir zamanlar tanıdığım yaşını başını almış, biraz da okumuş yazmış olanların sık sık söyledikleri gibi, “olmaz demeyin evladım; olmaz, olmaz”.

Hepsinden önemlisiyse şudur: Az önce sözünü ettiğimiz 100 yıl önceki “en yüksek aşama” tamlamasındaki yükseğin de anlamı böyle anlaşılıp anlatılmıştı zaten. Şimdi yaşamakta olduğumuz ve şaşırtıcı olan olmayan ayrıntılarıyla bir süre daha yaşamaya devam edeceğimiz demokratik en yüksek aşama da tek kurtuluş seçeneği olan sosyalizmin arifesi, öngünü, biraz öncesidir. Bunu rahatça söyleyebiliriz. Söylediğimizin tümüyle özlem ve dileklere dayalı pek öznel bir değerlendirme değil, nesnel bir saptama olması içinse şöyle bir açıklayıcı ek yeterli görünüyor:

Her arife için geçerli, standart bir süre yoktur.

Mesut Odman 'ın Son Yazıları