Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Mesut Odman

Mesut Odman

Daha neler!

“Evladım, her şeyi bir yana bırak, sen anneni babanı buradaki mezar kaçkınlarına bırakıp gidince kurtulacağını mı sanıyorsun?"

Yayın Tarihi: 23.10.2025 , 20:58 Güncelleme Tarihi: 24.10.2025 , 00:12

İlk duyduğumda böyle demiştim. Sevdiğim insanlardan birinin çocuğuydu. Büyümesini pek öyle yakından izleme şansım olmamıştı ama, uzaktan uzağa da olsa nasıl geliştiğinden, boyunun posunun nerelere geldiğinden, nelere eğilim gösterdiğinden falan az çok haberim oluyordu. İlk öğrendiğimde beni şaşırtan, aslına bakılırsa, hiç de öyle şaşılacak bir durum sayılmazdı. Hani “muhalif” denilen medyada ikide bir konu ediliyor, hayatın içinde de görmüyor değilsin, kendine yakın bir çevrede örneklerinden biri ortaya çıkınca niye şaşırasın, derler adama!

Pat diye başlayınca, hele öyle de devam edersek, büsbütün anlaşılmaz olacak. İyisi mi, biraz daha baştan alalım.

Çocuk yurttaşları ile karşılaştırıldığında şanslı sayılabilirdi. Bana sorulursa, en büyük şanssızlığı tek çocuk oluşuydu. Ana babası iyi yetişmiş olmakla birlikte, çalıştırılmaya dayanıklılığını ve yük taşıma yeteneğini nedense o uzun kulaklı sevimli hayvana benzeterek anlattığımız insanlardandı. Okula başladıktan sonra, biraz yaramaz olmakla birlikte, hep derslerinde sorun olmadığını işitirdim. Ancak, son yıllarda, spora merak sardığını da söylemeye başlamışlardı. Eh, dedim, kendi kendime, kötü bir şey değil. Kırk elli yıl önce senin çocukların da büyümeye başladıklarında, kızına kulak asma da, erkek olan spora meraklıydı. Öyle düzenli ve kayıtlı kuyutlu olarak spor yapmazdı ama, onunla ne muhabbetlerimiz olurdu. Kral Metin’in bizim üç fidanı darağacından kurtarmak için imza toplamasını; 400 ve 800 metrelerin benzersiz koşucusu Kübalı Alberto Juantorena’yı, halkının taktığı adla “El Caballo”yu; öteki Kübalı, büyük paralar ödenip Muhammed Ali’nin karşısına çıkartılmak istendiğinde “Milyonlarca Kübalı’nın sevgisi yanında milyon dolarlar nedir ki?” diye reddeden unutulmaz ağır sıklet Teofilo Stevenson’u ne çok konuşmuşuzdur. Hâlâ da konuşuruz…

Yalnız, bu çocuk farklı. Bir kez, ortaokul yıllarından beri “aktif sporculuk” denebilecek bir uğraşı var. İkincisi, uğraştığı spor zaman içinde, zaman dediysek aylarla anlatılabilecek kısalıkta zamanlar değiştikçe, onun seçtiği spor dalları değişiyor.

O da olabilir. Belki de kendi yeteneğini sınıyor ve hangisinde daha iyi olduğunu anlamaya çalışıyor. Bu son dediğim, kendi kendime şaka olsun diye düşündüğüm bir olasılıktı. Bir tür fantezi denebilir. Daha ciddi düşünülürse, çocukcağızın biraz ya da çok fazla “maymun iştahlı” olduğu için böyle yaptığı söylenebilir sanmıştım. Oysa, sonradan öğrendim ki, kendime yönelik bir şaka olarak düşündüğüm doğruymuş. Çocuk, gerçekten de, hangisinde daha yetenekli olduğunu anlamak için sık sık alan değiştirirmiş.

Beni asıl şaşırtan ve yukarıdaki başlığı attıransa bu değil daha. Sıra ona geldi, anlatacağım.

Son telefon görüşmelerimizden birinde, önceden tiyö almıştım, “Evlat, dersleri sermişsin biraz, öyle diyorlar! Bak, lise öğrencisi oldun artık!” dedim. “E, ne yaparsın, bu spor işleri çok çalışmayı gerektiriyor.” Yanıt buydu. Daha önemlisi, epeydir yeni bir spora başladığını ve çok da ilerlediğini anlattı. “Neyse ki, okulla aram iyi. Bir sürü şeye göz yumuyorlar.” diye sürdürdü. Hoşgörülü davranıyor ve engellemek bir yana, özendiriyorlarmış. Bunu da yazdık bir kenara.

Derken, üç beş ay sonra, çığlık çığlığa diyebileceğim bir sevinçle geliyordu sesi telefondan. Anladığım kadarıyla ülke çapında yapılan bir turnuvada Türkiye şampiyonu olmuştu. Ama sevinci, doğrudan doğruya şampiyonlukla ilgili değildi. Sevincin doğrudanı dolaylısı nasıl olur diye boşuna düşünülmesin, hemen ekleyelim: Bu şampiyonluk esaslı bir gelişmenin göstergesiydi ona göre. Böylece, Amerika’da bir üniversiteden spor bursu alma şansının yükseldiği ve bu gidişle daha da yükseleceği anlaşılıyordu. Meğer bizim delikanlının git gide yeni boyutlara ulaşan çabası, spor aşkından değil, kapağı dışarılara atmak hevesinden ileri gelirmiş. Hatta okulun gösterdiği hoşgörünün altında yatanın da aynı başarı beklentisi olduğunu düşünürmüş. Okullarından yetişen bir öğrencinin koskoca bir Amerikan üniversitesinden spor bursu kazanması az buz büyük reklam olmayacakmış. O nedenle engelleyici değil özendirici olurlarmış.

Ne diyeceğimi bilemedim. Atlayıp yanına gitsem, aşağı yukarı 500 kilometre. Ayrıca, öyle saldırır gibi, hiç yakışık almaz. Üstelik sonucu da kötü olabilir.

En iyisi, sakinleşmeye çalışıp birkaç sözle yetinmek. Elbet bir gün denk getirir konuşuruz. Gerçi şu kadarını da aklımdan geçirmedim değil: “Evladım, her şeyi bir yana bırak, sen anneni babanı buradaki mezar kaçkınlarına bırakıp gidince kurtulacağını mı sanıyorsun? Hem oradakilerden hiç mi haberin yok?” diyesim geldi, ama yutkunup sustum. İyi ki öyle yapmışım. Yoksa, telefonu suratıma kapatır, bir daha da ne kadar arasam hiç açmazdı.

Mesut Odman 'ın Son Yazıları