Beklenen Bir Karar

13/12/2009 Pazar
Beklenen Bir Karar

Bu kapatma kararının, kuşkusuz en önemli değil, ama hemen ve kolayca söylenebilecek özelliklerinden biri, beklenmekte oluşuydu herhalde.

Önem sıralamasına koymadan son günlerdeki bazı belirtilerden söz edilebilir. Bir: AkP yöneticileri bu davayı konu ederek DTP’ye yönelik kimileyin uyarı kimileyin tehdit yollu açıklamalar yapıyorlardı. İki: Obama Beyaz Saray’daki nelerin konuşulduğunu çevirmen(ler) dışında kimsenin bilmediği ve tutanak tutulmadığı için de bilemeyeceği “baş başa görüşme”den sonra yaptığı açıklamada “Kürt azınlık” demiş ve bu azınlığın haklarının geliştirilmesine değinmişti. Üç: Öcalan’ın kapatmanın “dünyanın sonu olmadığı”na ilişkin bir değerlendirme yaptığı açıklanmıştı. Dört: Mahkeme, iki yıldan beri sürmekte olan bir davayı, hızlanma gerekçesi az çok kabul edilebilir biçimde açıklanmadan, birkaç günlük bir sürede sonuçlandırma eğilimine girmiş görünüyordu.

Kararın en azından aynı derecede beklenilir sayılamayacak yanları da var kuşkusuz. Bunlardan birinin, milletvekilliklerinin düşürülmesi ile ilgili bölüm olduğunu söyleyebiliriz. İddia makamının sekiz kişilik talebine karşılık yalnız iki yöneticinin milletvekilliği düşürülmüştür. Bu, konuyla ilgilenen herkesin hemen üzerine atladığı gibi, Meclis grubunu yeniden oluşturabilmek için yalnız bir milletvekiline ihtiyaç olması demektir ve öyle bir milletvekili de 2007 Temmuzundan beri Mecliste bulunmaktadır.

Demek, bu kararı, bir yandan kapatırken bir yandan da açmak ya da açık tutmak yolunda bir karar olarak algılamak da mümkündür.

Hatta, bir adım daha atarak, şu anda ve ilk bakışta bir fantezi olarak görülebilecek şöyle bir yol göstermeden söz edilmesi de makul ve mantıklı sayılabilir: Nasılsa, yeni bir parti kurma zorunluluğu ortaya çıkmıştır ve nasılsa, o eksilen milletvekili sayısını Meclis grubu kurma sayısına tamamlayacak kişinin de içinde bulunduğu bir yeni sol parti kurma girişimi liberallerin, liberal solcuların, Alevilerin katılımıyla başlatılmış durumdadır. O halde, pek demokratik ve ülkemizi de o ölçüde demokratikleştirici bir imkânın kapısı açılmış olabilir.

Asaf Güven Aksel dünkü yazısında o girişimcilere insani bir yardımda bulunarak AKP-SL diye bir isim önermişti. Bu gayet uygun görünen isim önerisi üzerinde yeni durumu dikkate alan bazı geliştirmeler yapılarak aynı güzellikte başka öneriler ortaya çıkarılabilir.
* * *

Kararın beklenmeyen ya da kendisi kadar beklenilir olmayan özelliklerinden biri ise, usul ya da biçimle ilgili sayanlar bulunmakla birlikte, kimsenin küçümseyemeyeceği o hata oldu galiba. Mahkeme başkanının ağzından kararı dinleyenler, Leyla Zana’nın öteki parti yetkilileri ile birlikte “beş yıl siyaset yasağı” cezası aldığını öğrendiler. Oysa, daha sonra parti ilgilileri tarafından açıklandığına ve başka kaynaklardan da doğrulandığına göre, Leyla Hanım bu partide görevli değilmiş. Hatta, odatv’nin Fıratnews Haber Ajansı’na dayanarak aktardığı bir haberinde şu ayrıntı da verildi: Partinin bazı etkinliklerine katılmakla birlikte Mart 2005’teki kuruluş çalışmaları içinde bulunmayan Zana, 2007 Mart’ındaki kongreye de katılmadığı halde Parti Meclisi üyeliğine seçilmiş ve bu üyelik, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, daha önce verilen siyaset yasağı gerekçe gösterilerek düşürülmüş. Kısacası, şöyle bir durumun ortaya çıktığı ileri sürülüyor: Zaten siyaset yasağı bulunan bir kişi, üstelik üyesi olmadığı bir partinin kapatılmasına neden olan eylemlerde bulunduğu gerekçesiyle, yeniden aynı cezaya çarptırılmış!
Doğruysa, aradan yirmi dört saat geçmesine rağmen düzeltilmemiş olsa da böyle bir ihtiyat payı bırakma gereğini doğuran bu haber, yıllarca birlikte çalıştığım ve şimdi aramızdan göçük bir iş arkadaşımın ikide bir tekrarlamaktan hoşlandığı sözü aklıma getirdi. Epey eski bir İstanbul İktisat mezunu olan o arkadaş, ne zaman gerilik ya da ilkellik saydığı bir durumla karşılaşsa, “Az gelişmişlik bir bütündür” derdi. Bense, boş yere, ona gelişmişlik ya da az gelişmişliğin tek parçalı olarak gerçekleşmediğini, kapitalizmin asıl işleticisinin “eşitsiz gelişim” olduğunu anlatmaya çabalardım.

Şimdi, halkımızın deyişiyle, “rahmet istediği”nden söz edebileceğimiz o arkadaşa hak vererek istediği rahmeti göndermeli. Ama o kadarla kalmayıp, şunu da ekleyebiliriz belki: Ülkemizdeki gerilemenin bir bütün olarak ortaya çıktığını görüyoruz. Yine de, yaşadığımız ve gözlediğimiz bu inanılması güç gerilemeden uzak durabilmiş herhangi bir kurumun kalıp kalmadığını umutsuzca düşünenler vardır muhtemelen. Onlar başında bir hukukçunun bulunmadığı tek mahkememizin de bir istisna oluşturmadığını öğrenmiş oldular.

* * *

Mutlaka dile getirilmesi gereken bazı vurguların ise bu karar vesilesiyle yapılan TKP açıklamasında yer aldığını sanıyorum.

Özellikle şu çağrı ve saptama:

“TKP, bütün devrimci, yurtsever, sol güçleri ve Türkiye’nin bütün emekçilerini, vakit geç olmadan, Kürt sorununda da anti-emperyalist ve anti-kapitalist bir konumlanış içine girmeye çağırır. Ancak böyle bir konumlanış, gizli pazarlıkların, kanlı hesaplaşmaların önüne geçer. Türkiye ABD ekseninde kaldığı, AB tarafından denetlendiği, AKP ve benzer partiler tarafından yönetildiği sürece Türklere de Kürtlere de barış, rahat, huzur yoktur!”

Ardından da şu irade beyanı:
“TKP, Kürt sorununda emperyalist projelerden ve gerici politikalardan açıkça kopmayan, Türklerin ve Kürtlerin birliğini net bir biçimde savunmayan hiçbir siyasi dayanışma etkinliğinin içinde olmayacak, hiçbir platformda yer almayacak, emperyalizme, gericiliğe ve sömürücü sınıflara hizmet eden hiçbir açılıma sessiz kalmayacaktır. Bu aynı zamanda emperyalist projelerden kopma iradesi gösterenlerle en derin ve ileri dostluklara hazır olunduğunun da ilanıdır.”

Bu partinin etinin ne budunun ne olduğunu gündeme getirerek “cürmü kadar yer yakacağını” söyleyenler mutlaka ve fazlasıyla olacaktır. Oysa, bunun yerine, benzer saptamalardan yola çıkarak aynı iradeyi göstereceklerin çok daha büyük sayılara ulaşabileceklerini akla getirmek gerekir. Daha da önemlisi, yurtsever, devrimci, solcu türünden nitelemelerle anlatılabilecek güçlerin dışında kalacağı herhangi bir yolun, Türkiye’nin emekçilerini kurtuluşa götürmeyecek oluşudur.

ÖNCEKİ YAZILARI