Hakkı Başgüney
Yeni bir dünya düşünmek
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:00 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:00
Fransa’da Ağustos sıcağında ülkede hayat duruyor, bütün ülkede tatil havası hakim oluyor. Biz de bu gündem yokluğunda, L’Humanité gazetesinin yaz dönemi için Yeni Bir Dünya Düşünmek adlı röportajlar dizisindeki kimi önemli gördüğümüz tartışmaları paylaşalım. Kimileri Türkiye sol kamuoyunda da iyi tanınan Slavoj Zizek, İmmanuel Wallerstein, Edgar Morin, André Orléan gibi bu isimler kapitalizmin krizini ve başka bir alternatifin mümkün olup olmadığını tartışıyorlar bu dizide. Türkiye’de bir kısmı iyi tanınan bu isimlerin Fransa’daki hakim liberal görüşlerden farklı ve özgün görüşlerinin Fransız kamuoyuna ulaşmasını sağlayan bu seride yazarların, düşünürlerin ortak bir yaklaşım olarak kapitalizmin çıkışsızlığını, alternatifsizliğini vurgulamaları ve kimilerinin uzun bir süredir Fransa’da da hakim olan liberal, sivil toplumcu tezleri eleştirmeleri ve mesafe koymaları da anlamlı.
Bu açıdan belki de Zizek en net yaklaşımı geliştiriyor. Röportajında Zizek devlet konusunda Bolşevik, jakoben yaklaşımın devleti ele geçirme anlayışını sahiplendiğini söylüyor ve Marksist yaklaşımı benimseyerek sermaye ile emek arasındaki çelişkinin sivil toplum ve devlet arasındaki çelişki ile ikame edilmemesi gerektiğini düşünüyor. Zizek bir ideal olarak komünizme olan inancın da yitirilmemesi gerektiğini ekliyor. Türkiye’de de son otuz yıldır entelektüel çevrelerde hakim olan ve çelişkiyi devlet ile sivil toplum arasında tanımlayan paradigmaya meydan okunması da bizce değerli. Ayrıca pek çok diğer yazar gibi ekolojik kriz de Zizek’in özellikle altını çizdiği bir nokta.
Diğer bir sol entelektüel figür Wallerstein röportajında ise kapitalizmin sonunun yaklaştığı vurgusu merkeze konmuş. Yaklaşık beş yüz yıldır hakim olan bir sermaye birikim modeli olarak başarılı olan kapitalizmin birikiminin sonsuz olmadığı ve tarihsel sonuna er geç ulaşacağı yaklaşımı Wallerstein’in uzun yıllardır geliştirdiği ve dünya sistemi teorisi yaklaşımının bir devamı. Wallerstein ancak son yıllarda belki de artan toplumsal hareketlerin de etkisiyle yazılarında kapitalizmin sonu vurgusunu artırdı. Wallerstein ayrıca kapitalizmin yarattığı üç temel soruna işaret ediyor, çevresel kriz, salgın hastalıklar ve nükleer savaş riski...
Bir diğer söyleşi ise Fransa’da direnişe katılmış eski bir Komünist Parti üyesi Edgar Morin ile yapılmış. Morin tanınmış bir sosyolog aynı zamanda, konuşmasında insanın iyi yaşaması, kendini gerçekleştirmesi kavramına göndermede bulunuyor, ve daha dostane ilişkilerin kurulabileceği, adaletli bir toplumsal düzeninin yeniden güncellik kazanması gerektiğinin altını çiziyor ve dünyada farklı coğrafyalarda yaşananların, farklı toplumsal hareketlerin birbirini etkileme gücünü önemsiyor, ve yeni bir “biz” kavramına ihtiyaç duyulduğunu öne sürüyor.
Hakim iktisat paradigmasını eleştiren heterodoks görüşleriyle tanınan ve Fransa’nın dünyada da etkili ekonomistlerden biri olarak bilinen André Orléan da kapitalizmin artık yeni ve alternatif bir projenin taşıyıcısı olamayacağını düşünüyor. Krizden çıkışın yolunu ise neo-liberal politikalardan radikal bir şekilde uzaklaşılmasında ve yeni üretim biçimleri üzerinde düşünülmesinde görüyor.
Bütün bu söyleşileri paylaşma nedenim, Türkiye’de özellikle ilk ikisi sol çevrelerde bir ölçüde tanınan ve kimi haklı eleştirileri de hak eden bu entelektüellerin Fransa’da da gündeme gelmesinin önemli olduğunu düşünmem, çünkü bir zamanlar çok zengin olan Marksist kuramsal üretimin son yıllarda zayıf düştüğü bu ülkede yeniden bu yazarların açtığı tartışmaların gündeme gelmesi, bu düşünürlerin kimi bariz hatalarına rağmen, karşı eleştiriler de yapılırsa Marksist kuramı yine de zenginleştirme şansı bulunuyor.