Hakkı Başgüney
Geçtiğimiz hafta Fransa’dan kısa kısa
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:52 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:52
Hakkı Başgüney'in “Geçtiğimiz hafta Fransa'dan kısa kısa” başlıklı yazısı 17 Mart 2013 Pazar tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Bu yazımda, Fransa’da geçtiğimiz hafta yaşananlardan bazı önemli gördüğüm gelişmeleri sizlerle paylaşmak istiyorum. İlk olarak Fransa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından düşünce özgürlüğünü sınırlandırmaktan suçlu bulundu, söz konusu dava 2008 yılında Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy’ye bir Sol Parti militanının Casse-toi pov’con (Yürü git, sefil gerzek) yazan bir pankart ile karşılamasına Fransız yargısı tarafından Devlet Başkanı’na hakaretten dolayı verilen 30 avroluk ceza idi. Ancak bu söz aslolarak Sarkozy’nın kendisi tarafından iki ay kadar önce Tarım Salonu’nda yaptığı ziyaret sırasında bir vatandaşın “yo, bana dokunma! beni kirletiyorsun “demesi üzerine sarfedilmişti. Bu söz, sonrasında da Sarkozy karşıtı sol muhalefetin mottolarından birine dönüşürken, Sol Parti Sarkozy bunu söyledi diyerek, Casse-toi Pov’con yazılı afişler bile hazırlamıştı. Fransız yargısının bu kararı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı ve ölçüsüz bulundu. Bu kararla, Strasbourg’ta bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kuruluşundan bu yana, Fransa 600’den biraz daha fazla kez cezalandırılmış oldu.
Yine Strasbourg’ta Genç Komünistler Birliği tarafından Strasbourg Üniversitesi’nde 25 ve 27 Mart tarihlerinde bir tarihçi ve sosyologun katılımıyla düzenlenen Marksizm günlerinin haberini paylaşalım. Fransa üniversitelerinde, son yıllarda bu başlıkta pekçok etkinlikler düzenleniyor. Örnek olması ve ilgi çekici konferans başlıkları nedeniyle, bu etkinliği de paylaşmış olalım. 25 Mart tarihinde Üniversite’nin büyük amfilerinden birinde düzenlenen ilk konuşma “Neoliberalizm tarafından saldırılan bir mitin gerçekliği, İskandinav modeli” başlığını taşırken, ikinci konuşma ise “gündelik hayatımıza zenginler kendi dillerini empoze etmeyi nasıl başarıyorlar ve yoksullar buna nasıl inanıyor” başlığını taşıyor.
Fransız basınında gündeme gelen bir diğer önemli konu ise Fransa’da çalışanlar arasında artan intihar oranları idi. 28 Şubat’ta Fransa’nın önemli kuruluşlarından La Poste’un (Postahane) üst düzey kadrolarından bir kişinin intihar etmesi, daha önce de kurumun yerel birçok birimindeki intiharlara eklenmiş oldu. Fransa’da çalışan intiharları bir başka önemli kuruluş, France Telecom’da yaşanan birçok çalışanın intiharlarıyla da çok fazla gündeme gelmişti. 2000’li yıllardan itibaren artan intiharlar 2004 yılında benimsenen NEXT çalışma yöntemi sonrasında özellikle artmış, 2008 yılından günümüze ise Fransa ortalamasının da üzerine çıkan intiharlar son derece zor ve yıpratıcı çalışma koşullarına bağlanmıştı. Son olarak Humanité gazetesine konuşan ve Telecom’daki intiharları gözlemleyen bir grupta çalışan Danièle Linhart’ın değerlendirmelerine göre, de Fransa’da işletmeler çalışanlarını silahsızlandırmaya çalışıyor ve kamu hizmetlerinde de amaç bu hizmetleri “ticaretin kurallarına” göre yeniden yapılandırmak. Fransa’da işçilerin ağır çalışma koşullarını işletme terörü olarak adlandırdıklarını ve çeşitli eylemlerle çalışma koşullarında son yıllarda artan rekabet, kuralsızlık ve çalışanların haklarının kısıtlanması sürecine karşı seslerini yükselttiklerini ekleyelim.
Son olarak ise, Fransa Dışişişleri Bakanı Laurent Fabius’un, İngiltere ve Fransa’nın AB desteği olsa da olmasa da Suriyeli muhalifleri silahlandıracağını açıklaması ise Fransa’da merkez çizgiden pek çok politikacı tarafından eleştirildi. Fransa’da merkez parti olarak bilinen MoDem’in başkanı François Bayrou, hükümetin attığı bu adımla çok önemli bir risk aldığını söyledi. Fransa’da geçtiğimiz hafta Fransa basınında yer alan ve benim dikkatimi çeken konular bunlardı.