Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Hakkı Başgüney

Fransa ve eylemler

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:49 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:49

Hakkı Başgüney'in “Fransa ve eylemler” başlıklı yazısı 03 Şubat 2013 Pazar tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Bir eski reel sosyalist ülkenin, Polonya’nın, liberal görüşleri savunan vatandaşı bir tanıdığım, “bu Fransızlar ne tembel, sürekli grev ve eylem yapıyor” deyince neoliberal algının ne yazık ki bazı Doğu Avrupa ülkelerinde Fransa’dan daha güçlü olduğunu farketmiştim. Eylemler, grevler Fransa’da toplumsal hayatın vazgeçilmez bir parçası. Geçtiğimiz Perşembe de CGT, FSU ve Solidaires sendikaları kamu hizmetinin, sektörünün korunması için ve son yıllarda kamu hizmetinin modernleşmesi adı altında işten çıkarmaları, hizmetlerin kalitesindeki ve çalışma koşullarındaki düşüşleri ve genel olarak tasarruf politikalarını da eleştiren kamu sektöründe bir günlük grev çağrısında bulundular ve ülke genelinde yüzün üzerinde merkezde çeşitli yürüyüşler ve eylemler düzenlendi.

İzninizle, bu yazıda Fransa’da çeşitli gündemlerde düzenlenen eylemlere dair gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bana kalırsa, Fransa’daki eylem geleneğinin not edilmesi gereken kimi özellikleri ve özgünlükleri var. Bu eylemler, bana kalırsa, sol daha doğru bir değişle komünist dünya görüşüne sahip bir kesimin bu eylemlere önemli bir etik ve politik sorumluluk olarak yaklaşmasının sonucu olarak bu yaygınlığını, sürekliliğini koruyabiliyor. Komünist duyarlılık olarak kodladığımız şey, illa ki bir sınıf perspektifinden, emekçi sınıfların, işçi sınıfının haklarını, taleplerini savunmak gibi bir ihtiyaçtan, inançtan besleniyor. Ancak şu da bir gerçek ki eyleme katılmak, hakkını savunmak, toplumun solcu diyebileceğimiz bu kesimlerinin kararlı aktivizminin bir sonucu olarak yıllardır bu sürekliliğe ve zaman zaman da yüksek katılıma ulaşıyor.

Dünyanın birçok ülkesinde solun toplumsal tabanı ya da örgütlü kesimleri dar, bu ikisi de Fransa’da diğer birçok ülkeye kıyasla daha geniş. Bunun sonucu olarak da, bir karikatürde radyodan hükümetin tasarruf politikalarını artırıcı önlemler aldığı duyurusu yapıldığında, İngiltere’de bu haberi duyan kişi bir çay demlerken, Fransa’da ise molotof kokteyli hazırlarken resmediliyor. Ancak, eylemler Fransa’da yaygınlığına ve sıklığına rağmen her zaman çok etkili ya da kalabalık olmuyorlar. Ama bu eylemler kriz, siyasi iktidara karşı oluşan tepki gibi faktörlerin de etkisiyle daha etkili de olabiliyorlar. Örneğin, 2010’da olduğu gibi. Sarkozy’ye ve krizin artan yıkıcı etkisine karşı emekçi sınıfların daha önce eyleme katılmayan kesimleri, solun etkisinin yüksek olduğu bu eylemlere katıldılar. Bu eylemlere haftalarca aralıksız katılan sol kesimleri görünce sendikaların arkasındaki gücü görmek ve ısrarın, kararlılığın, katılım düşse de, bu eylemlerin sürekliliğini sağladığını gözlemlemek mümkün. Bu da sol siyasetin emek siyaseti açısından önemine ve kararlı, sürekli sol siyasetin genişleme şansına her zaman sahip olduğuna dair bir göstergeydi. Fransa’da bu eylemler, emekçi sınıflar açısından hükümetlerin ve sermaye sınıfının politikalarını eleştirmek, durdurmak ve kimi kazanımlar elde etmek açısından da önem taşıyor. Eylem yapmanın, direnmenin, emekçi sınıfların ve onların siyasi temsilcilerinin arasındaki uyum sayesinde, Fransa’da köklü bir gelenek olduğunu sanırım herkes kabul edecektir.

İkinci olarak ise bu eylemlerin ülkenin geneline yayıldığını, küçük kasabalara kadar ulaştığı ve bazı büyük merkezlerle sınırlı kalmadığını not edelim. Üçüncü bir nokta ise bu eylemlere olan katılımdaki kuşaksal süreklilik. Öğrenciler kadar, emeklileri ve yaşlıları da bu eylemlerde görmek mümkün. Paris’te 1 Mayıs’ta seksenlerinde olduğunu düşündüğüm bir kadının dağıttığı bildirilerden birini aldığımda duygulandığımı hatırlıyorum.

Öte yandan, bu eylemlerin zaman zaman bir karnaval havasına götürüldüğü, siyasi mesajların çok belirgin olmadığı eleştirileri yapılıyor. Göçmenler ise bu eylemlere daha sınırlı katılıyor, özellikle solcu olanlar kendi ülkelerinin siyasetleriyle olan ilişkilerini sürdürmekte ve Fransız solunun ve emek hareketinin biraz dışında kalabilmekte. Bu eleştiri Türkiyeliler için örneğin epey geçerli. Emekçi sınıfların da bu eylem kültüründen kopup, aşırı sağa kaymakta olduğu ve solun yalnızlaştığı, sınıfsal temsiliyetinin daraldığı da bir eleştiri konusu.

Hakkı Başgüney 'ın Son Yazıları