Hakkı Başgüney
FKP kongresi
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:51 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:51
Hakkı Başgüney'in “FKP kongresi” başlıklı yazısı 17 Şubat 2013 Pazar tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Geçtiğimiz hafta kaldığımız yerden devam edelim. Fransız Komünist Partisi’nin kongresine dair gelişmeleri aktarmaya başlamıştık. Geçen hafta yaptığmız bir vurguyu inceltmemiz ve konuyu ilgiyle takip eden okurlarımız açısından da bir iki noktayı belki netleştirmemiz gerekiyor. Geçen hafta kongrede çatlak seslerin çıkabileceği ve parti merkezinin kimi yönelimlerinin parti içindeki muhalif gruplar tarafından eleştirilebilecegi değerlendirmemizin, parti kongresindeki zeminin sınırlı olduğunu görmüş olduk. Kongre öncesi toplanan 16 Ocak tarihli Ulusal Konsey toplantısında, Corinne Becourt ve Dominique Negri parti merkezini sert bir şekilde eleştirmişlerdi ve Sol Cephe açılımının partiye zarar verdiği eleştirisinde bulunmuşlardı. Ancak kongre esnasında kabul edilen merkez metin etrafında şekillenen kongre akışı, bu tür değerlendirmelere pek fırsat vermedi.
Parti merkezi kongre metninde aldığı üyelerin yüzde 73’ünün desteğini delegelerin oranına da yansıtırken, Pierre Laurent 716 delegenin 614’ünün oyları ile yeniden başkan seçildi. Yüze yakın delege, tek adayın oylandığı kongre seçimlerinde Laurent’ı desteklemeyip, beyaz oy verdiler. Ancak bu sınırlı eleştirel tutum bir tek “istisna” dışında parti merkezinin vermek istediği birlik, beraberlik ve büyüme havasını çok gölgelemedi. Parti merkezi kongreye 2007’de partinin Marie George Buffet’nin adaylığında elde ettiği yüzde 2’lik çok kötü skordan sonra beş farklı seçimde yükselen oy oranları (Jean Luc Melenchon’un adaylığında başkanlık seçimlerinde yüzde 11 ve miletvekili seçimlerinde de aynı ölçüde olmasa da yüzde 6,9’luk bir oy oranı), Sol Cephe açılımının beraberinde getirdiği büyük seçim mitingleri ve 23 bin yeni üyenin partiye katıldığı propogandasıyla birlik ve coşku mesajı vermek istemişti.
İstisna dediğimize bakmayın, bu konu Parti merkezinin beklediğinden de büyük etki uyandırdı, ve basında kongrenin en çok bu şekilde gündeme gelmesine yol açtı. Evet, kongreyi takip edenlerin bildiğini düşündüğüm üye kartlarından orak çekiçin çıkarılması ve yerine Avrupa Sol Partisi’nin yıldızının konması kararı... Parti merkezi bu adımı sessiz sedasız geçiştirmek isterken, partideki muhalif gruplardan Paris merkezli olanın temsilcilerinden Emmanuel Dang Tran’ın France Inter’e yaptığı açıklama, kongrenin vermek istediği birlik, beraberlik ve “FKP etkili bir güç oluyor, sosyalistler bizi küçümsemeyi bırakın” mesajına bir darbe vurdu. Tran parti kartlarından çıkarılan orak çekiç simgesine karşı, “Partideki herkes şok oldu. FKP, kendisinin ve değerlerinin başka bir örgüt tarafından yutulmasına izin veriyor” diyerek, FKP’nin Avrupa Sol Partisi’nin sembolünü benimsemesini eleştiriyordu. Tran, orak-çekiç’in işçi sınıfının kapitalizmin politikalarına karşı direnişinde Fransa için tarihi bir unsur olduğunu söylerken, parti önderliğini “Yeşiller’den, sosyalistlerden, Troçkistlerden ve kim bilir başka kimlerden oluşan bir sosyal demokrasi formu” oluşturarak, partiyi tasfiye etmekle suçladı. Bu suçlama, Lauent tarafından da sert bir şekilde yanıtlandı. Tran için, parti merkezinin düşmanı diyor ve son seçimlerde bu grubun aldığı oyu (yüzde 6) göstererek bu grubun partiyi temsil etmediğini söylüyordu. Partinin içinde varolan diğer Marksist grupla beraber bu çevrelerin temsiliyeti, son kongrede oy düzeyinde yüzde 17 civarında kaldı. Parti içinde bulunan ama geleneksel komünist parti geleneğinin dışında varolduğu için bu gruplar tarafından önemsenmeyen Troçkist La Riposte’u, yüzde 10’luk gücünü de saymazsak...Bu grupların partinin çeşitli il ve ilçelerini elllerinde tuttuklarını ancak parti seçilmişlerindeki oranlarının çok düşük olduğunu belirtelim. Bu iki grup da uluslararası ilişkilere önem veriyor, KKE (Yunanistan Kominist Partisi) ve Portekiz Komünist Partisi ile yakın ilşkiler kuruyorlar.
Evet, uzun bir süredir Fransa’nın özgüllüğünde Marksist-Leninist ilkelerden vazgeçmeyen parti üyeleri ile Partiyi dönüştüren ve Avrupa Sol Partisi ekseninde bir güç haline getirmek isteyenlerin beraber varolduğu FKP, belki de bir yol ayrımında. Zaten 2000’lerde parti dışına düşen ve bağımsız siyaset yapan marksist geleneğe sahip çıkan gruplar mevcut. Yunanistan özelinde Syriza ve KKE (Yunanistan Komünist Partisi) ayrışmasına denk düşen bu ayrışma Fransa’da da yaşanır mı bilinmez, ama parti merkezinin yeni Ulusal Konsey için belirlediği 233’den 166’ya düşen üye kompozisyonunda 12 üye 8’i en fazla oy alan marksist gruba verilmek üzere muhalefete ayrılmaya devam ediyor. Ancak birbirinden bu kadar farklı düşünen iki farklı eğilimin, daha ne kadar bir arada siyaset yapmaya devam edebileceği de belirsizliğini koruyor.